Erişilebilirlik

'Türkiye İnsan Hakları Alanında Eleştiriye Açık Olmalı'


Türkiye’de cezaevindeki gazeteciler sorunu ve basına yönelik kısıtlamalar uluslararası platformlarca gittikçe daha sık dile getiriliyor. Zaman zaman Türkiye’den gelen uzmanlar ve tanıklar, izlenimlerini Washington’da da anlatma fırsatı buluyor.

Uzmanlar Türkiye’nin bu konudaki eleştirilere açık olması gerektiğini vurguluyor. Amerika’nın Sesi’nden Alparslan Esmer, Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğü alanındaki durumun Washington’dan bakışı, uzman ve tanıkların görüşlerinden derledi.

Gazetecileri Koruma Komitesi Türkiye’yi “en çok gazeteci hapseden ülke” olarak tanımlıyor. Örgütün rakamlarına göre Aralık ayı itibarıyla Türkiye’de 49 gazeteci cezaevinde. Basın özgürlüğünün yıllardır gerilediğine dikkati çeken Özgürlük Evi adlı kuruluş da Türkiye’yi “kısmen özgür” ülkeler sınıfında tutuyor. Özgürlük Evi’ne göre, Türkiye’de “ifade ve konuşma özgürlüğüne yönelik düşmanca bir ortam” var.

Özgürlük Evi Avrasya Programları Direktörü Susan Corke, “İfade özgürlüğü Türkiye’nin demokratikleşme sürecinin ana unsurlarından biri. Türkiye’yi bu süreçten geri bırakan şey, ifade özgürlüğünün tehditle birleşmesi. Her türlü eleştiriye düşmanca davranan bir hükümet var. Terörle mücadele yasaları birçok gazetecinin de aralarında bulunduğu yüzlerce kişinin hapsedilmesine yol açtı. Bu da Türkiye’de ifade özgürlüğü için hoşgörüsüz bir ortam yarattı,” diyor.

Özgürlük Evi Ocak ayında Başkan Barack Obama’ya mektup yazarak, bu hoşgörüsüz ortamı Türk muhataplarına iletmesini istemişti. Avrasya Programları Direktörü Susan Corke, Türkiye’yi önemli role sahip bir ülke olarak gördüklerini söylüyor: “Başkan Obama’ya o mektubu Başbakan Erdoğan’la çok yakın ilişkiye sahip olduğunu bildiğimiz için gönderdik. Mektupta Obama’dan Türkiye’nin demokratikleşme sürecindeki sorunları görmesini istedik. Bu süreçte, ifade özgürlüğü açısından yaşadığı sorunlar, Türkiye’nin çok önemli bir bölgede model olarak ortaya çıkmasına engel oluyor. Sonuçta Başkan Obama’nın mektup üzerine somut bir adım attığını görmedim, ama Büyükelçi Ricciardone’nin bir süre önceki eleştirisi önemli bir gelişme. Bunu en üst düzey Amerikalı yetkililerin de sürdürmesini umuyorum.”

Cezaevindeki gazetecilerin çoğu terör ya da darbe bağlantılı suçlardan tutuluyor. Terörle mücadele yasasının verdiği ayrıcalıklar yüzünden bu kişiler resmen suçlanmadan aylarca, hatta yıllarca cezaevinde tutulabiliyor. OdaTV davasında terör ve darbecilik şüphesiyle tutuklanan ancak 20 aya yakın hapis yattıktan sonra serbest bırakılan haber müdürü Barış Terkoğlu, hükümetin basına yönelik baskılarının sonuç verdiğini söylüyor: “İktidarlar kendi düşüncelerinden farklı şeyleri savunan kişilerden hoşlanmaz. Bu, tüm çıkar grupları için geçerli. Ancak Türkiye’de iktidar kendinden farklı düşünenleri susturuyor. Gazeteciler bunun başında geliyor. Çünkü gazeteciler kamuoyunu oluşturuyor. Bu susturma olayı öyle bir noktaya geldi ki önce çok muhalif olanlardan başladı aynen Almanya’da olduğu gibi. Ancak artık öyle bir noktaya geldi ki Hasan Cemal biliyorsunuz, hükümeti en çok destekleyen gazetecilerden biriydi. Onun bile artık Türkiye’de yazma gücü kalmadı. Bu sanırım devam edecek çünkü bu gücü kullanan kesim henüz bunun özeleştirisini yapmış değil. Her baskıdan, işten atılmadan sonra kovulan gazetecinin yerine hükümete daha güzel sözler söyleyen bir gazeteci geliyor.”

Gazetecilerin çoğu işlerinden kovulma korkusuyla hükümeti eleştirmekten kaçınıyor ve susmayı tercih ediyor. Otosansür basında genel bir uygulama haline gelirken kendilerini ifade etmeye çalışanlar, ancak internet blogları yardımıyla seslerini küçük kitlelere duyurabiliyor. İngiliz yazar ve araştırmacı Gareth Jenkins, “Bence asıl sorun, mesleki dayanışma olmaması. Tabii herkes aynı fikirde olamaz. Katılıp katılmamak önemli değil. Bizim söylediklerimizin tam tersini düşünüp yazabilirler. Önemli olan, fikirlerimize katılmayanların hakkıyla katılanların hakkının aynı olması. Örneğin iki hafta önce Mali’de gördük. Gazete editörü tutuklandı. Bütün basın greve gitti. O adamı sevmek, sevmemek önemli değildi. Mesleki dayanışma gösterdiler. Türkiye’de bunu görmüyoruz. Bence Türkiye’de asıl sorun medya,” diyor.

Jenkins 20 yılı aşkın bir süredir Türkiye’de yaşıyor. Birkaç yıl önce Ergenekon iddianamesi üzerine ayrıntılı bir rapor hazırlayan Jenkins’e göre Türkiye ifade özgürlüğünde daha da geriliyor. Jenkins Batılılar’ın Türkiye’deki durumu yeterince kavrayamadığını düşünüyor: “Mesela Ergenekon-Balyoz iddianamesine bakarsanız, binlerce sayfa. Yabancılar bunları okuyamıyor. O zaman bir şey var mı yok mu bilmiyorlar. Şu anda Suriye tam bir kaos içinde. Amerika Türkiye’ye baktığı zaman ‘Belki ilerde Türkiye’ye ihtiyacımız olacak. Onun için Türkiye’yi dışlamayalım. Belki destek istememiz gerekir’ diye düşünüp, fazla eleştirmek istemiyor.”

Gareth Jenkins ifade ve basın özgürlüğü alanında dışarıdan gelen eleştirileri yeterli bulmasa da Özgürlük Evi’nden Susan Corke’a göre Türkiye’yi eleştirenlerin sayısı artıyor. Ama Türkiye’nin bu eleştirilere tepkisi de sert oluyor. Amerika’nın Ankara Büyükelçisi Francis Ricciardone, Türkiye’deki uzun tutuklamalara dikkati çekince hükümet üyeleri tarafından içişlerine müdahaleyle suçlandı. Susan Corke, “Birkaç yıl Amerika Dışişleri Bakanlığı’nda Türkiye’yle ilgilendim. Türk hükümeti insan hakları alanında ne zaman eleştiri alsa hep böyle yanıtlar verdi. Gözlemlerime göre, bu kez Türkiye’ye yönelik dış kaynaklı eleştirilerde artış var. Çok yerden eleştiri geliyor. Gazetecileri Koruma Komitesi, Türkiye’yi en çok gazeteci hapseden ülke ilan ediyor. Avrupa Birliği eleştiriyor. Sivil toplum kuruluşları bu konuda faal. Türkiye bu konularda daha fazla sorgulanıyor. Bölgesinde önemli bir oyuncu olmak isteyen bir ülke, eleştiriye açık olmak zorunda. Ne kadar önemli bir ülke haline gelirseniz, o kadar sorgulanırsınız. Hükümetin eleştirileri geçmiştekilere benziyor, ama artık yanıt tarzını değiştirmek zorunda,” diye konuşuyor.

Susan Corke, Türkiye’nin gerek Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Örgütü üyesi olmasından, gerekse Avrupa Birliği sürecinde gerçekleştirmekle yükümlü olduğu reformlardan dolayı daha sık denetleneceğini ve eleştirilere açık olması gerektiğini söylüyor. Yabancı uzmanlar, Kürt sorununda başlatılan çözüm sürecinin Türkiye’deki tutuklu gazeteciler sorununu tamamen çözmese de azaltmasını umuyor.

Öte yandan OdaTV soruşturmasından 20 ay tutuklu yatan Barış Terkoğlu’nun davası devam ediyor. Suçlu bulunursa 18 yıl hapis cezası alabilir. Barış Terkoğlu’nun diğer meslektaşları hüküm giymedikleri halde yıllardır cezaevinde tutuklu olarak davalarının sonuçlanmasını bekliyor. Cezaevindeki süresini nasıl geçirdiğini sorduğumuz Barış Terkoğlu, “Ben bunun ağırlığını yaşadım gördüm. Bu beni daha çok olgunlaştırdı. İnsan yükle baş etmeyi öğrenince daha da güçlenir. Ben inanıyorum ki daha güçlenerek çıktım. Ve şuna inandım demek ki hayat yazı yazmak haber yazmak ifade etmek gazetecilik karşınızdaki çıkar gruplarını size karşı kışkırtabiliyor. Rahatsız edebiliyor. Siz yaptıklarınızla dünyayı değiştirebiliyorsunuz. Bu dünyayı değiştirmek hapse sokuyor bazen sizi. Buna olan inancım arttı. Daha çok gazetecilik yapma hevesiyle dışarı çıktım,” diyor.
XS
SM
MD
LG