Erişilebilirlik

'Türkiye ile Yöntemlerimiz Farklı Olsa da Hedeflerimiz Aynı'


Başkan Barack Obama, hafta başında yemin ederek ikinci dört yıllık dönemine başladı. Obama ikinci dönem için kabinesinde dış politika açısından iki önemli değişiklik yaptı, Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın yerine Senatör John Kerry’i, Savunma Bakanı Leon Panetta'nın yerine de eski Senatör Chuck Hagel’i atadı. Obama’nın kabinesinde yaptığı değişiklik ve yeniden seçilme kaygısı olmadığı için genişleyen hareket alanı dış politikada önemli değişikliklerin ipucu olabilir mi? Yeni dönemde Türk-Amerikan ilişkilerinin seyrinde de değişebilir mi? Bu soruları 2005-2008 yılları arasında Türkiye’de Amerikan büyükelçisi olarak görev yapan Ross Wilson’a yönelttik. Atlantik Konseyi Dinu Patriciu Avrasya Merkezi Direktörü olan Ross Wilson’la Amerika’nın Sesi’nden Melek Çağlar konuştu.

Melek Çağlar - Amerika’nın Sesi’ne zaman ayırdığınız için teşekkürler. Önce beklenen üst düzey ziyaretlerle ilgili görüşlerinizi almak istiyorum. Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Amerikalı yeni muadili John Kerry ve Başbakan Erdoğan’ın planlanan ziyaretlerinde hangi konuları öne çıkar sizce?

Ross Wilson - Türkiye, şu anda Amerika’nın ve tüm dünyanın ilgi odağı olan uluslararası krizlerin tam orta yerinde, ön cephesinde. Suriye, İran, Irak gibi ülkelerin her birinin durumu, çözülmesi zor karmaşık sorunlar içeriyor. İşte bütün bunların merkezinde olan Türkiye ile, Obama yönetiminin ikinci döneminin başlangıcında, üst düzey ziyaretler planlanması son derece normal.

“Obama Suriye’ye müdahaleyi düşünmüyor”

Melek Çağlar - Bu ziyaretler, bir anlamda, Obama yönetiminin Suriye konusunda daha aktif bir yol izleyeceğinin işareti olarak algılanabilir mi? Türkiye uzun zamandır, Amerika’dan bu konuda daha fazla liderlik rolü üstlenmesini istiyordu, ancak belki de geçen Kasım ayındaki başkanlık seçimleri nedeniyle Amerika bu konuda liderlik göstermedi. Şimdi bu durum değişiyor denilebilir mi?

Ross Wilson - Obama yönetimi kendi gündemi doğrultusunda Suriye’den uzak kalmadı. Ancak bu konuda oldukça ihtiyatlı davranıyor. Türk liderler bu ihtiyatlı yaklaşımı eleştirdi. Amerikalı bazı politikacılar da eleştirdi, ben bile eleştirdim. Ancak yeni dönemde Obama’nın büyük bir politika değişikliğine gideceğini sanmıyorum, en azından ikinci dönemin başlangıcında değişiklik beklemiyorum. Senatör John Kerry, Türk liderlerle konuyu derinlemesine görüşmek isteyecek, hatta aynı şekilde Ürdün, İsrail , Lübnan ve Körfez ülkelerinin görüşlerine de başvuracaktır. Bu görüşlere dayanarak da Suriye konusundaki tavsiyelerini kısa süre içinde Obama’ya sunacaktır.

Melek Çağlar - Bu durumda, Obama, ikinci döneminde, Suriye’deki iç savaş devam ederse, askeri müdahaleye başvurabilir mi?

Ross Wilson - Benim gördüğüm kadarıyla Obama yönetimi doğrudan bir müdahale konusunda isteksiz kalmayı sürdürecektir. Sadece Amerika’nın dahil olduğu bir müdahalenin riskleri ve tehlikeleri çok yüksek. Bu yüzden Obama yönetiminin yeni dönemde de müdahale konusunda isteksiz davranmaya devam edeceğini düşünüyorum. Tabii eğer büyük bir insani kriz ortaya çıkarsa veya Suriye kimyasal veya biyolojik silah kullanırsa Başkan politikasını değiştirebilir.

İran konusunda değişiklik beklentisi yok

Melek Çağlar - Hem Türkiye hem de Amerika açısından büyük önem taşıyan bir diğer konu da İran. Obama yönetimi, yıllardır devam ettirdiği politikalara rağmen İran konusunda istediği sonuca varamadı. İkinci Obama döneminde İran konusunda önemli değişiklikler bekleyebilir miyiz? Özellikle de Chuck Hagel’in Savunma Bakanı olduğu bir dönemde?

Ross Wilson - İran konusunda, hem genel politika çizgisi hem de taktik adımlar bakımından bugüne kadar tek karar verici Başkan Obama oldu. Yeni dönemde başkan yine aynı. Belki başkana yapılan tavsiyeler, mevcut koşullar veya belki de İran’ın tutumu değişebilir. Ama ben, İranlılar’ı masaya oturtmak için izolasyon ve yaptırım gibi yolları içeren, Tahran’ın Atom Enerjisi Dairesi ve BM Güvenlik Konseyi’nin kararlarına uymamasının bedelini ağırlaştıran ve gerektiğinde her seçeneği masada tutan temel stratejinin terkedileceğini zannetmiyorum. 2013 zor bir yıl olacak. Başkan Obama’nın hem Amerikan halkına hem de Kongre’nin iki kanadına İran konusunda somut bir sonuç sunması lazım. Bu nedenle de Senatör Chuck Hagel’in Savunma, John Kerry’nin de Dışişleri Bakanı olarak Obama’ya sunacakları tavsiyeler büyük önem taşıyor.

“2013 Obama için zor bir yıl olacak”

Melek Çağlar - 2013’ün Obama yönetimi açısından zor bir yıl olacağını söylediniz. Böylesine zor bir yılda Türkiye ve Amerika’yı iki ittifak olarak aynı tarafta değil de farklı politikalar savunan taraflar olarak karşı karşıya getirebilecek unsurlar neler olabilir?

Ross Wilson - Bu konuda iki unsura dikkat çekmek isterim. İster Suriye, Irak, İran isterse başka bir konu olsun, hedeflerimiz hep aynı. Taktiklerimiz, yöntemlerimiz zaman zaman farklı -hatta çok farklı- olabilir. Birbirine çok ters düşüp sorunlar yaratabilir, ama temelde hedeflerin aynı olduğu gözden kaçırılmazsa, liderler bu yöntem farklılıklarının yarattığı sorunları, rahatlıkla aşabilir. İkinci unsur ise, daha önce belirttiğim gibi Türkiye sıcak gelişmelerin yaşandığı bir noktada, burada gelişen her türlü durum, Türkiye’nin temel çıkarlarını çok yakından etkiliyor. Türkiye’nin temel çıkarlarının sözkonusu olduğu noktalarda bazı görüş ayrılıkları yaşanması normaldir. Ama hem Ankara hem de Washington’daki büyükelçiler bu ayrılıkların giderilmesi konusunda mükemmel bir iş yapıyor, üst düzey liderler arasındaki iletişim kanallarının açık kalmasını sağlıyorlar.

Melek Çağlar - Türk hükümeti kısa süre önce hapisteki PKK lideri Abdullah Öcalan’la İmralı süreci olarak anılan görüşmeleri başlattı. Bu görüşme sürecine ilişkin görüşleriniz nedir, bu kez görüşmelerden sonuç alınabilir mi?

Ross Wilson - Türkiye’nin gelişimini yıllardır engelleyen bu sorunun çözümü yolunda görüşmeler başlatılmış olması son derece önemli. Elbette bu, zorlu bir süreç olacak. Çünkü Suriye, İran ve PKK içindeki farklı unsurların etkinliği söz konusu. Dolayısıyla bu görüşmelerde sadece Türk yetkililerle Öcalan değil, farklı oyuncular da var, işte bu nedenle de zorlu bir süreç. Ama umarım bu kez sonuç alınır, çünkü toplumun bir çok kesiminde bu beklenti var.

Kongre’deki yeni isimler sorun yaratabilir

Melek Çağlar - Son sorum yeni Kongre ile ilgili. Seçimler sonrasında oluşan yeni Kongre’de Türk-Amerikan ilişkilerinde iniş-çıkışlara yolaçabilecek değişiklikler var mı?

Ross Wilson - Beni kaygılandıran iki unsur var. Senato Dış İlişkiler Komisyonu’nun yeni başkanı Robert Menendez; Temsilciler Meclisi Dışişleri Komisyonu’nun Başkanı ise Ed Royce oldu. Her iki kongre üyesinin de Amerika’daki Ermeni toplumuyla yakın bağları var. Her ikisi de siyasi kaygıyla değil, siyasi görüşleri, inançları doğrultusunda sözde Ermeni soykırımı tasarısına destek veriyor. Bu iki politikacının tutumu ikili ilişkileri zorlayabilir. Temsilciler Meclisi Dışişleri Komisyonu’nun eski üyesi Howard Berman da sözde Ermeni soykırımına destek veriyordu ancak daha sonra Türkiye’nin önemini kavradı. Menendez ile Royce’un da değişeceğini umuyorum. Türk liderlerin iki Kongre üyesiyle de yakın temas kurmalarını öneriyorum. Bu politikacılarla konuşmak belki kolay bir deneyim olmayabilir ama kesinlikle yapılması gereken bir iş.
  • 16x9 Image

    Melek Çağlar

    Melek, meslek yaşamına yazılı basında başladı. Haftalık Barometre gazetesinde muhabir ve Management-Marketing sayfa editörü olarak çalıştıktan sonra 1990’lı yılların başında aynı gazetenin Yazı İşleri Müdür Yardımcısı olarak görev yaptı. Meslek yaşamına kısa bir ara verip İngiliz Kraliyet bursuyla City University London’da gazetecilik eğitimi aldı. 1994 yılında Amerika’ya yerleşmeden önce Hürriyet gazetesinde çalıştı. Meslek yaşamına halen Internet, radyo ve televizyon yayıncılığı yapan Amerika’nın Sesi’nde devam ediyor. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunu olan Melek, yüksek lisans derecesini 2002 yılında tamamladığı George Washington Üniversitesi MBA programından aldı.

XS
SM
MD
LG