Erişilebilirlik

Türkiye’den Sınırdışı Edilen Elisa Couvert: ‘Üç Ayrı Dava Açtım’


Fransız, adı Elisa, 24 yaşında, sarışın, mavi gözlü, Siyaset bilimi mezunu. İstanbul’da master yapıyordu. Gezi eylemlerini hem eğitimi hem de merakı için izledi. Polis saldırısından kaçmak için neresi olduğunu bilmeden evinin hemen yanındaki Sosyalist Demokrasi Partisi (SDP) binasına sığındı. Diğerleri ile birlikte gözaltına alındı. Dört gün gözaltında 10 gün yabancılar tutukevinde kaldıktan sonra Fransız ajanı olmakla suçlandı ve sınırdışı edildi. Valizini bile alamadan elinde bir naylon poşetle sevgilisini göremeden sınırdışı edildi. İstanbul’da zafer işareti yapıyordu ama Paris’e geldiğinde gözleri bulutlu, zayıf bedeni yorgundu. “İlk kez bir gazeteci ile konuşuyorum” diyerek yaşadıklarını anlattı. “Kendime olanlardan çok Gezi eylemcilerinin yaşadığı şiddet ve göçmenlerin tutukevlerindeki koşullardan sarsıldım” dedi. Elisa, önce serbest bırakıldığı halde 10 gün yabancılar şubesinde tutulmasına, ardından da oturum izni olduğu ve suçsuz olduğuna karar verildiği halde gerekçesiz bir kararla sınırdışı edilmesine karşı üçayrı dava açtı. Buradan sonuç alamazsa son durak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi. Elisa ile Paris’te buluştuk:

VOA: “Türkiye ile ilk tanışıklık nasıl başladı?”

Elisa Couvert: İki yıl önce Erasmus öğrencisi olarak İstanbul’a Galatasaray Üniversitesi’ne gittim. Geçen yıl da sürekli gidip geldim. Erkek arkadaşım İstanbullu. Ağustos ayında bir yıllık oturum izniyle gidip yerleştim. Siyaset Bilimi’ni bitirdim. Paris 8’de ‘Kürtçe’yi sonradan öğrenen Kürtler’ konulu master tezi hazırlıyorum. İnsan Hakları Derneği (İHD) için gönüllü staj yaptım. Gezi olayları başlayınca, barışçıl bir halk hareketi idi. Bu gösteriler sırasında Gezi’ye gittim, oradaki birbirinden renkli insanla sohbet ettim. Parkı temizlemeleri, yüzlerce insan için hazırlanan ve bedava dağıtılan yemekler, gösteri organizasyonu. Çok güzel bir hareketti. Parkın korunması, dışarıdan insanların destekleri. Siyaset bilimi açısından çok renkli bir eylemdi. Ama sonra polisin müdahalesi başladı”.

VOA: “Müdahale Fransa’dakilere benziyor muydu?”

Elisa Couvert: “Fransa’da böyle bir şiddete tanık olmadım. İzinsiz eylemlere müdahale oluyor. Ama böyle bir baskıyı Fransa’da en azında ben şahsen hiç görmedim.”

VOA: “Nasıl tutuklandınız?”

Elisa Couvert: “Taksim’e yakın bir yerde oturuyorum. 11 Haziran Salı sabahı şiddetli patlamalar duydum ve kendimi sokağa attım. Gezi’deki arkadaşlarım için endişelendim. Onlara neler olduğunu görebilmek için dışarı çıktım. Ama Gezi’den önce yol polis doluydu ve şiddetli müdahale vardı. İnsanlar gazdan ve şiddetten korunmak için binalara sığınıyordu. Ben de panikle, onları izleyerek kapısını açık bulduğum ilk binaya sığındım. Korkunçtu. Yaralılar vardı. Yoğun gaz kullanılıyordu. Kaçanlar kapının arkasına barikat kurarak kurtulmaya çalıştılar. Polis kuş sesli zili çaldı. Sonra kapıyı zorlamaya başlayınca biz de pencereden yan binaya geçmeye başladık. Polis de yan binaya girdi. Camdan ateş etmeye başladı. Pencere üzerimize patladı. İnsanlara plastik kurşunlar sıktılar. Hemen yanımdaki bir kızın koluna girdi kurşun. Herhalde 30 kadar vardık. Yanımızdaki bir otele de girmişlerdi. Onlar da yakalandı. Otelin çaycısı bile gözaltına alındı ve 4 gün gözaltında kaldı. Bizi bir otobüste topladılar. Kollarımız bilerek aşırı sıkılan plastik kelepçelerden morarmaya başlamıştı. Otobüste 18 yaşından küçükler de vardı. Meğer SDP’nin binasına girmişim. İşte bir siyasi parti binasına sığındığımı orada öğrendim. Yani yandaki otele sığınsam başıma bunlar gelmeyecekti belki de. Polis de bana aynı şeyi sordu. Ben de ‘Gazdan kaçarken canınızı nereye attığınıza bakmıyorsunuz ki’ yanıtı verdim.

‘Polislerin gözlerine baktım teker teker’

Elisa Couvert: “Çağlayan’a götürüldük. Otobüs içinde kendinden geçen, tutuklulara saldıran polisler oldu. Adını bildiğimiz bir polis yanımdaki kızın yüzüne vurmaya başladı. Kızın yüzü morardı dayaktan. Ama bunu yapan izole olmuş bir polisti, diğerleri onu sakinleştirmeye çalışıyordu. Kızla konuştum, polis hakkında suç duyurusunda bulunmak istiyordu. Arkada üç polis bir genci dövüyordu. Yanındaki kız ‘vurmayın’ diye bağırıyordu. Bütün polislerin gözlerine baktım teker teker. 15 gündür çalışmanın yorgunluğu ve öfkesini yakaladıklarından çıkarmak ister gibi bir halleri vardı. ‘15 gündür evimize gitmedik’ diye bağırıyordu polisler. Hepsi öyle değildi tabi. Bir polis bize su verirken, öbürü ‘Bırak gebersin’ diyordu.”

VOA: “Pişman oldunuz mu?”

Elisa Couvert: “Evim 20 metre yakındaydı. Neden oraya girdim de evime gitmedim diye sonradan çok kızdım kendime. Ama öyle yoğun bir baskı vardı ki, o an nereye kaçtığınızı düşünemiyorsunuz ve ilk bulduğunuz açık kapıdan giriyorsunuz. Yasal bir siyasi partiye neden böyle davranıldığını anlamak da güç. Oraya tesadüfen giren bizlere bile terörist muamelesi yapıldı. Parti üyelerine ne yapıyorlar düşünmek dahi istemiyorum. Çağlayan’da dört gün kaldık. Yani resmi gözaltı süresinin sonuna kadar tuttular.”

‘Türkçe ifade verdim’

VOA: “Yabancı olduğunuz için farklı ya da ayrıcalıklı muamele oldu mu?”

Elisa Couvert: “Hayır. Ama ilk sorguya alınan ben oldum. İkinci günden itibaren de konsolosluk ziyaret etmeye başladı. Dolayısıyla kimsesiz değildim. En çok SDP ile ilişkimi sordular. Orada tutuklanıncaya kadar böyle bir partinin olduğunu bile bilmediğimi söyledim. Orada benim yabancı ajan olduğumu Fransız ajanı olduğumu söylediler. Katıldığım diğer gösteriler, siyasal bilgiler tezim, kimlerle görüşüyordum, arkadaş grubum. Saklayacak hiçbir şeyim olmadığı için kısaca tüm sorulara yanıt verdim. Türkçe bildiğim için kendimi Türkçe ifade edebildim. Sanırım benim evimin 20 metre yakında olduğu ve o parti ile bir ilişkim olmadığını sonunda anladılar. Cuma sabahı saat 11.30’da mahkeme önüne çıkarıldık. Gece 22.30’a kadar orada kaldık. Ama ne yemek ne su verdiler. Avukatlarımız su getirmese hiçbir şey yok. Sonunda savcının önüne çıktık. Uzun uzun savcılık kararını bekledik. Sanırım savcı o gün 56 kişiyi sorguladı. Yalnızca ben ve diğer bir kız hakkında salıverme kararı verdi. Mahkemede 2-3 saat daha bekledik. Ama biraz sonra özgür kalacağımı düşünerek hep sakin kalmaya çalışıyordum. Sonra bana yaklaşan bir polis, yabancı olduğum için ek formalite gerektiğini söyledi. Daha sonra beni Yabancılar Şubesi’ne aktaracaklarını söylediler. Bana kimse bir şey açıklamıyordu. Savcı salıverilmeme karar verdiği halde bırakmıyorlardı. Orada biraz öfkelendim. Neredeydim bana ne yapacaklardı hiçbir şey açıklamıyorlardı...Sonuçta erkek arkadaşım geldi. Beni sakinleştirmeye çalıştı. Beni götürdüler. Bana burada mı kalmak istiyorsun, Fransa’ya dönmek istiyorsun dediler. Ben kalmayı tercih ettim. O zaman dosya Ankara’ya gidecek dediler. Bir iki gün içinde biteceğini söylediler. Ama belirsizliğin yarattığı korkuyla ironik bir şekilde adı ‘misafirhane’ olan yerde 10 korkunç gün geçirdim. Sonuçta beni sınırdışı etmeye karar verdiler. Ekim ayına kadar geçerli olan oturum iznimi iptal ettiler. Gerekçesini soruyorum tek yanıt yok. Yazılı tek gerekçe yok. Yasal dayanak yok. Hiçbir gerekçe göstermediler. Tek bir gerekçe yok. Masum bile olsak, yabancıları sınır dışı etme hakları olduklarını söylediler.”

VOA: “Misafirhane neden korkunçtu?”

Elisa Couvert: “Misafirhane denilen ve hiç de misafirperver olamayan göçmen tutukevindeki koşullar korkunçtu. Temizlik malzemesi, çamaşır suyu, hijyen hiçbir şey yoktu. Hastalara ilaç vermek için para topladılar, sonra hasta ilaç istediğinde kalmadı yanıtı verdiler. İnsanlar dil bilmiyor, hamile kadınlar var, çocuklar var, tercümanları yok, paraları yok. Aylardır orada o hijyen koşullarında gerçek bir öğün yemeden kalanlar vardı. Dil bile bilmedikleri için kendilerini ifade edemeyenler, bunun stresi ile bayılanlar, sara krizi geçirenler… Koşullara inanamazsınız… Kendime olanlardan çok Gezi eylemcilerinin yaşadığı şiddet ve göçmenlerin yaşadıkları karşısında sarsıldım.”

VOA: “Nasıl sınır dışı edildiniz?”

Elisa Couvert: “Türkmen, Özbek, Afgan, Afrikalı bir sürü insanla beraber 10 gün geçirdim. Cumartesi sabahı dosyamı izleyen polis ‘Haberler kötü, sınırdışı edildiniz’ dedi. bİR yıl Türkiye’ye giriş yasağı getirildi. Biletimi benim ödemem gerektiğini söylediler. Yoksa bedava bilet istersem bir ay daha bekleyecektim. Ben avukatımla konuşmak istediğimi söyledim. Avukatlar ‘Ya onlar ya da konsolosluk ödemeli’ dedi. Sınırdışı edilme saatimi de net söylemeyerek son ana kadar keyfini çıkardılar. Halbuki gene saatlerce bekledim. Avukatlarım mahkemeye başvurmak için dosyanın fotokopisini istedi. Vermediler ‘Elle yaz’ dediler. Zavallı kadın dosyadan notları elle yazarak aldı. Sonra her şey çok hızlı oldu. Erkek arkadaşım avukatlarım ile dava başvurularını yaptı. Ben Adli Tıp’a götürüldüm. 15 dakika sonra ‘Elisa gidiyorsun’ dediler. Saat 17.30 civarındaydı. Polisler sanki hemen gidecekmişiz gibi bağırıyordu. Ama gene saatler sürdü. Erkek arkadaşımı uyardım. Eve koştu. Valizimi hazırladı. Havaalanına geldi. Ne vedalaşabildik, ne de valizimi alabildim. Umutsuzca sadece valizi göndermek istemiş ama almamışlar. Avukatımı bile haberdar etmediler.”

VOA: “Dava mı açtınız?”

Elisa Couvert: “Elbette sınırdışı kararını temyize götürüyoruz. Savcılık suçsuz bulup serbest bıraktığı halde, masum olduğum halde, gerekçesiz sınırdışı edildim. Bir yıl Türkiye’ye girme yasağım var. Oysa tezimi Ekim’de teslim etmem lazım. Sürücü kursuna gidiyordum yarım kaldı. Ankara ve İstanbul İdare Mahkemeleri, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne dava açtık”.

VOA: “15 gün süren kabustan sonra nasıl hissediyorsunuz?”

Elisa Couvert: “Henüz geri çekilip neler oldu diye bakamadım. Hala yaşadıklarımın etkisindeyim.”

Yorumları göster

XS
SM
MD
LG