Erişilebilirlik

'Türkiye Amerikan Yönetiminden Somut Adımlar Bekliyor'


Uluslararası toplum Suriye krizinin çözümü konusunda bir uzlaşmaya varamadı. Yakın zamana kadar da uzlaşma beklenmiyor. Ancak, Türkiye-Suriye sınırında yaşanan son gerginlik, krizin Suriye sınırlarının dışına taşabileceği tehlikesini arttırdı. Uzmanlar seçim döneminde ve hatta başkanlık seçimlerini izleyen haftalarda, Washington’un Ortadoğu’daki gelişmelerden uzak durmaya çalışacağına dikkati çekiyor.

Türkiye bir yandan Suriye’den gelen onbinlerce sığınmacıyı ağırlamaya, diğer yandan da bu ülke topraklarından düzenlenen topçu saldırılarını durdurmaya çalışıyor. Krizi Suriye topraklarında tutmaya çalışan Türkiye, bu ülkede güvenli bölge oluşturmak için müttefiklerinin yardımını bekliyor. Ama uzmanlar, Amerikan yönetiminin özellikle de bu seçim döneminde elinin kolunun bağlı olduğunu vurguluyor. Ortadoğu Enstitüsü'ne bağlı Türk Çalışmaları Enstitüsü tarafından düzenlenen bir konferans için Washington'a gelen Yıldız Teknik Üniversitesi profesörlerinden Nurşin Güney bu durumun Türkiye açısından oldukça yorucu olduğunu söylüyor:

“Türkiye’nin şu anlamda Amerika’dan, şu andaki Amerika yönetiminden, daha sonra da kim seçilecekse ondan çok büyük beklentisi var. Şu anda Türkiye Ortadoğu’da, özellikle de bu 900 kilometrelik sınır nedeniyle Suriye’yle sıcak bir çatışma yaşıyor. Bunu önce, yumuşak güvenlik boyutu nedeniyle muhatap olmuştu. Bu ne anlama geliyor? Suriyeli mültecilerin sınırlara akın etmesi. Ama Türkiye’nin böyle bir geleneği var, hep bu konuda yardımsever oluyor. Ama tabi onu karşılayabilmesinin de bazı limitleri var. Mesela bu konunun çözülmesi konusunda bazı öneriler ortaya attı. Bunu BM’de paylaşmaya çalıştı. Bu bağlamda Amerikan yönetiminden kendisine yönelik somut adımlar atılması ve işbirliği yapılması yönünde beklentileri var. Ama evet, dediğiniz gibi şu anda seçim dönemi olduğu için biz Obama’nın seçim sırasındaki konuşmalarına baktığımızda sadece Ortadoğu değil, dış politikaya bile fazla bir atıf olmadığını görüyoruz. Bu çok normal. Amerikan siyasetinde seçim sırasında daha ziyade ilgi alanı içeriye döner.”

Cumhuriyetçi Parti Başkan Adayı Mitt Romney, son dönemde kamuoyu yoklamalarındaki konumunu yükseltti. Obama yönetimini Ortadoğu’daki gelişmelere pasif yaklaşmakla suçlayan Romney, seçimleri kazanırsa Türkiye ve Suudi Arabistanlı müttefikleriyle birlikte çalışarak radikal olmayan Suriyeli isyancılara silah sağlayacağını söylüyor. Romney’in George Bush dönemindeki gibi Ortadoğu’da daha şahin bir politika izleyip izlemeyeceğini sorduğumuz Profesör Nurşin Güney, beklentilerini şöyle açıklıyor:

“Ben çok büyük bir değişiklik olacağını sanmıyorum. Yani özellikle Romney’in dış politika konusunda fazla bir deneyimi de yok. Amerika’nın ulusal güvenlik belgelerine bakarsanız ve bu yöndeki açıklamaları takip ederseniz, direk olarak Ortadoğu’ya güç kullanımında çok tedbirli davranacağını da görürsünüz. Yani bundan imtina ediyor. Sadece BM Güvenlik Konseyi’nden meşru bir karar çıkabilseydi, bu Amerika’yı da rahatlatacaktı, başta Türkiye olmak üzere. Yani bunun altını çizmek lazım. Kamuoyu dediğinizde Türkiye’deki kamuoyu da rahatsız. Bu hem Arap kamuoylarını, hem de Türkiye kamuoyunu Amerika’nın bu harekete geçme konusundaki yavaşlığı aslında negatif etkiliyor. Buna da dikkat etmek lazım. Çünkü bu Arap Baharı olarak başlayan sokakların taleplerinin sadece sözle karşılık bulması, acil olarak, sokaklardaki aş, iş beklentisi içindeki gençleri tatmin edecek bir şey değil. Özellikle ben takip ediyorum mesela, Suriye’deki bu muhalefet de bir bütün değil, bölünmüş. Ama bunun içindeki çeşitli gruplar içerisinde Amerika’ya olan inancın yavaş yavaş yitirilmeye başladığı ve maalesef bu iş böyle giderse bu grupların bir şekilde radikalleşmeye itileceği yönünde ifadeler var.”

Türkiye ve Amerika, Arap Uyanışı’ndan sonra Ortadoğu’da yeni toparlamaya başlayan ülkelerde farklı alanlarda işbirliği yapmanın yollarını arıyor. Ancak Amerika’nın bölgedeki en büyük müttefiki olan İsrail, bu işbirliğinin dışında tutulabilir mi? Prof. Nurşin Güney, fırsat pencereleri açık olduğunu söylüyor:

“Bugünün koşullarında İsrail şu anda bu işbirliğinin dışında. Çünkü gelinen durumdaki ilişkiler çok iyi gitmedi, yani seyrinde gitmedi. Ama bu konjonktürel değişikliğin, bu Ortadoğu coğrafyasındaki, dün ahbap olan bugün kendisini karşı durumda konumlandırmış olan, bu yeni değişim sonucunda, İsrail’le olan sorunların bir şekilde sözel olmasa da zaman içinde iyi bir noktaya gelmesi gerektiğine ben inanıyorum. Ama İsrail’in de bu yönde iyi girişimleri yerine getirmesi gerekiyor. Yani ona yönelik Ankara’dan yapılan mevcut taleplerde bir adım atması suretiyle. Çünkü, dediğim gibi bölgede insanların, sokakların demokrasi taleplerinin bir şekilde pekişmesi, öncelikle bu halkların iktisadi taleplerinin karşılanması ve bunun yanı sıra demokrasiyle ilgili taleplerinin karşılanması gerekiyor. Bunun için de bölgede bu tür işbirliği alanı yaratmak lazım. Bu yönde açılımlar var aslında. Fırsatlar da var. Mesela Tunus ya da Mısır’da bu yönde açılımlar var. Bu konuda hem Türkiye, bölge ülkesi olarak, bölge dışından Amerika’nın iktisadi ve teknik yardımıyla bu tür bir inisiyatifle bir anlamda bir açılım sağlanabilir. Buraya, bu noktada İsrail de girebilir. Bir takım fırsatlar var, riskler olduğu kadar, bölgenin şu andaki karışık durumunda. Bunlar eğer akıllıca değerlendirilirse fırsat pencereleri bir yerde kapanıyor, bir yerde de açılıyor.”

Gerek Amerika, gerek Türkiye, geçiş dönemi yaşayan bu ülkelere deneyimlerini aktarabilmenin yollarını arıyor. Ancak Washington’a gelen Arap uzmanlar, daha önce Amerika’nın Sesi’ne yaptıkları açıklamada, kendi kamuoylarının Türkiye’nin siyasi deneyimlerinden çok ekonomik deneyimleriyle ilgilendiğini söylemişti. Profesör Nurşin Güney de bunu doğruluyor:

“Türkiye 1980’lerden sonra özellikle Türkiye merkezi-ekonomik-devlet bağımlı bir iktisadi durumdan çıktı. Onun dışında liberal ekonominin ve küresel sistemle entegre olmuş bir ülke haline geldi. Dolayısıyla bu yöndeki tecrübelerinden tabi ki Mısır faydalanabilir, bundan Mısır faydalanırken doğal olarak Türkiye’nin kendisi faydalanabilir. İşte bunu söylemek istiyorum. Buna Tunus da katılabilir. Amerika destek verebilir. Böylece bölgede bir ekonomik bağımlılık sonucunda taraflar arasındaki iletişim, bu fikir, işadamları sonucunda fikirlerin de sınırları taşarak bir anlamda bir işbirliği alanı yaratıp bir ortak norm, yani demokrasiyi yeşertecek bir norm oluşması suretiyle bir barış alanı yaratılabilir ki, bu da Arap sokaklarının bu geçiş döneminde ve geçişini tamamlamış bazı ülkelerin demokrasi yönündeki sorunları ve engellerini aşacak olumlu bir ivme olacaktır diye düşünüyorum.”

Arap ülkelerinde neredeyse iki yıl önce demokrasi talebiyle başlayan ayaklanmalar, bazılarında başarılı sonuç verdi. Suriye örneğinde olduğu gibi bazılarındaysa kanlı güç mücadeleleri hala devam ediyor. Üstelik Türkiye’nin bu ülkelere kendi deneyimleriyle yardım etmek isterken yavaş yavaş istemediği bir krizin içine çekilmesi, geçiş döneminin hiç de kolay olmayacağına işaret ediyor.
XS
SM
MD
LG