Erişilebilirlik

Türkiye’de 'Kadın' Üzerinde Baskı Artacak mı?


Türkiye, eğitim hayatında kıyafet özgürlüğü gerekçesiyle kız çocuklarına yönelik başörtüsü yasağının kaldırılmasıyla ‘seküler devlet’ ile yetişme çağından itibaren kadın üzerinde oluşturulan dini baskıyı tartışıyor

Milli Eğitim Bakanlığı’nın ortaöğretimde kılık-kıyafet kurallarını düzenleyen yönetmelikte yaptığı değişiklik ile Türkiye’deki tüm okullarda 10 yaşından itibaren kız çocukları açısından başörtüsü kullanılması dönemine geçiş yaşanıyor.

Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın onayıyla hayata geçirecekleri yönetmelik değişikliyle ‘başörtüsü serbestisi’ sağladıklarını belirtirken, eleştiri ve endişeleri ise ‘magazinel’ olarak değerlendirdi. Avcı’nın yönetmelik Resmi Gazete’de yayımlandığında pek tartışılacak yönü olmadığını savunmasına rağmen Türkiye’de Konya gibi illerde bugün 5’nci sınıf öğrencisi kız çocuklarını okula başörtülü gönderdiğini açıklayan aileler bulunması ve TV kanallarındaki görüntüler dikkat çekti.

Türkiye’de 5’nci sınıftan itibaren dolayısıyla 18 yaşına gelmemiş ve reşit olmamış aileleri gözetimindeki kız çocuklarının bu yeni düzenlemeyle nasıl etkileneceği ise endişeyle karşılandı. AKP Hükümeti taraftarı kesimlerce bu düzenlemeyle kız çocuklarının okullaşma oranında artış olacağını savunuldu. Bu kesimlerce Türkiye’de muhafazar kesimlerde büyüme çağındaki kız çocukları tarafından ‘kendi iradesi’ ile karar alınabileceği iddiasının ortaya atılması da göze çarptı.

Son olarak eğitimde din odaklı yaklaşımlara yönelik en son Alevi vatandaşlarca yapılan başvuru üzerine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından ‘zorunlu din eğitimi kaldırılmalı’ kararı alınması ardından AKP Hükümeti bunu uygulamayacağını açıklamıştı. Şimdi Türkiye’de eğitimde dini ağırlık tartışılırken ortaya ‘başörtüsü serbesti’ olarak sunulan düzenleme ise uzmanlar ve sivil toplum örgütlerince eleştiriliyor.

‘Kuralı devlet değil aileler koyacak’

Türkiye’de eğitimde kız çocuklarıyla ilgili değerlendirmelere imza atan Ankara Üniversitesi Sosyoloji Bölümü öğretim üyesi Prof.Dr. Nilay Kaya ise, Amerika’nın Sesi’ne yaptığı yorumda kız çocukları açısından ‘dezavantaj’ yaratılacağına dikkat çekti. Bu yönetmelik değişikliğiyle devlet yetkisinde olan eğitim hayatındaki kılık-kıyafet düzenlemesinin bir anlamda aile yetkisine devredildiğini kaydeden Kaya, kız çocuklarına yönelik baskı artacağı gibi kendi aralarında da çatışma doğacağını dile getirdi. Kaya, şunları ifade etti: ‘Eğitimde en dezavantajlı kesimi kız çocukları temsil ediyor. Bunu başörtüsü meselesi olarak görmemek lazım. Evde kız çocuklarına mevcutta olan iş yükü ve beklentilere ilaveten şimdi aile eğitim hayatındaki kıyafetine de karar verebilecek. Zorunlu sekiz yıllık eğitimde şimdiye dek devlet, çocuklar okula başı açık gelecek diyordu. Dolayısıyla

okula katılım kuralları devlet eliyle belirlenirken şimdi aileler kural koyucu olarak ortaya çıkıyorlar. Kız çocuklarının içinde bulunduğu gelişim döneminde baskı artacaktır. O yaşta örtünmek istenmeyen çocuklar için okul kaçış idi. Şimdi tam tersi arkadaşlarıyla çelişki yaşayacak. Okula gelindiğinde başörtüsüz ile başörtülü akranlar arasında da zaten o yaşlarda acımasız olan birbirini eleştirmeyi de hesaba kattığınızda olumsuz etkileşim ve karşılıklı çatışmalar olacak. Başı açık olan çocuk da başı kapalı çocuk da ‘Ben niye böyleyim’ diye soracak. Kız çocuğu gittiği okulda çoğunluk nasılsa o toplumsal baskıyı hissedecek. Zaten etiketleme, dışlama çocuk çağında zaten böylesine fazla iken şimdi karşılıklı etiketlemeler artacak. Çocuğun okula ilgisi, tüm hayatı sosyo-psikolojik olarak etkilenecektir. Başörtüsüne sadece bir kıyafet özgürlüğü diye bakmamak lazım. Sistemde zaten malesef açıktan öğretim imkanı tanındığı için başörtüsü engeldi demek doğru değil. Şimdi başı kapalı olduğu için kız çocuklarına okula gitme izni verilecek anlayışı doğru değil. Türkiye’de imam-hatip okulllarına gönderiyordu aileler zaten. Ama asıl mesele kız çocuklarını okula göndermemek eğilimi. Bu değişiklik yerine eğitimdeki fırsat eşitliği mutlaka sağlanmalı. Kız çocukları açısından Türkiye genelinde önceliği erkek çocuğunu okutma önceliği var. Dolayısıyla eğitimde bu eşitsizlikleri gidermek gerekiyor.’

İptali için Danıştay’a gidilecek ama…

Bugün ayrıca okullarda müdür atamalarında belirli görüşte ve özellikle de AKP Hükümeti’ne yakınlığıyla bilinmekte olan Eğitim-Bir Sen adlı sendika üyelerinden atama yapıldığı gerekçesiyle diğer eğitim sendikaları ve sivil toplum örgütleri ise protesto gösterisi düzenledi. Bu protestolarda bu yönetmelik değişikliği de hedef alındı.

Protesto etkinliklerini devam ettireceklerini kaydeden Eğitim-Sen Genel Başkanı Kamuran Karaca, Amerika’nın Sesi’ne şu değerlendirmeyi yaptı: ‘Başörtüsü 5’nci sınıftan itibaren serbest bırakılmıştır. Birincisi İslam inancı sadece türbana, başörtüsüne indirgenerek 10 yaşında bir çocuğa insan hakları açısından hayatı boyunca zorunlu bir yönelim söz konusudur. Oysa biz Türkiye’nin de imza attığı uluslararası sözleşmeler ve hukuk boyutuyla 18 yaşından önce çocukları reşit kabul etmeyeceğiz. Şimdi takmayan çocuk, yanında aynı inancı taşıdığını söyleyen çocuk başörtüsü taktığı için psikolojik baskı yaşayacaktır. İkincisi de AKP Hükümeti, ne zaman siyaseten sıkıştığında toplumsal gündemi değiştirmek için başörtüsü üzerinden bir adım atıyor. Malesef hükümet, Türkiye’de sadece dünyaya, topluma dini pencereden bakan insanlar yaratmak istiyor. Hiçbirşeyi sorgulamayan, dinen bakan bir toplum yaratılıyor. Malesef 80 yıllık cumhuriyet tarihinde geriye gidiş yaşanıyor.’

Bunun dışında Hükümet’in zorunlu din eğitimini kaldırmama tutumu ile iddia ettiği gibi eğitimde demokrasi ya da özgürlük yanlısı olmadığını da kaydeden Karaca, ‘Türkiye hak etmediği bir süreç yaşıyor. O çocuklar 10 yaşında ne olduğunu anlamadan, kendi kararı olmaksızın kapanacak ama tüm hayatı öyle şekillenecek. Şimdi bunu bize demokrasi diye sunuyorlar’ dedi. Karaca, yönetmeliği iptal ettimek için Danıştay’a başvuracaklarını da açıkladı ancak Hükümet’in bugüne dek pekçok Danıştay kararını uygulamadığını da anımsattı.

‘25’nci yılında çocuk haklarını çiğniyoruz’

Türkiye’de yıllardır ‘Çocuk Gelinlere Hayır’ sloganıyla özetlenen erken yaşta, reşit olmayan kız çocuklarına yönelik cinsel istismara karşı projeler yürüten Uçan Süpürge’nin Koordinatörü Selen Doğan da yeni düzenlemeden endişe duyanlardan. Amerika’nın Sesi’nin sorularını yanıtlayan Doğan, Türkiye’nin de imza attığı Birleşmiş Milletler Uluslararası Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 25’nci yılını kutlamaya hazırlandıklarını anlatarak sözlerine başladı. Buna karşın Türkiye’de kız çocuklarının insan haklarını çiğneyen, yok sayan bir adım atılmış olduğunu kaydeden Doğan, şunları dile getirdi: ‘Kız çocukları açısından insan hakları sorununu artık tartışmalıyız ve bunu gündemde tutmalıyız. Biz öncesinde 4+4+4 eğitim sistemine geçiş ile zorunlu eğitim dışında kalacak kız çocukları sayısının artacağından endişe duyuyoruz. Ama henüz bunun kız çocuklarını evde tutacağına dair olası uzun vadedeki sonuçlarını göremeden üstüne bu eklendi. Tutucu-muhafazkar hükümetler döneminde bunun gibi adımlar yaşanıyor. Ama Hükümet, 4+4+4 eğitim sistemiyle kız çocuklarını zorunlu eğitim dışında bırakan adımını başka bir hamle ile başörtüsü meselesiyle pekiştirdi. 18 yaşından önce çocuklar dediğimiz reşit olarak kabul etmediğimiz kızlar açısından şimdi aileleri tarafından eğitim hayatlarıyla ilgili karar verilecek. BM Uluslararası Çocuk Hakları Sözleşmesi ki dünyada en çok kabul görmüş ve 25’nci yılını kutladığımız 2014 yılında bu düzenleme çocuk hakları yönüyle Türkiye’nin hem de parlamento gündeminde daha fazla yer tutmalı. Bu ayrıca Türkiye’deki etnik ve mezhepsel ayrımcılığı da görükleyecektir. Hükümet’in özgürlük iddiasıyla eğitimde o zaman dini grupların kendi sembollerini de taşıma hakkı tanınması gerekir. Buna karşı argüman ise kız çocukları başları kapalı diye eğitime devam etmesin mi diye üretilebilir. Ancak bırakın çocuklar 18 yaşına gelsin ve reşit olduktan sonra kendi kararlarını versinler. Ortada bu yönden kız çocuklarına verilmiş hak yok.’

Yorumları göster

XS
SM
MD
LG