Erişilebilirlik

Temsilciler Meclisi’nde Türkiye Konuşuldu


Amerikan Temsilciler Meclisi’nin Avrupa, Avrasya ve Yükselen Tehditler Alt Komisyonu, Çarşamba günü, “Zorluklar Karşısındaki Türkiye Demokrasisi” başlıklı bir oturum düzenlendi. Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi Üyesi Dana Rohrabacher’in başkanlığını yaptığı oturumda Columbia Üniversitesi’nden öğretim üyesi David Phillips, HDP Amerika Temsilcisi Mehmet Yüksel, Türk Miras Vakfı Başkanı Ali Çınar ve Atlantik Konseyi Stratejisti Naz Durakoğlu konuşmacı olarak katıldılar.

Oturumda Türkiye’de 16 Nisan’da düzenlenecek anayasa değişikliği referandumu ve referandumun olası sonuçları, Türkiye’de ifade ve basın özgürlüğü gibi konular konuşuldu.

Oturumun Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğünün konuşulduğu bölümünde Türk Miras Vakfı Başkanı Ali Çınar Türkiye’de gözaltında ve tutuklu bulunan gazetecilerin gazetecilik faaliyetlerinden değil terör örgütleriyle ilişkileri nedeniyle yargılandıklarını söyledi. Çınar bu kişilerin “FETÖ ve PKK propagandası yaptıkları ve gizli kalması gereken istihbarat bilgilerini paylaştıkları iddiaları ile suçlandıklarını” söyledi.

Bunun üzerine oturumu yöneten Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi Üyesi Dana Rohrabacher, araya girerek bunun Kongre’de ilk kez düzenlenen bir oturum olmadığını dolayısıyla Türkiye’de gazetecilerin işlerini kaybetmelerinin sadece darbe girişimiyle alakalı olmadığını söyledi. Oturum başkanı “Cumhurbaşkanı (Recep Tayyip) Erdoğan ve ailesiyle ilgili rüşvet soruşturmasına dair haber yapan gazetecilerin de işlerini kaybettiklerini bildiklerini söyleyerek “O gazetecilerin şu an nerede oldukları hakkında bilginiz var mı?” diye sordu. Çınar bu konuda net bir bilgi sahibi olmadığını söyleyince oturum başkanı da “Evet, bunu yanıtlayamazsınız tamam anladım” yanıtını vererek farklı bir konuya geçti.

Ali Çınar ayrıca Türkiye’nin demokrasisini değerlendirirken bölgesel riskleri ve ülkenin karşı karşıya olduğu terör tehdidini de unutmamak gerektiğine dikkat çekti. Terörün Türkiye için ciddi bir sorun olduğunu hatırlatan Çınar sadece 2016 yılı içerisinde Türkiye’de PKK ve IŞİD tarafından düzenlenen saldırılarda 270’den fazla kişinin hayatını kaybettiğini belirtti. Çınar, 2016 yılında da Türkiye’nin, Fettullah Gülen tarafından organize edildiğine inanılan bir darbe girişimi ile karşı karşıya kaldığını hatırlatırken bu darbe girişiminin arkasında Gülen’in olduğu konusunda Türkiye’deki muhalefetin dahi hükümetle hemfikir olduğuna dikkat çekti. Ali Çınar, darbe girişiminin 249 vatandaşın hayatına mal olduğunu hatırlattı; bu sebeple ülkede uygulanmakta olan olağanüstü halin güvenliğin yeniden tesis edilmesi için gerekli olduğuna vurgu yaptı.

Öte yandan Columbia Üniversitesi Öğretim Üyesi David Philips’in Erdoğan yönetiminin devlet dairelerinde türbanı serbest bırakmasını yönetimin İslami köklere doğru kayması olarak nitelendirmesine de oturum başkanı Dana Rohrabacher “Bunun adil bir değerlendirme olduğunu düşünmüyorum. Bana kalırsa bu radikalleşmenin bir işareti ya da radikal İslam’ın bir sembolü değil. Kadınların türban takma konusunda kendilerinin karar vermesi son derece normal. Eğer kadınlar zorla başlarını bağlamaya zorlanırlarsa bu, radikal İslam olur” diyerek yanıt verdi.

David Philips ayrıca Erdoğan ve ailesinin IŞİD’in petrol satışlarına aracılık ettiklerini gösteren 57 bin elektronik posta mesajının ortaya çıktığını iddia etti. Philips bu satışlardan günlük ortalama 3 milyon dolar gelir elde edildiğini bu paranın da IŞİD’in operasyonlarına destek olmak amacıyla örgüte akıtıldığını öne sürdü. Phillips ayrıca bu konuda haber yapan tüm gazetecilerin işlerini kaybettiklerini ve hapse atıldıklarını söyleyerek buna Cumhuriyet Gazetesi’ne karşı açılan davayı örnek gösterdi.

HDP Amerika Temsilcisi Mehmet Yüksel de Türkiye’de hükümetin Kürt halkını düşman olarak gördüğünü ve “Türkiye’nin Kürtler’e yönelik adeta ağır çekim bir soykırım yürüttüğünü” iddia ederek Güneydoğu’da düzenlenen operasyonlara ilişkin bilgileri paylaştı. Yüksel bu operasyonlarda insan haklarının ihlal edildiğini bu konuda Birleşmiş Milletler raporu da olduğunu belirtti ve operasyon düzenlenen şehirlerdeki görüntülerin iç savaşın devam ettiği Suriye’deki şehirlerdekilerle aynı olduğunu ileri sürdü.

Atlantik Konseyi Stratejisti Naz Durakoğlu da 16 Nisan’da düzenlenecek referandum ile cumhurbaşkanına verilecek yetkilere değindi. Durakoğlu referandumun basit bir halk oylaması olarak değerlendirilmemesi gerektiğini, referandumun sonuçlarının ülke tarihi ve NATO ittifakı üzerinde de önemli etkileri olacağını söyledi. Durakoğlu referandumda “Evet” sonucu çıkması halinde cumhurbaşkanının hemen hemen tüm yönetimsel yetkilere tek başına sahip olacağına dikkat çekti.

Oturumun sonunda Rohrabahcer yaptığı kapanış konuşmasında Türk ve Amerikan halklarının uzun yıllardır süregelen dostluğundan bahsetti ve yapılacak referandumun son derece önemli olduğunu belirtti. Rohrabahcer, “Bu referandumla Türk halkı, Amerika’nın ve Batı’nın yanında bir ülke mi olacak, yoksa radikal İslam’a destek veren ve hatta teröre destek veren bir yönetim ile mi devam edecek, buna karar verecekler. Umut ediyorum ve diliyorum ki Türk halkı Amerika’nın yanında kalmaya devam edecektir,” dedi.

XS
SM
MD
LG