Erişilebilirlik

'15 Temmuz Türkiye'nin Yaşadığı En Büyük Organize Terör Saldırısıdır'


Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu, Washington'da düzenlenen Uluslararası Barolar Birliği Genel Kurulu'na katıldı.

Feyzioğlu, dünyanın en büyük mesleki etkinliklerinden biri olarak kabul edilen ve dünyanın her yerinden barolar birliği başkanları ile 6 binin üzerinde avukatın katıldığı Uluslararası Barolar Birliği Genel Kurul'unda yaptığı konuşmada, 15 Temmuz gecesi neler yaşandığına, darbe girişiminin nasıl geri püskürtüldüğüne ve sonrasında yaşananlara da geniş yer verdi.

ABD temaslarını Amerikan Sesi’ne değerlendiren Metin Feyzioğlu,15 Temmuz'u, Türkiye'nin yaşadığı en büyük organize terör saldırısı olarak tanımladı, darbe girişiminin Türkiye'yi bir iç savaşa sürükleme girişimi olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

"Biz bir hükümet yapısı değiliz hükümetin çatısı altında değiliz. Atanmış değiliz, bağımsız bir bütçemiz var ve hiçbir güce tabii değiliz,’’ diyen Feyzioğlu, F tipi yapılanmanın Türkiye’de devlet mekanizmasını çok uzun süredir içine sızmak suretiyle ele geçirdiğini kendilerinin yıllardır söylediğini hatırlattı.

"Biz F tipi yapılanmanın ele geçirdiği mahkemelerin duvarına çarpmanın ne demek olduğunu biliyoruz, yaşadık bunu. O hakimlerle iç içe durduk. Ve emir talimatlarla nasıl kararlar verildiğini günlük hayatta yaşayan insanlarız. Dolayısıyla söyleyecek çok sözümüz var. Anlatacak çok bilgimiz de var kuşkusuz,’’ diye konuşan Feyzioğlu, "Yaptığımız temaslarda bu F tipi yapılanmanın aslında bir Dan Brown romanı olmadığı, bunu basbayağı Türkiye’nin yaşadığını oldukça da bilgili, belgeli, delilli şekilde izah ettiğimizi düşünüyorum,” dedi.

"İktidara büyük görev düşüyor"

15 Temmuz sonrası yaşanan birlik ve beraberlik ortamına rağmen bundan sonra da iktidara büyük görev düştüğünü savunan Feyzioğlu’na göre 15 Temmuz’da Türkiye sadece bir darbeyi püskürtmedi, kıyısına kadar gelinen iç savaş tehlikesini de püskürttü.

"Şimdi bu iktidara düşense bu birleşmenin birliğin sağladığı çok eşsiz fırsatı düzgün kullanmak. 'Peki düzgün kullanabiliyor mu?' derseniz, maalesef benim bu konuda da düşüncem pek olumlu değil. Ve giderek her geçen gün kaygılarımız artıyor," şeklinde konuşan Metin Feyzioğlu, "Örneğin kanun hükmünde kararnamelerle devletin yeni baştan yapılandırılmasını hiçbir şekilde doğru bulmuyoruz. Olağanüstü hal kararnamelerinin süresinin geçici olması gerekirken bunlarla kalıcı işler yapılmasını son derece tehlikeli buluyoruz. Adil yargılanma haklarının askıya alınmasından rahatsızız. Çünkü suçluyla suçlunun doğru ile yanlışın haklı ile haksızın birbirinden ayrılmasını sağlayacak tek yol insanlık tarihinde bulduğu tek yol adil yargılanma," ifadelerini kullandı.

"Yargı bağımsızlığı Türkiye'nin geleceği içim önemli"

Profesör Feyzioğlu’na göre yargının bağımsızlığı Türkiye’nin geleceği açısından hayati önem taşıyor.

”2010 da yargının içine F tipi yapılanmanın sızmak değil, artık ele geçirecek derecede yerleşmesini sağlayan YSHK’nın yapısının biran önce değiştirilmesi lazım’’ diyen Feyzioğlu, bunun için şu anda Meclis’te iktidar ve muhalefetin bir mini paket üzerinde çalıştığına işaret etti.

"Şimdi bu paketin hakikaten yargı bağımsızlığını sağlayacak maddeleri hakikaten arzu ettiğimiz seviyede çıkmasını sağlamamız lazım,’’ diyen Feyzioğlu, "Benim kanaatim; Türkiye’nin dostlarının, özgür bir toplum sevdalılarının, demokrasisinin tüm sorunlarının çözülmesi için yegane yol olduğunu düşünenlerin yapıcı katkıda bulunması lazım Türkiye’ye. Bu yerden yere vurarak olmuyor,” yönündeki görüşlerini dile getirdi.

Metin Feyzioğlu, “Yargınız bağımsız olmazsa, yargınız tarafsız olmazsa, Türkiye yabancı yatırım alamaz. Tarafsız ve bağımsız güvenilir bir yargıya sahip olmazsanız, içeride iyi yetişmiş insanlarınız tutamazsınız. Tarafsız ve bağımsız güvenilir bir yargınız olmazsa, fırsat eşitliğini de sağlayamazsınız çünkü birilerine yakın olanların önü açılır, olmayan ve hayata daha dezavantajlı başlayan insanların ise önü kapanır. Bundan öncelikle Türkiye çok büyük zarar görür. Türk toplumu geri kalır," dedi.

Olağanüstü hal kapsamındaki uygulamalara da eleştiri getiren Feyzioğlu, "Türkiye’yi bir arada tutmanın yolu hukuk devletinden vazgeçmek, despotlaşmak, otoriterleşmek asla değildir. 79 milyonu, aynı milletin aynı devletin vatandaşı olmakla gurur duyacak hale getirmek. Bu gurur da ancak vatandaş olduğunuz ülkenin hukuk sistemine güveniyorsanız olur. Güvenmiyorsanız başınıza bir iş geldiğinde haklı ile haksızın ayrılabileceğine artık ikna olamıyorsanız o zaman gurur da duyamazsınız ve bu bir dağılma süreci getirir" dedi.

Gülen'in iadesi

Türkiye ile ABD arasında devam eden Fethullah Gülen’in iadesine ilişkin süreç de Feyzioğlu’nun gündemindeydi. Feyzioğlu, bu noktada, ABD’deki kuvvetler ayrılığına dikkat çekti: "Marifet klasörler dolusu evrak vermek değil, içinde güvenilir evrakın olması lazım. İkna edici evrakın olması lazım. Ben hukukçuyum, tabii kuvvetler ayrılığının erdemine inanan, demokrasi için vazgeçilmez olduğunu bilen biriyim. Siyasi iktidarın talimatıyla mahkemelerin karar vermemesi gerektiğini rahatlıkla söylüyorum bunu, Türkiye için de söylerim, ABD için de söylerim. Dolayısıyla Beyaz Saray’ın, ABD’de bir mahkemeye talimat verme yetkisi olmadığını düşünüyorum. Böyle bir uygulama olduğunu da sanmıyorum. Amerikan Adalet Bakanlığı davayı açacak, iade davasını ve eğer iade kararı verilirse tıpkı Türkiye’deki sistem gibi, bu defa, ABD Dışişleri Bakanlığı iade edip-etmeme konusunda takdir yetkisini kullanacak, henüz oraya gelmedi bu iş. Yani ABD hükümetinin iade etmek isteyip-istemediğini, ancak hakimin iade edilebilir kararı vermesinden sonra söyleyebiliriz. Türkiye’den gelen belgelerin, delillerin çok güvenilir olması lazım. F tipi yapılanmanın darbenin arkasında olduğunu biz biliyoruz, görüyoruz. Dışarıdan gördüğümüz kadarıyla bağlantısı da buraya kadar geliyor yani burada kendi kendini sürgüne mahkum etmiş kişiye kadar ulaşıyor, bu bağlantı dolaysıyla bunun delillendirilebileceğini ve delillendirildiğini düşünüyorum. Herhalde dosya açıldığında, incelendiğinde göreceğiz.“

Feyzioğlu, Türk hükümeti tarafından yapılan, Fethullah Gülen’in ABD dışına kaçacağına dair istihbarat bilgileri edindiği yönündeki açıklamalara da değindi ve “Amerikan hukukunu bir parça bilen biri ve bir hukukçu olarak şunu söyleyebilirim. Elini kolunu sallayarak çıksa herhalde çıkabilir. Kendisi hakkında bir yakalama, bir gözaltı kararı olmadığı için. Dolayısıyla Türkiye eğer öyle bir kaygı içerisindeyse bir an önce bu kaygının delillerle gerekçelendirilmesi lazım. Delillerle gerekçelendirilmediği takdirde sadece sözle herhangi bir yere varılmaz eminim bunu yapıyorlardır," değerlendirmesinde bulundu.
Metin Feyzioğlu, darbe girişimi sonrası devlet memurluğundan haksız yere uzaklaştırıldığını ya da görevinin sona erdirildiğini düşünen bireylerin başvurması için kurulan birimlere ise sıcak bakmadığını söyledi: "Bir hukukçunun, idarenin ya da idari erkin, hükümetin yaptığını yine hükümetin denetlediği ve yargının denetiminin olmadığı bir mekanizmaya iç rahatlatıcı diye bakması mümkün değil. İdare varsa kendi yanlışını düzeltmek, olup-olmadığını anlamak için her türlü mekanizmayı kurabilir ama bir hukukçunun güvenebileceği bir idarecinin yanlışının yine bir idarecinin gidermesi değil idarenin bir yanlışı varsa kendi kurduğu bütün mekanizmalardan sonra da hala yanlış olduğunu düşünüyorsa bunu bağımsız tarafsız şeffaf hesap verebilir bir yargıya denetletmesidir. Bu sistem kurulmadığı sürece benim için her zaman kurunun yanında yaş da yanabilir, maalesef.”

“Kurunun yanında bir tane yaş yakarsanız, kuruların artık kuru olduğundan emin olamazsınız bir tane yaş tüm yapılanların üzerine çok büyük bir soru işareti konulmasına neden olur,” diyerek bu konudaki tepkilere de değinen Feyzioğlu, “Duygularla değil, akılla hareket etmek lazım. Akıl, bana, başka türlü yapılması gerektiğini söylüyor," görüşünü dile getirdi.

"Biz darbeye sonuna kadar karşıydık, 15 Temmuz’da devletimizin arkasında demokrasi adına saf tuttuk ama darbe gerekçesiyle demokrasi ve hukuk devletinin taşıyıcı kurumlarına zarar verilmesini de kabul edemeyiz“ diye konuşan Feyzioğlu, yapılanmanın yargı içindeki rolüne dikkat çekti.

"15 Temmuz öncesinde yargının içine yıllar boyunca yerleştirilmiş çok sayıda kişi olduğunu biliyorduk, bunlar olduğu söylenenler, kanun hükmünde kararnamelerle, HSYK kararlarıyla görevden alındı,” diyen Feyzioğlu, "Yürütme organının, yargı alanında görev yapan birini kararnameyle görevden almasını ben hukukçu olarak anlayamam, dünyaya da anlatamam, zaten anlamadığımı da söylüyorum yol başkadır. Doğru yol, HSYK içinde bir araştırma, inceleme birimi kurulur. Bir suç örgütüne dahil oldukları mensup oldukları söylenirse haklarında soruşturma açılır. Anayasa, nasıl soruşturma açılacağını, kanunlar, nasıl soruşturma açılacağını göstermiştir. Bir hakim nasıl soruşturulması gerekiyorsa öyle soruşturulur ceza hukukuna göre ve görevden ancak o soruşturmaya bağlı olarak alınır. Benim bildiğim yol budur," diye devam etti.

"Bizim devletle kavgamız olmaz"

Danıştay’ın 146’ncı yıldönümü dolaysıyla düzenlenen törende yaptığı konuşmada dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın tepkisi ile karşılaşan Feyzioğlu "buzların eridiği" yolundaki yorumları ve gelinen süreci de değerlendirdi.

"Bizim devletle kavgamız olmaz, devletin de bizimle kavgası olamaz, devletin vatandaşıyla da kavgası olmaz, devletin yargısıyla da kavgası olmaz, devlet yargının dışında savunmasıyla da kavgası olmaz. Devleti temsil edenlerin de kurumlarla kavgası olmasına hakkı yoktur," diyen Feyzioğlu, "Sayın Erdoğan ile benim veya bir başkasının ailecek görüşmemiz…, o bizim tercihimizdir, konu komşu gezmesi değil bu, Türkiye’de bazı kesimlerin hatta çok da iyi niyetli dostlarımızın bile anlamakta güçlük çektiği bu. Bu el sıkışmalar, bu biraraya gelmeler kişisel sevgi, kişisel nefret, kişisel duygu ile izah edilemez. Bu gayrı ciddidir. Bunlar son derece gayrı ciddi yaklaşımlardır. 'Devlet içinde küslük olmaz' demek; devlet kurumları, devletin çatısı altında görev yapan birimler birbiriyle kavga edemez. Bu kavgadan sadece ve sadece devlet ve vatandaş zarar görür. Biz, Türkiye Cumhuriyeti saldırıya uğradığında devletin arkasındaydık, devletimizin birliğini ve kurumların birlikte çalışmasını Cumhurbaşkanımız temsil ettiği için gittik. Çok açık bizim tutumumuz. Ama daha sonra, yargı bağımsızlığına aykırı olduğunu düşündüğümüz için de Külliye’deki açılış törenine katılmayı doğru bulmadık. İki farklı yerde mantığı aynı olmak üzere iki farklı davranış sergiledik. Her ikisinde de aslında devletin birliğini koruduk. Devlet, dışarıdan saldırıya uğradığında, devletin arkasında durduğumuzu göstermek için Cumhurbaşkanımıza gittik ama devletin birliği, adalet mekanizması, bağımsız olmazsa korunamaz düşüncesinde olduğumuzda Külliye’de yapılan açılış törenine de katılmadık," dedi.

"Türkiye bu duruma hukuk devletinin taşıyıcı kurumlarını zayıflatarak düşmüştür” diyen Feyzioğlu, “Çıkış, hukuk devletini zayıflatmak değil, hukuk devletini güçlendirmektir. Türkiye’nin dostu olduğunu söyleyen herkes, Türkiye’de hukuk devletini güçlendirilmesi için yapıcı destek vermelidir,” önerisinde bulundu.

XS
SM
MD
LG