Erişilebilirlik

'Suudiler İnfazın Doğuracağı Sonuçları Biliyordu'


Suudi Arabistan’da yaşayan Şii lider Nimr El Nimr’in Suudi yetkililerce infazının ardından İran’da Suudi Arabistan büyükelçilik ve konsolosluğunun basılıp tahrip edilmesi, hem İran-Suudi Arabistan ilişkilerini gerdi hem de bölgede yaşanan sorunların çözümünü daha da çıkmaza soktu. 30 yıl boyunca Washington Post gazetesinde yazar ve analistlik yapan, Ortadoğu Enstitüsü uzmanı Thomas Lippman, “İran-Suudi Arabistan ilişkilerini ve Suudi Arabistan’ın bölgedeki rolünü" Amerika’nın Sesi’ne değerlendirdi.

Ortadoğu ve Suudi Arabistan hakkında birçok kitabı bulunan Ortadoğu Enstitüsü uzmanı Lippman, iki ülke ilişkilerinin tarih boyunca iyi olmadığını ancak son olaylarla gerilimin daha da arttığını söyledi. Lippman’a göre, teröristlerin üzerine gittiklerini söyleyen Suudi yetkililerin, infazın ne sonuç doğuracağını daha iyi tahmin etmeleri gerekirdi.

Lipman şunları söyledi: “Burada zamanlama çok önemli. Şehy Nimr aslında yıllar önce tutuklandı ve idam cezası verildi. Peki neden şimdi infaz edildi? Buna verebileceğim somut bir cevabım yok, ancak Suudilerin onlarca insanı El Kaide gibi terörist gruplara destek vermekten öyle veya böyle zaten infaz edeceklerini biliyordum. Bazı Suudi yetkililerin de söylediği gibi, Suudiler, Sünni, Şii veya Budist olduğuna bakmaksızın bütün teröristleri infaz ettiklerini söylüyor. Açıkçası Suudiler, Şehy Nimr’in infaz edilmesi halinde bunun ciddi sonuçlar doğurabileceğini biliyorlardı ve bütün dünya da onlara bunu söylemişti. Ancak görülüyor ki Suudiler, infazın bu riske değer olduğuna karar verdi.”

Yıllardır dünya genelinde cihatçı gruplara destek veren Suudi Arabistan, neden şimdi “IŞİD veya El Kaide gibi terör örgütlerine karşı olduğunu kanıtlamaya çalışıyor? Bu konuda ne kadar samimi? sorularına da Lipman şu yanıtı verdi: “Amerika da Afganistan’da aynı insanları destekledi. Suudi Arabistan’daki liberalleşme eğilimi 1979’da cihatçı bir grubun Mekke’de bir camiyi ele geçirdiğinde son buldu. Camiyi ele geçiren cihatçılar, Suudileri kendi benimsedikleri İslam anlayışını tüm dünyaya yayarak kendi kimliklerini güçlendirmeye davet ediyordu. Selefilerin ve Selefi olmayan ancak aynı ideolojik ortamda büyüyen cihatçı gruplarla İslam anlayışında ideolojik olarak pek bir fark yok. Bu, Amerika için Eylül 2011 saldırılarına kadar herhangi bir sorun teşkil etmedi ve Suudiler de bu durumundan 2003’te El Kaide’nin ayaklanmasına ve Riyad’da bomba patlatmasına kadar rahatsız olmuyorlardı. Suudiler de yavaş yavaş aslında bir canavar yarattıklarını farketmeye başladılar. Ve IŞİD veya El Kaide adı altında bölgeyi kasıp kavuran bu canavar şimdi onlara da zarar vermeye başladı.Aradaki tek fark, Suudiler artık bu grupların El Suud rejimine direk tehdit oluşturduğunu görmeye başladı. Suudi yetkililer, bu konuda Amerika’nın yanında olmalarının kendileri için daha faydalı olacağının farkına vardı. Bir süredir Suudiler, özellikle Amerika ve İngiltere’yle sıkı bir işbirliğine girdi. Hatta aynı soru İngiltere Başbakanı Cameron’a bir televizyon röportajında soruldu. Cameron da bu soruya İngiltere’nin Suudi Arabistan’la işbirliği içinde olduğunu ve Suudilerin İngiltere’yle istihbarat paylaşımında bulunduğunu söyledi.Amerika’nın Suudi Arabistan’a bakış açısı, Suudilerin de teröristlerin hedefinde olduğu ve Suudilerle yapılacak işbirliğinin bu sorunun çözümüne zarardan çok fayda sağlayacağı yönünde.”

İran ve Suudi Arabistan arasında yaşanan gerilimde uluslararası toplum hangi tarafa destek veriyor? Şimdi yapılması gerekenler sizce neler” sorularına Lippman şöyle cevap verdi: "Ben Suudi Arabistan’ın İran’a çok iyi bir koz verdiğini düşünüyorum. Şehy Nimr’in infaz edilmesi herkesi zaten şoke etti. İnfazın tepki toplayacağını ve işleri karıştıracağını biliyorlardı. Ancak bu durumda İranlıların da yapması gereken, olayları izleyip Suudi Arabistan’ın resmi binalarını korumak olmalıydı. Bence İran böylelikle Suudi Arabistan’a bir yılbaşı hediyesi vermiş oldu. Bu saldırılar bütün dünyaya İran’ın da iyi olmadığını hatırlattı. İran provokasyona yol açmak istemediğini gösterip suçun Suudiler’de kalmasını sağlayabilirdi ancak şimdi kimse ne yapılması gerektiğini bilmiyor. Ben iki tarafı da suçluyorum. İnfaz çok gereksizdi, ancak İranlılar da verdikleri tepkiyi dizginleyemedi ve yapıcı olamadılar.”

Suudi Arabistan, Yemen’de askeri operasyonlar yürütüyor ancak bu operasyonlarda başarı yakaladığı söylenemez. Lipman'a göre askeri başarısızlığın ülke ve bölgedeki siyasetine etkileri şunlar: "Operasyonların başlamasından bu yana aylar geçti ancak herhangi bir başarı yakalamış değiller. Bir sürü insan öldü, birçok bina hasar gördü, birçok insan evlerinden kaçtı, büyük miktarda para harcandı ve Suudiler’in Güney Amerika ve Eritre’den paralı asker ithal etmek zorunda kalması çok utanç verici birşey. Bence ulaşmak istedikleri hedeften halen çok uzaktalar. Şimdi Suudiler’in Yemen’deki pozisyonlarının ne olduğunu kendinize sorun. Suudiler hep Yemen’deki meşru hükümetin devamını sağlamaya çalıştıklarını söylüyor. Yemen’deki hükümetin meşruluğu ayrı bir tartışma konusu. Ancak durumun sadece bundan ibaret olmadığını hepimiz biliyoruz. Aynı zamanda Suudilerin İran’la ilgili paranoyaları var. Suudi Arabistan’a ilk gittiğim 2009’da da güney sınırlarındaki Hutiler’le savaşıyorlardı. Bu savaşta da Suudiler kendilerini gösteremediler. Suudilerin bu tür operasyonlarda başarılı olacakları askeri bir tecrübesi ve askeri komuta zinciri bulunmuyor. Suudiler, Birleşik Arap Emirliklerinin verdiği destek ve Amerika’nın istihbarat ve hava lojistiği sayesinde biraz başarı yakaladı. Bu ne kadar böyle gidebilir ve sonunda kazanılan ne olacak bilmiyorum. Ancak bildiğim tek şey, bunun Suudiler için çok riskli bir durum oluşturduğu."

“Suudiler hem kendilerini hem de bölge ülkelerini bir çıkmaza sokmuş durumda, peki Suudilerin kendilerini bu durumdan çıkaracak herhangi bir çıkış formülü bulunuyor mu? Veya sorunu çözecek ve bölgeye barışı getirecek herhangi bir müzakere taslağı var mı?” Lipman bu sorulara olumsuz yanıt veriyor: “Zannetmiyorum. Teorik olarak taraflara sunulan bir müzakere zemini mevcut. Ancak gördük ki daha önce anlaşması yapılan bir ateşkes anlaşmasına uyulmadı. Peki pazarlık masasına kim oturacak? Hele ki Suudi Arabistan ve İran’ın arasında yaşanan bu gerginlik varken, Yemen ve hatta Suriye’de yapılacak bir müzakerenin başarıyla sonuçlanacağını sanmıyorum.”

Ortadoğu Enstitüsü uzmanı Thomas Lippman, bölgesel güç olan iki ülkenin arasının bu denli açılmasının, bölge sorunlarını iyice zora sokacağı görüşünde. Lippman’a göre, uluslararası toplumun tansiyonu düşürmek üzere derhal devreye girmesi gerekiyor.

XS
SM
MD
LG