Erişilebilirlik

'Suriye'de Mezhepçiliğin Artmasında Komşuların da Payı Var'


Üç yıla yakın bir süre önce başlayan Arap Baharı, bölgedeki demokrasi beklentilerini karşılamadı. İç savaşın devam ettiği Suriye en kanlı yılını yaşarken, Mısır’da yaşanan askeri darbe, demokrasi beklentilerinin bir süre daha askıya alınmasına yol açtı. Libya anarşiden kurtulamazken Arap Baharı hareketlerinin başladığı Tunus’ta istikrar henüz sağlanmış değil. Üç yıldan sonra bölgeyi tehdit eden en büyük tehlikeyse, artan mezhepçilik hareketleri. Konu bir süre önce Washington’daki Ortadoğu Enstitüsü’nde de gündeme geldi. Alparslan Esmer, toplantıdan sonra Stimson Merkezi Ortadoğu Programı danışmanı Mona Yacoubian’ın görüşlerini aldı.

2011 yılında başlayan Arap ayaklanmaları, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da demokrasi rüzgarlarının esmesi açısından iyimser bir başlangıçtı. Ancak kimi ülkelerde geçiş sürecinin kanlı yaşanması, Suriye örneğinde olduğu gibi bölge halklarının belli etnik ve mezhepsel çizgilere çekilmesine yol açtı. Çoğu devrilen ya da gücünü yitiren eski moda diktatörler tüm bu karışık grupları birarada tutarken, şimdi bu grupların demokrasiye geçiş aşamasında kendilerini kanlı çatışmaların içinde bulması, Arap Baharı’yla ilgili iyimser beklentileri azalttı.

Amerika’nın Sesi’nin sorularını yanıtlayan Ortadoğu uzmanı Mona Yacoubian, ‘Doğu Akdeniz’ diye tanımladığı bölgede son dönemde artan mezhepçiliği tek nedene bağlamıyor: “Doğu Akdeniz’de, Suriye ve Irak’ta mezhepçiliğin artmasına yol açan birçok unsur var. Bunu yalnızca Osmanlı dönemi ve sonrasına bağlamak yanlış olur. Özellikle Suriye açısından Arap ayaklanmalarında gördüğümüz şey, eski düzenin yıkılması. Ama bu düzenin yerini neyin alacağını henüz görmedik. Çoğulcu ve çeşitlilik içeren bir toplum barındıran Suriye’de Esat rejimi dramatik bir şekilde zayıflıyor. Rejimin parçalanmasından sonra bu ülkedeki topluluklar devlet kurumlarına bağımlı olmaktan vazgeçip daha fazla kendi içlerine döndü. Bu da mezhepçiliğin artmasında bir unsur. Ayrıca, ülkede yetki dağıldı. Yetki artık tabana indi ve kimlik politikasının bir parçası oldu. Doğu Akdeniz bölgesi temelinde herkes kendisini ya mezhep ya da etnik kimliklerine daha yakın görüyor.”

Stimson Merkezi Ortadoğu Programı danışmanlarından Mona Yacoubian, Suriye’de artan mezhepçilik dalgasında komşu ülkelerin de payı olduğunu düşünüyor: “Körfez ülkeleri ya da diğerleri, Suriye’de kendi vekillerini savaştırıyor, ülkedeki mezhepsel ayrılığı daha da körüklüyor. Bölgesel aktörler, mezhep temelleri çerçevesinde destekledikleri gruplara silah ve para sağlıyor. Bölgesel oyuncular bu ülkedeki mezhepsel dinamikleri güçlendiriyor, bunun en iyi örneğini Suriye’de görüyoruz.”

Suriye’de ve diğer bölge ülkelerinde artan mezhepçilik, Türkiye’yi de doğrudan etkileyen bir gelişme. Bununla birlikte uzman Mona Yacoubian, Türkiye’nin gelişmeleri zamanında fark ettiği görüşünde: “Suriye’nin özellikle kuzeyinde ve Türkiye sınırında yabancı savaşçıların, cihatçıların ve el Kaide bağlantılı grupların artması, Türk hükümetinin Suriye politikasını da etkiliyor. İlk kez Türk ordusunun Suriye’deki El Kaide mevzilerine ateş açtığını görüyoruz. Suriye’de mezhepçiliğin artışıyla birlikte El Kaide unsurlarının da etkisinin artması, Türk hükümetini Suriye politikasını, özellikle de isyancı gruplara verdiği söylenen desteği yeniden gözden geçirmeye itti.”

Suriye krizine komşu ülke olarak doğrudan muhatap olan Türkiye’yle ilgili kaygılar yalnızca artan mezhepçilikten kaynaklanmıyor. Bir süre önce Suriye’nin kuzeydoğusundaki Rojava bölgesinde Demokratik Birlik Partisi PYD geçici özerk yönetim ilan etti. Uzman Mona Yacoubian, bunun da Türkiye için yeni bir kaygı unsuru olduğuna dikkati çekiyor: “Türkiye Suriye’nin Kürt bölgelerindeki gelişmeleri dikkatle izliyor. Kürtler bölgede özerk bir bölge oluşturuyor. Aslında yapı olarak Irak’taki Kürt Bölgesel Yönetimi’ne benziyor ve bunu kendilerine örnek alıyorlar. Tek farkı Suriye’nin kuzeydoğusundaki Kürt bölgesine hakim olan Demokratik Birlik Partisi – PYD’nin PKK’yla ilişkisi. PKK’yla çok uzun ve zorlu bir deneyim geçirmiş olan Türkiye için bu da bir kaygı unsuru.”

Washington’daki uzmanlara Amerika’nın bölgedeki gelişmeleri nasıl izlediği sıkça sorduğumuz bir soru. Amerika önümüzdeki 20 yılda enerji konusunda tamamen bağımsız hale gelmeyi hedefliyor. Uzmana bu durumun Washington’un Ortadoğu’ya ilgisini azaltıp azaltmayacağını da soruyoruz:

Mona Yacoubian, “Washington Ortadoğu’daki çıkarlarını tamamen enerji politikalarına göre belirlemiyor. Başkan Obama geçen Eylül ayında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, Amerika’nın Ortadoğu’daki kilit çıkarlarını açıklamıştı. Bunlar müttefiklerin korunması, kitle imha silahlarının yayılmasının önlenmesi, el Kaide ve diğer terör unsurlarının Amerika ve müttefiklerine bir tehdit oluşturmamasını sağlamaktı. Bu kilit çıkarlar önümüzdeki yıllarda da değişmez. Amerika uzun vadede Ortadoğu’da etkili olmaya devam edecek. Asıl soru, nasıl etkili olacağı,” şeklinde konuşuyor.

Stimson Merkezi uzmanı Mona Yacoubian, Amerika’nın Suriye politikaları her zaman örtüşmese de, Türkiye’yle ittifakının güçlü kalmaya devam edeceğini söylüyor. Uzmana göre özellikle Suriye’nin kuzeyinde el Kaide varlığının güçlenmesi, Ankara ve Washington’u daha da yakınlaştırabilir.
XS
SM
MD
LG