Erişilebilirlik

Suriye’de Hala Kansız Devrim İsteyenler Var


Amerika'nın Sesi İstanbul muhabiri Hilmi Hacaloğlu, Suriye sınırındaki mültecilerin bölgede baş gösteren düşmanlıkların kalıcı olmasından endişe ettiklerini söylüyor

Hilmi Hacaloğlu'nun Suriyeli mültecilerle ilgili yazı dizisinin dördüncü ve son bölümünde mülteciler, Esad rejimine karşı direnişin nasıl başladığını anlatıyor, beklentilerini haylaşıyor.

Suriye’de hala kansız devrim isteyenler de var

Hatay malum Ortadoğu mutfağının başkenti gibidir. Türkiye’nin güneyinde nereye gitseniz güzel, lezzetli ve otantik yemek yiyebilirsiniz. Örneğin Mersin, Adana, Urfa, Gaziantep ve Kilis’te birbirinden otantik yemekler ya da tatlılar bulabilirsiniz. Ama Halep kadar Bağdat ve Kerkük’ten de etkilenen Hatay’da sofra öyle bir donatılır ki ağzınızın suyu akmakla kalmaz bir de nefesiniz kesilir!

Kebaplar, oruklar, salatalar hele Urfa peyniriyle Hatay’ın Uzunçarşı’sında çevrilmiş tel kadayıftan yapılmış künefe bambaşkadır. Bu damak çatlatan şaheserleri ardı arkasına mideye indirirken Suriyeli bir mülteciden ülkesinin geleceği hakkındaki düşüncelerini dinliyorum. Şunları söylüyor: “Ben kansız bir devrim istiyorum, silahsız bir devrim. Ama ne rejim ne de muhalifler buna inanıyor. Suriye muhalefeti Esad’ın kendi isteğiyle görevi bırakmayacağından emin, ancak silahla Esad’ı devirebileceği kanaatinde. Ama tanka, uçağa kalaşnikofla nasıl karşı koyabilirsin?”

Bir sivil direniş hikayesi



Kendisine dedesinin ismiyle hitap etmemi istiyor. Salih, 27 yaşında, Türkiye’ye kaçmadan önce Aleviler’in en yoğun olduğu Lazkiye’de fizyoterapistlik yapıyormuş. Salih anlatıyor: “Suriye’de halk maalesef birbirinden haberdar değil. Devrimden habersizdik. Dera ve Şam’da gösteriler başladığını haber aldığımızda bizim de bir şeyler yapmamız gerektiğini düşündüm. Ve en yakın beş arkadaşımla bir plan yaptık.”

Salih’in planı bir camiye gidip ajitasyon yaparak cemaati harekete geçirmekten başka bir şey değil. Daha politik bir deyişle, bir nevi sivil direniş örgütlemek için kıvılcım çakmak. Salih, Cuma namazını arkadaşlarıyla birlikte Lazkiye’nin görece küçük camilerinden Halid bin Velid’de kılmaya karar vermiş. “Ben minberin önünde duruyordum, arkadaşlarım ise ses sistemine yakın yerde saf tuttu. Cuma hutbesinden sonra kendimi imamın önüne attım ve ‘en büyük cihat, bir diktatörün önünde haklarımızı haykırmaktır” dedim ve cemaati gösteriye davet ettim.”

Kanımız Dera’ya feda olsun



Bu sözlere imam destek vermemiş. Esad’ın sözlerini gerekçe göstererek cemaati sükunete davet etmiş ve itidal çağrısında bulunmuş, “liderimiz söz verdi, hatalara son verecek, maaşları yükseltecek. Bu yüzden biraz makul davranalım ve biraz da bekleyelim” demiş. Ancak asi gencimizin bu naif yaklaşıma karnı tok, tepkisini şöyle özetliyor: “imamın bu sözleri üzerinde ben ‘Dera’da büyük katliam oldu, şehitlerimizin kanını satmayacağız’ diye bağırınca cemaat de beni destekledi ve “Dera için kanımız ve ruhumuz feda” diye sloganlar atarak çıktık ve doğruca Şeyh Daher Meydanı’na gittik.”

Cemaat belki birkaç yüz kişi olarak camiden çıkmış. Ancak sloganlar etkili olmuş. Kısa sürede kalabalık 5000 kişiye ulaşmış. Muhalif sayısındaki ani artış polisi de önlem almaya zorlamış. Salih başından geçenleri şöyle anlatıyor: “Henüz bir kilometre yürümüştük ki polis yolumuzu kesti ancak dağılmadık, birkaç saat “Allah, Suriye, Hürriyet” sloganları atarak bekledik. Bu sırada polis, otobüslerle Alevi köylerinden gençleri bizim de bulunduğumuz meydana getirdi. Onlar da “Allah, Suriye, Beşşar” sloganı eşliğinde bize taş atınca, aramızdan bazıları karşılık verdi. Bunun üzerine polis bize saldırdı, hem gaz bombası atıyorlardı, hem de nişan alıp ateş ediyorlardı. O sırada bir genç öldü, ben de başımdan yaralandım. Beni Kızılay’da çalışan bir hemşirenin evine götürdüler, üç gün komada kaldıktan sonra iyileştim. 3 hafta sonra yeniden sokaklara döndüm. Ancak sürekli ailemden beni soruyorlardı. O sırada hep farklı yerlerde kaldıktan sonra Temmuz ayında Türkiye’ye kaçtım. “

Salih, birkaç yıl geçmeden Esad rejiminin tarih olacağı kanaatinde ancak bölgede baş gösteren düşmanlıkların kalıcı olmasından endişe ediyor. Ona göre; “Bölgedeki asıl problem şu. Suriye halkı İran halkından nefret ediyor. Çünkü İran’da rejimin bastırdığı “yeşil devrim”i bilmiyorlar. Çünkü zannediyorlar ki İran halkı, Esad’a destek veren mollalar gibi Suriye halkına düşman.”

Erdoğan: Esad rejimi bitti

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ise Suriye siyasetinde yeniden vites yükseltiyor. İtalyan gazetesi Corriera della Sera’ya konuşan başbakan, “Esad rejimi bitti. Şu ana kadar sabrettik ama Suriye hükümeti aynı hataları yapmaya devam ederse bu, NATO’nun 5. maddesinde belirtilen bir sorun olacaktır” diyerek askeri seçeneğin Türkiye için hala güçlü bir seçenek olduğunu söyledi. Daha da önemlisi Esad’ın Annan Planı’na sadık kalmadığını düşünen Erdoğan, askeri müdahale için Arap Birliği ve NATO’yu ortak hareket etmeye davet ediyor.

Gelelim manzara-i umumiyeye.

Türkiye gibi Suudi Arabistan ve Katar da askeri operasyon için düğmeye basılmasını istiyor ancak Arap Baharı’nın en faal iki batılısından Amerika Birleşik Devletleri yıl sonundaki seçimlere konsantre olmuş durumda. Fransa ise Sarkozy sonrasında dış politikada frene basacak gibi görünüyor. Üstelik önümüz Ramazan. Mültecilerin Türkiye’deki zorunlu konukluğu kısa sürecek gibi görünmüyor.

Suriye hakkında söylenecek daha çok söz var!

XS
SM
MD
LG