Erişilebilirlik

'Serbest Ticaret Anlaşması İki Tarafa da Kazandırır'


Netanyahu hükümetinin Türkiye’den özür dilemesinde İsrail’i ziyaret eden Başkan Barack Obama etkili oldu. Amerikan Kongresi’ndeki Türk-Amerikan Dostluk Grubu Eş Başkanı Ed Whitfield, özür açıklaması öncesinde Amerika’nın Sesi’ne verdiği demeçte bozulan ilişkilerin Kongre üyeleri arasında en çok kaygı uyandıran konulardan biri olduğunun altını çizmişti. Temsilciler Meclisi Üyesi Whitfield, Türk-Amerikan siyasi ve ekonomik ilişkilerini Amerika’nın Sesi’nden Melek Çağlar’a değerlendirdi.

Melek Çağlar - Öncelikle bize zaman ayırdığınız için teşekkür ederim. Bu söyleşide ilk olarak Türkiye’nin imzalamak istediği serbest ticaret anlaşması konusuna değinmek istiyorum. Sizce bu mümkün mü, buna destek veriyor musunuz?

Ed Whitfield - Ben bu konuda iyimserim ve ileride böyle bir anlaşma imzalayabileceğimizi umuyorum. Ancak, konu serbest ticaret anlaşması olunca, bunun Kongre’den geçmesi oldukça zorlu bir süreç. Çünkü Amerika’da birçok kişi, bu anlaşmaların istihdam kaybına neden olduğu gerekçesiyle Amerika’nın yararına olmadığını düşünüyor. Gerçekteyse bu anlaşmalar karşılıklı ticareti kolaylaştırıyor. Bu nedenle serbest ticaret anlaşmalarını destekliyorum. Konu Dışişleri Bakanı Kerry’nin Türkiye ziyareti sırasında da gündeme geldi, dolayısıyla bu, üzerinde çalışacağımız bir konu. Eğer anlaşma imzalanırsa bu hem Türkiye hem de Amerika’nın yararına olacaktır. Türkiye ile mevcut iyi ilişkilerimize bakarak Kongre’nin böyle bir anlaşmaya onay vereceğini düşünüyorum.

Melek Çağlar - Anlaşmanın Kongre’ye geldiğini varsayarsak, buna destek veren bir Kongre üyesi olarak diğer meslektaşlarınızı ikna için hangi konuları öne çıkarırsınız ?

Ed Whitfield - Bence burada öne çıkarılacak bir dizi unsur var. Birincisi, birçok Kongre üyesi bu tür anlaşmalara destek veriyor. Karşı çıkanlar da, bu anlaşmada taraf Türkiye olduğu için itiraz etmezler. Ama elbette sırf Türkiye olduğu için itiraz edenler çıkacaktır ama bunların sayısı fazla olmaz. Ayrıca Türkiye’nin Amerika için önemli bir müttefik olması, aynı şekilde Amerika’nın da Türkiye’ye müttefik olması anlaşmanın onayı açısından ikna unsuru olabilir. İki ülke arasındaki ekonomik ilişkiler de güçlü. Son 8-9 yılda Türk ekonomisi oldukça iyi bir performans sergiledi ki, aynı dönemde AB ülkeleri dahil birçok ülkede durum farklıydı - Türkiye’nin güçlü ekonomisi de ikna edici bir unsur olabilir.

“Ticarette uzaklık engel”

Melek Çağlar - Türk hükümetinin hedeflerinden biri de Amerika ile ticaretini güçlendirmek. Amerika da bu hedefi benimsemiş durumda. Son dönemde ticaret hacminde artış da görüldü. Ancak ikili ticarette Türkiye aleyhine bir dengesizlik var. Türkiye de bunu değiştirmek istiyor. Hangi durumlarda bu değişiklik sağlanabilir ?

Ed Whitfield - Hem Amerika hem de Türkiye’nin ticaret açığı var. Amerika sattığından çok alıyor. Bunda elbette doların değerinin yüksek olması etkili. Türkiye ile ticarette uzaklık önemli bir engel. Ancak belirli sektörler üzerinde yoğunlaşılıp, gümrük vergilerinde de ayarlamaya gidilince bu uzaklığın getirdiği zorluklar aşılabilir.

Melek Çağlar - İki ülke arasındaki siyasi ilişkiler üzerinde de durursak, Türkiye özellikle Suriye konusunda Amerika’nın daha etkin bir liderlik üstlenmemesinden rahatsız. Amerika Suriye konusundaki tavrını değiştirmezse, bu Türkiye ile Amerika arasında yeni hassasiyet oluşturur mu?

Ed Whitfield - Başbakan Erdoğan, Suriye’de değişimin güçlü bir taraftarı. Amerika da değişim istiyor, ancak müdahale konusunda biraz pasif davranıyor. Türkiye hem mülteciler hem de sınır komşuluğu nedeniyle ciddi sorunlarla karşı karşıya. Mevcut karışıklıkta kimin Suriye’de iktidar sahibi olacağını kestirmek de zor. Bu yüzden Türkiye’de bazı tarafların Amerikan hükümetinin politikalarından hoşnut olmamasını anlaşılır bir durum. Ancak Amerika açısından baktığınızda, Irak ve Afganistan savaşları yüzünden, Suriye’de askeri bir müdahaleye sıcak bakılmıyor. Her iki ülke de doğal olarak kendi çıkarları açısından bakıyor konuya. Burada önemli olan hem Türkiye hem de Amerika’nın Suriye konusunda aynı şeyi, istikrarı istemesi.

“Türkiye muhtemelen nükleer bir İran istemez”

Melek Çağlar - İran da ikili ilişkilerde hassasiyet yaratan bir konu. Amerika, İran konusunda Türkiye ile yöntemleri farklı olsa da hedeflerinin aynı olduğunu söylüyor. Özellikle de konu ticaret olunca bu farklılık öne çıkıyor. İran ikili ilişkileri sizce ne kadar etkiliyor?

Ed Whitfield - Amerika’da birçok kişi İran’ın Türkiye’nin komşusu olduğunu, aralarında yüzyıllardır devam eden ilişkiler bulunduğunu, karşılıklı ticaret geleneğinin eskilere dayandığını biliyor. Ben Türkiye’nin muhtemelen nükleer güce sahip bir İran istemediğini düşünüyorum. İran konusunda öne çıkan en önemli konu bu. Henüz sorunun nasıl çözüleceği de belli değil. Ama konunun Türkiye’yi, Amerika’dan çok daha fazla etkilediği açık, çünkü komşu olan Türkiye, Amerika değil. Ama hepimiz bölgede istikrar istiyoruz. İran’ın nükleer silah programından kaygı duyuyoruz.

Melek Çağlar - Amerikan yönetimi İran konusunda Türkiye’ye güven duyuyor, aynı güven Kongre’de de var mı?

Ed Whitfield - Sanırım Kongre’de şu sıralarda en çok konuşulan konu, Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkilerin özellikle de Türk vatandaşlarının öldürüldüğü gemi olayı nedeniyle zora girmiş olması. Bu, Kongre’de önemli bir kaygı konusu. Kongre üyelerinin çoğu İran konusunda Türkiye’nin duyduğu kaygının farkında, özellikle ticaret geleneği, ortak sınır dikkate alınınca. Her ülkenin kendi halkının çıkarları doğrultusunda karar alması gerektiğini kabul ediyoruz, umuyorum ki herkes de bu farklı çıkarları dikkate alır.

24 Nisan 2015 yaklaşırken

Melek Çağlar - Son sorum da Ermeni diasporasının Amerika’daki faaliyetleriyle ilgili. 24 Nisan 2015 yaklaşırken Amerikalı Ermeniler lobi faaliyetlerini arttırdı, Türk hükümetinin bu tarih yaklaşırken yapması gereken nedir?

Ed Whitfield - Türk hükümeti bu konuda zaten doğru bir yaklaşım sergiledi. ‘Arşivleri açalım, konuyu tarihçilere bırakalım, onlar karar versin’ dedi. Ermeniler bugüne kadar Kongre’den istedikleri tasarıyı geçirmede başarılı olamadı. Bu tasarı geçse bile hiçbir bağlayıcılığı yok. Ama bu yine de Türk halkını rahatsız eder. Çünkü bunu soykırım gibi görmüyorlar. Birinci Dünya Savaşı sırasında ülke dağılırken gelişen olaylar olarak değerlendiriyorlar. Ayrıca o dönem Türk hükümeti değil, Osmanlı İmparatorluğu vardı. Dolayısıyla, Amerikan Kongresi’nin tarihteki bir olay hakkında karar verip tasarı geçirmesi bence yanlış olur.

Melek Çağlar - Kongre’deki Türk Amerikan Dostluk Grubu’nun kurucu üyesi ve eş başkanısınız. Sizce önümüzdeki dönemde iki ülke arasındaki ilişkileri en fazla zorlayacak konu nedir?

Ed Whitfield - Açıkçası ikili ilişkilerde en zorlayıcı unsura odaklanmak istemem. Elbette önümüze birçok pürüz çıkabilir. Ama birçok ortak çıkarımız var. Birincisi, söylediğim gibi NATO’daki üyeliğimiz, ikincisi Ortadoğu’da istikrar isteyişimiz, üçüncüsü eğer hala Türkiye istiyorsa Amerika’nın AB üyeliği konusunda Ankara’ya verdiği destek. Ayrıca biz Türkiye gibi Kıbrıs sorununun çözümünden yanayız. AB’nin, sorunu çözmeden Kıbrıs’ı üye yapması büyük bir hataydı. Dolayısıyla bu saydığım konular iki tarafın da ilgilendiği ortak alanlar ve biz Türkiye ile diyaloğumuzu sürdüreceğiz. Hatta Nisan sonunda hükümet üyeleri ve parlamenterlerle temaslarda bulunmak üzere Türkiye’ye yeniden bir Kongre heyeti göndereceğiz. Dolayısıyla Türkiye ile mevcut ilişkilerimiz ve gideceği yön konusunda umutluyum.

Melek Çağlar - Teşekkür ederim.

Ed Whitfield - Ben teşekkür ederim
  • 16x9 Image

    Melek Çağlar

    Melek, meslek yaşamına yazılı basında başladı. Haftalık Barometre gazetesinde muhabir ve Management-Marketing sayfa editörü olarak çalıştıktan sonra 1990’lı yılların başında aynı gazetenin Yazı İşleri Müdür Yardımcısı olarak görev yaptı. Meslek yaşamına kısa bir ara verip İngiliz Kraliyet bursuyla City University London’da gazetecilik eğitimi aldı. 1994 yılında Amerika’ya yerleşmeden önce Hürriyet gazetesinde çalıştı. Meslek yaşamına halen Internet, radyo ve televizyon yayıncılığı yapan Amerika’nın Sesi’nde devam ediyor. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunu olan Melek, yüksek lisans derecesini 2002 yılında tamamladığı George Washington Üniversitesi MBA programından aldı.

Yorumları göster

XS
SM
MD
LG