Erişilebilirlik

'İçimize Sinmeyen HDP Adayının Kadın Olmaması'


HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ muhabirimiz Yıldız Yazıcıoğlu'lya birlikte

HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ muhabirimiz Yıldız Yazıcıoğlu'lya birlikte

Amerika’nın Sesi’ne konuşan HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, ortağı Selahattin Demirtaş’ın cumhurbaşkanlığı adaylığına sahip çıktı. ‘İçimize sinmeyen tek nokta, adayın kadın olmaması' diyen Yüksekdağ'a göre bunun nedeni kadınların siyasi örgütlenmesinin yetersizliği

Halkların Demokrasi Partisi’nin Parti Meclisi’nde gün boyunca yapılan değerlendirme sonucunda partinin Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda uzlaşmaya varıldı.

Amerika’nın Sesi’ne konuşan HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş’ın Cumhurbaşkanlığı adayı açısından ‘İçimize sinmeyen tek noktası kadın olmaması olacaktır’ dedi

Selahattin Demirtaş

Selahattin Demirtaş

​Figen Yüksekdağ, geçen haftasonu HDP’de Demirtaş ile birlikte seçildiği eş genel başkanlık koltuğunda milletvekili olmaması nedeniyle de dikkat çeken bir siyasetçi. Ankara siyasetinde ‘sosyalist çizgi’ dışında pek tanınmayan Yüksekdağ, kimliği, Türkiye’nin geleceğine ilişkin görüşlerini Amerika’nın Sesi ile paylaştı.

Türkiye’nin ana gündem maddesi olan Ağustos ayındaki Cumhurbaşkanlığı seçimi değerlendiren Yüksekdağ, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın adaylığı konusunda, “Erdoğan, bütün Türkiye’nin Cumhurbaşkanı olabilme profilini sergileyemiyor. Toplumsal kutuplaşmadan bizzat kendisi sorumlu. Bugüne değin toplumu kutuplaştırmak konusunda negatif bir kararlılıkla davrandı. Eğer kutuplaşmaya yol açıyorsanız Türkiye’nin Cumhubaşkanı vizyonunu sergileyemezsiniz” diye konuştu.

Cumhurbaşkanlığı seçiminde ortada iki çizgi bulunduğunu kaydeden Yüksekdağ, HDP dışındaki muhalefet partilerince de ortaya “sağ muhazafakar çizgi” çerçevesinde bir seçim sunulduğunu söyledi. Cumhurbaşkanlığı seçimine HDP olarak ise “demokratik çizgi” çerçevesinde yaklaştıklarını belirten Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş’ın adaylığına da sahip çıktı. Demirtaş’ın sadece Kürtler’in adayı olabileceği iddiasını da reddeden Yüksekdağ, özetle şunları ifade etti:

HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ

HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ

“Şu anda ağırlıklı olarak tartıştığımız isim Selahattin Demirtaş ismi. Güçlü bir eğilim var ama sadece partimizde değil tabanımızda da. Bence bu eğilim, hem Kürt halkını hem de Türkiye’nin farklı kesimlerini temsil etme liyakatına sahip olmasından kaynaklanıyor. Kendisi bir dinamizm, bir ışık sundu. Bu anlamda Cumhurbaşkanlığı adaylığına uygun bir isim olarak gündemimizde. Sadece Kürtler açısından değil tabanımızdaki eğilim Demirtaş'ın Batı tarafından da benimsendiğini göstermiştir. HDP bugün bileşenleri itibariyle Batı illerini de kapsayan güce sahiptir. Bu bağlamda hem Demirtaş’ın siyasi kapsama alanına yaslanacağım hem de demokratik çizgide seçim yapmak isteyenlere HDP olarak seçenek sunacağız.’

‘Boykot Erdoğan’a destek anlamına gelmez’

Demirtaş’ın geçen gün dile getirdiği üzere Cumhurbaşkanlığı seçiminde ‘boykot’ kararı alabileceklerinş anımsattığımız Yüksekdağ, “Eğer HDP olarak Cumhurbaşkanlığı seçiminde ikinci turda boykot kararı alırsanız sonuçta bu kararınız ise Erdoğan’ın veya AKP’nin adayına destek olmuş olmayacak mısınız?” sorumuzu ise özetle şöyle yanıtladı:

“Bizce bu yaklaşım HDP olarak adayımız ile birinci turda iddiamız olmayacağı şeklindeki yanlış inançtan kaynaklanıyor. Oysa Türkiye halkları değişim ikliminden geçiyor. Adayımız ciddi oy alacaktır diye düşünüyoruz. Biz iddialıyız ve bu iddiamıza uygun olarak da Türkiye’de iki yanlıştan birini seçmek zorunda değiliz. Elbette boykot da siyasi bir tercihtir. Eğer böyle bir kararımız da olursa AKP adayına veya Erdoğan'a destek vermek sonucu doğuracağını düşünmek yanlıştır.”

Kadın cumhurbaşkanı adayı gösterilmesi ve Türkiye’deki kadınlarca erkeklere oy verme eğilimi de yorumlayan Yüksekdağ, Demirtaş’ın yegane eksikliğini “kadın olmaması” olarak belirtirken, özetle şunları söyledi:

“Kadın örgütlenmesindeki zayıflık ve yetersizlikten kaynaklı budur. Kadın cins bilincine dayalı bir irade ile kendini ortaya yeterince koyamamıştır. Gezi aslında kadın isyanıydı. Ancak hareket düzeyinde geliştirmeye devam etmesine rağmen kadın siyasi bilinçlenmesinde halen sıkıntı var. HDP olarak kadın cumhurbaşkanı adayı çıkarmayı çok istedik. HDP aslında kadın partisi ve programımız, eş başkanlık uygulamamızla tarihsel bir fark da koymuş oluyoruz. Ancak reel politika kaygıları bizi büyük oranda kilitledi diyebiliriz kadın aday konusunda. Türkiye siyasetindeki tablo nedeniyle aday tercihimizde kadın olmasını eksik bırakıyoruz. Demirtaş’ın veya göstereceğimiz adayımızda içimize sinmeyen tek noktası kadın olmaması olacaktır.. Ama adayımızın kadın olmaması kadın etkisini azaltmayacaktır. Cumhurbaşkanlığı çalışmamızın yarısını kadınlar yönetecektir.”

Alaylı gazeteci

Bugüne değin alternatif siyaset geleneğinde mücadele yürüttüğünü kaydeden Yüksekdağ, sosyalist gelenekten yetiştiği için sıkça yargılamalar dolayısıyla da tutuklanmalar yaşadığını anlattı. “Demokratik gelecek için siyasi çalışma yürütüyorsanız güvenlik güçleriyle karşı karşıya kalıyor ve yargılanıyorsunuz” diyen Yüksekdağ, kadın özgürlük mücadelesi içerisinde yer aldığını ve kadın örgütlenmesinde yöneticilik yaptığını dile getirdi.

Lise mezuniyeti ardından lisans düzeyinde mesleki branş uzmanlaşması eğitimi alamadığını belirten Yüksekdağ, muhabir, editör olarak 6 yıllık gazetecilik kariyerine sahip. Bu anlamda ‘alaylı gazeteci’ olan Yüksekdağ, köşe yazarlığına Özgür Gündem’de devam ediyor.

‘TMK, Türkiye’nin baş belası’

Terörle Mücadele Kanunu (TMK) kapsamında aleyhine açılmış davalardan yargılandığını kaydeden Yüksekdağ, bugünlerde Adana’da Gezi sürecindeki eylemler nedeniyle suçlandığı davada devam ediyor. Gezi protestolarında yer alan siyasi partilere yönelik kriminalize etme süreci yaşandığını söyleyen Yüksekdağ, HDP öncesinde Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) yöneticisi olarak hedef gösterildiğini vurguladı.

Türkiye’de her zaman siyasi özgürlükler alanını ‘suç’ olarak tanımlayan bir yaklaşım bulunduğunu belirten Yüksekdağ, ‘Bu anlamda TMK dediğimiz, Türkiye’nin baş belası haline gelmiş bir kanun var. Oysa siyaset yürütmek toplumdaki temel haklardan birisi. Ancak TMK bunu engelleyen bir yasal çerçevede. Türkiye’de demokratik mücadelede yürütmeye çalışmış olup da hakkında dava açılmamış, fişlenmemiş insan kalmamış durumda. TMK’daki suç çerçevesi öyle genişletildi ki dernekler, çevre STK’ları, kadın örgütleri için baskı yasası ve uygulaması olarak yürürlüğe girdi’ dedi.

‘Çözüm Paketi, AKP’nin lütfu değildir’

Yüksekdağ, AKP Hükümeti’nce Kürt Sorunu ile ilgili ‘Çözüm Paketi’ olarak TBMM’ye sunulmuş olan 6 maddelik çerçeve yasal düzenlemeyi de değerlendirdi.

Türkiye’de yıllardır yürütülen demokrasi ve barış mücadelesi açısından bu çerçeve yasayı anlamlı gördüğünü belirten Yüksekdağ, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu yasal düzenleme halk mücadelesinin kazanımıdır. AKP tarafından bir lütuf olarak tarif edilemez. Kürt siyasi hareketi ve önderliğince yürütülen mücadele sonucu ilk elden kazanılmıştır. Bunu Türkiye halklarının elde ettiği bir kazanım olarak görüyoruz. AKP Hükümeti, doğal bir demokratik gelişme yaşadığı için değil bir zorunlulukla karşı karşıya geldiği için bu yasal düzenlemeyi sunmak zorunda kalmıştır.”

‘Kürt Sorunu terör değil halk hareketi’

‘Çözüm Paketi’nin başlığındaki ‘terörle mücadele’ ifadesini eleştiren Yüksekdağ, “Toplumsal bir sorunla karşı karşıya kalmasına rağmen halka dayanan bir sorun olmasına rağmen terör gibi kriminalize edilmiş bir başlıkla çıkarılması talihsizlik oldu. Kürt sorunu bir terör sorunu olarak görülemez halk hareketidir. PKK’yı, Abdullah Öcalan’ı halktan ayrı düşünmek yanlıştır. Ancak yasal düzenlemede dahi terörle mücadele gibi ifade edilmesini ise, bir yanlışın zihniyet düzeyinde sürdürülmesi olarak görüyoruz” diye konuştu.

HDP olarak Çözüm Paketi’ni önemsediklerini ve desteklediklerini belirten Yüksekdağ, Türkiye’de de artık Kürt Sorunu’nun çözümü için müzakere sürecinde, resmi güvencelerle birlikte yürütülmesinin eşiğine gelinmiş olduğunu söyledi.

Müzakere sürecinde ortada somut talepleri bulunduğunu da hatırlatan HDP Eş Genel Başkanı Yüksekdağ, hükümetin acilen hasta “tutsakları” serbest bırakmak konusunda adım atması gerektiğini dile getirdi. “Ben şimdi (dün) sizinle görüşürken hasta tutsak yakınları Meclis’te seslerini duyurmaya çalışıyor. Bu sorun, Meclis kapısına kadar dayanmış acil siyasi, insani ve toplumsal bir sorundur” diyen Yüksekdağ, TMK’nın hedefi haline gelmiş KCK davaları nedeniyle yargılanan ya da tutuklanan siyasilere de özgürlük talebini ifade etti. Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) da yeni bir ruhla ve içerikle yeniden düzenlenmesi gerektiğini kaydeden Yüksekdağ, anadilde eğitim hakkı, demokratik özerkliği de politik gerçeklik olarak görmek gerektiğini açıkladı.

Çözüm Paketi’nin Cumhurbaşkanlığı seçimi arifesinde gündeme getirilmesini de yorumlayan Yüksekdağ, “Hükümet’in yaklaşımı ne olursa olsun Kürt halkı bu tip politik manevralarla algısı yönetilemeyecek bir halk haline gelmiştir” dedi.

‘Konfederal Kürdistan’ kaçınılmaz’

Yüksekdağ, HDP’nin kongre açılışında Abdullah Öcalan’ın mesajının okunması ile asılı pankartlar ve posterler itibariyle bugüne kadar ki Kürt siyasi hareketi devamını temsil etmesi konusunda ise, HDP’nin Türkiye’deki klasik siyasi partilerinden birisi olmadığını savundu. Yüksekdağ, “Demokrasi mücadelesinde Kürt halk hareketi varlığını ve Türkiye’nin tarihindeki bu özgünlüğü görmezsiniz diğer siyasi partilerden bir farkınız kalmaz. Türkiye’nin görülmeyeni görmeye, tanımlanmayanı tanımlamayana ihtiyaç var. Bu bağlamda da HDP, toplumsal kanama noktalarına dokunan bir partidir” dedi.

Öcalan’ın sadece Kürt hareketinin lideri olarak görülmesinin yanlış ve eksik olduğunu söyleyen Yüksekdağ, Abdullah Öcalan’ın HDP’deki etkin varlığı konusunda ise, şunları dile getirdi:

‘Sayın Öcalan’ın önemli bir özelliği, Türkiye toplumunun barıştırılması fikrini ortaya atmasıdır. Sayın Öcalan’a, 30 yıl boyunca bir Kürt halk hareketi lideri olarak bir gerilimin, bir savaşın penceresinden baktı toplum. Şimdi çözümün penceresinden bakmak zorundayız. HDP kongresinde mesaj okunmasına değil Öcalan’ın mesajının içeriğine bakılması gerekir. HDP zamanı gelmiş bir fikir harekettir. Düne kadar bizi keskin kategoriler yönetiyordu. Eğer Öcalan ile ilgili bunu (terör örgütü liderliği konusu) hatırlatanlar yarayı durmadan kaşımaya devam edenler olmazsa, Türkiye toplumu barışmaya hazırdır.’

Yüksekdağ, “Peki Kürtler’in geleceğinde sınırlar nasıl olacak? Bahsettiğiniz Kürt özerk yönetimi İstanbul, İzmir, Bursa’nın olduğu bir Türkiye’ye mi bağlı olacak yoksa dört parça olduğu belirtilen Kürdistan coğrafyasına mı?” sorumuzu ise özetle şöyle yanıtladı:

“Ben şahsen Ortadoğu ve Mezopatamya coğrafyasında konfederal bir yapı kurulması gerektiğine yürekten inanıyorum. Kürdistan'ın geleceği yeni Ortadoğu modelinde yatıyor. Irak, Suriye, İran ve Türkiye devletleri içerisindeki özerk yapılar arasında işbirliğine dayalı bir yapı da gelişebilir. Sosyalizmin temel esaslarından biridir her ulusun kendi kaderini tayin hakkı. Kürdistan’ın sınırlarını da, Ortadoğu’daki sınırları da halklar çizecektir. Bugünlerde yaşadığımız aslında bir devrim süreci, alt üst oluş sürecidir. Ben konfederal Kürdistan kurması gerektiğini düşünüyorum.”

XS
SM
MD
LG