Erişilebilirlik

'Seçimlerden Sonra İran Konusu Öne Çıkacak'


Başkanlık seçimi için geri sayımın başladığı Amerika’da, Başkan Barack Obama ve Cumhuriyetçi rakibi Mitt Romney’nin dış politika odaklı son televizyon tartışmasındaki ana gündem maddelerinden biri İran oldu. İsrail’in İran’ın nükleer tesislerine saldırısı için şu ana kadar yeşil ışık yakmayan Washington’un, seçimlerden sonra nasıl bir politika izleyeceği merak ediliyor. Geçmişte Amerika Dışişleri Bakanlığı’nda İran masasında görev yapmış olan Ulusal İran-Amerikan Konseyi Araştırma Direktörü Reza Marashi, İran’ın tartışmalı nükleer programını, Amerika ve İsrail’in İran’a saldırı olasılığını ve Türkiye-İran ilişkilerini değerlendirmek üzere Amerika’nın Sesi stüdyolarına konuk oldu.

AS: Eylül ayındaki Birleşmiş Milletler Genel Kurulu öncesinde, İsrail Washington’a İran’ın nükleer programı konusunda bir kırmızı çizgi belirlemesi çağrısında bulunmuştu. Ancak bu talep Amerikan yönetimi tarafından reddedildi. Amerika’da 6 Kasım’da yapılacak Başkanlık seçimlerinden sonra İsrail’in İran’a askeri operasyon düzenlemesi ihtimali sizce ne kadar yüksek? Cumhuriyetçilerin seçimleri kazanması durumunda bu olasılık artar mı?

RM: Öncelikle, İsrail’den İran’a yönelik askeri bir saldırı bekleyebilir miyiz bunu konuşalım. Bence İsrail’in tek taraflı olarak İran’a askeri bir operasyon düzenleme ihtimali zayıf çünkü İsrail bu iş için gerekli askeri donanıma sahip değil. İran’la bir savaş başlatabilirler ama bitiremezler. Böyle bir savaşı bitirebilecek askeri ve teknolojik imkanlara sahip tek ülke Amerika. Ama bu İsrail’in askeri operasyona girişmeyeceği ve bir saldırı başlattıktan sonra Amerika’nın gelip ortalığı temizlemesini beklemeyeceği anlamına gelmiyor. Böyle bir risk kesinlikle mevcut ancak bence bu düşük bir risk. Netanyahu hükümetinin Amerika’yı İran konusunda köşeye sıkıştırmaya ve sorunun barışçıl yollardan çözülmesine yönelik diplomatik seçenekleri daraltmaya çalıştığını görüyoruz. Eğer seçimleri Mitt Romney kazanırsa, Amerika’nın İsrail’le birlikte İran’a askeri müdahalede bulunma ihtimali katlanarak artar. Bunu söylememin nedeni de Romney’nin 24 dış politika danışmanından 17’sinin George W. Bush yönetiminde görev yapmış olmasından kaynaklıyor. Romney’nin hemen hemen bütün Orta Doğu danışmanları Neo Muhafazakar. Bu danışmanlar Irak Savaşı için bastıran danışmanlar ve sonuçta ne olduğunu hepimiz biliyoruz. Bence geniş açıdan baktığımızda, İran’a askeri operasyon ihtimali endişe duymamız gereken bir konu. İster Amerika, ister Avrupa Birliği, İran, Rusya, Çin olsun, herkes bu konuyu ciddiye almalı ve endişelenmeli çünkü bence bu sadece söylem değil gerçek bir olasılık.

AS: Nükleer programında daha saydam olması ve uluslararası işbirliğini arttırması konusunda İran’ı ikna etmek için sizce neler yapılabilir?

RM: Bu çok önemli bir soru. İran ve Amerika arasındaki sorunların çözümü için gerekli olan siyasi manevra alanını yaratmak için öncelikle nükleer cephede ilerleme olması lazım. İran nükleer programıyla ilgili bazı tavizler vermek zorunda. Bunların başında da ülke içindeki uranyum zenginleştirmesini en fazla yüzde 5 ile sınırlaması geliyor. Elindeki yüzde 20 oranda zenginleştirilmiş uranyum rezervini de azaltması gerekiyor ki Uluslararası Atom Enerjisi Dairesi’nin raporuna göre İran bunu son bir iki aydır zaten yapıyor. Buna ilave olarak, İran nükleer programı konusunda ve özellikle de bu programın şüphe çeken askeri boyutları konusunda daha açık davranmalı ve Uluslararası Atom Enerji Dairesi’yle bilgi işbirliği düzeyini artırmalı. Madalyonun öteki yüzünü çevirirsek, İran hükümetine bütün bunları yaptırmak için onlara da karşılık olarak bir şeyler vermemiz gerekir ki bu Washington’da pek dile getirilmeyen bir konu. Ama gerçek şu ki, eğer karşılığında bir şey vermezseniz, o zaman bu Tahran’dan teslim olmasını beklemek anlamına gelir. İran İslam Cumhuriyeti’nin 33 yıllık geçmişinde, hükümetin baskı sonucu geri adım attığına şahit olmadık. İran baskıya baskı ve tehdide tehditle karşılık vereceğini açıkça söylüyor. Bu noktada Amerika, bir güven teşkil etme adımı olarak İran üzerindeki yaptırımları hafifletmeyi teklif edebilir. Bu teklif de Beyaz Saray’dan gelmeli çünkü Kongre’nin yakın gelecekte yaptırımları kaldırmak gibi bir niyeti olmadığını biliyoruz. Ayrıca Avrupa Birliği de yaptırımları kaldırma teklifinde bulunabilir ve bunu Amerika’ya göre çok daha kolay ve hızlı bir şekilde yapabilir. Amerika’da Başkan uygulamayı durdurma yetkisini kullanarak yaptırımları kaldırabilir ancak İsrail ve diğer siyasi baskılar nedeniyle Kongre’den yaptırımları kaldırmasını beklemiyoruz. Avrupa’daysa, bir başbakan veya Başkan, AB genelinde diğer yetkililerle bir araya gelerek yaptırımları kaldırma konusunda anlaşmaya varabilir. Ancak bu noktada bir zorlukla karşılaşıyoruz. İran’dan bazı faaliyetlerini süresiz olarak durdurmasını istiyoruz. Sonuçta, İran da yaptırımların daimi olarak kaldırılmasını isteyecektir ki bu isteği gerçekleştirmek çok zor, özellikle de Washington’da. İran, “eğer yaptırımların uygulaması kalıcı olarak durdurulmazsa, biz de bizden istenenleri kalıcı olarak vermeyiz” diyor. Bu kısır döngüyü kırmak da, ister Obama ister Romney seçilsin, 6 Kasım’dan sonra en öncelikli bir konulardan biri olacak.

AS: İsterseniz biraz da Türkiye-İran ilişkilerinden konuşalım. İki komşunun arası son zamanlarda özellikle de, Türkiye’nin muhalifleri İran’ınsa Şam hükümetini desteklediği Suriye krizi yüzünden açıldı. Öte yandan, Eylül ayında 9 İran ajanı Türkiye’de tutuklandı. Bu ajanlar, Türkiye’nin doğusu hakkında istihbarat toplayarak PKK militanlarına yardım etmekle suçlandı. Türkiye’nin Suriye’ye askeri bir müdahalede bulunması halinde, sizce Türkiye-İran ilişkileri bundan nasıl etkilenecektir?

RM: Suriye krizinde iki ülkenin karşı karşıya gelmesinin, Türkiye ve İran ilişkilerinde son birkaç yıldır devam eden inişli-çıkışlı eğilimin somutlaşmış hali olduğunu düşünüyorum. İran ve Türkiye bölgede etki ve egemenlik sağlamak bakımından rakipler. 2006-2008 yılları arasında ve hatta 2009’da İran’daki tartışmalı başkanlık seçimlerinden sonra, İran ve Türkiye ilişkilerine bakıldığında kesinlikle daha pembe bir tablo görüyoruz. Ancak Türkiye’nin Amerika’nın radar sistemine ev sahipliği yapmayı kabul etmesi ve arkasından da Arap baharı ikili ilişkilerin gerilmesine yol açtı. Arap baharı denkleminde, İran ve Türkiye farklı nedenlerle farklı kulvarlarda yer aldı. Türkiye ve İran arasındaki bu rekabetin devam edeceğini düşünüyorum. Ancak bu rekabetin dışarıya yansıyan bir çekişme boyutuna geleceğini sanmıyorum. Çünkü sonuçta İran ve Türkiye’nin birbirine ihtiyacı var. İran’ın, uluslararası pazarlara açılmak için Türkiye’ye ve Türkiye’nin de enerji ihtiyacını karşılamak için İran’a ihtiyacı var. Bence Erdoğan ve İran liderleri, iki ülke arasındaki ilişkilere bugüne kadar yapılmış yatırımın farkında ve kendi ulusal güvenlikleri için bu yatırımı ikiye katlamaları gerektiğini de biliyorlar. Bu iki ülke, zaman zaman ortaya çıkan sorunları halledip, dostane ilişkilerini sürdürecekler.

AS: Son sorum varsayıma dayalı bir soru olacak. Diyelim ki İran nükleer bir güç oldu, bu Türkiye-İran ilişkilerini nasıl etkiler? Sizce, bölgedeki ezeli rakibini dengelemek için Türkiye de nükleer güç arayışına girer mi?

RM: Eğer İran nükleer programını silahlandırmak gibi siyasi bir karar alırsa, bence iki şıktan biri gerçekleşecek. A şıkkı, savaş çıkacak ki Barack Obama’nın İran’ın nükleer silah sahibi olmasına izin vermeyeceğini söylemesi bu olasılığı güçlendiriyor. İkinci şık, İran’ın bu adımı bölgede nükleer silahların yayılmasına yol açacak. Ancak bu noktada bir tahminde bulunup Türkiye’nin bu yolu izlemeyeceğini söyleyebilirim. Eğer yapacak olsaydı, İsrail’in nükleer silah ürettiğinde yapardı. Türkiye NATO’nun güçlü ve vazgeçilmez bir üyesi. Sanıyorum Barack Obama başkanlığı süresince bunu birçok kez ifade etti. Obama’nın Erdoğan’la son derece pozitif ilişkileri var. Bana göre, nükleer silaha sahip olmanın peşinde olan rejimlerin gözünde bu güç ulusal güvenliğin garantisi. İnanıyorum ki Türkiye, güvenliğini sağlamak için bu silahlara ihtiyacı olmadığının farkında.
XS
SM
MD
LG