Erişilebilirlik

‘Seçim Sonrası Ekonomik Sorunlar Kapıda’


Ümit Akçay

Ümit Akçay

New York Üniversitesi Misafir Öğretim Üyesi Ekonomist - Yazar Ümit Akçay, 1 Kasım'da yapılacak genel seçimler sonra iktidara gelecek yeni hükümetin ciddi ekonomik sorunlarla karşı karşıya kalabileceğini söyledi.

Son dönemde Türkiye’nin sanayi altyapısının aşındığını belirten Akçay, Amerika Merkez Bankası (FED) faiz arttırma kararı alırsa, Türkiye’den bazı fonların çıkabileceğine işaret etti.

Son yıllarda Türkiye’de uygulanan ekonomik politikaları Amerika’nın Sesi’ne değerlendiren Akçay, 2000’li yıllarda ülke içinde ve dışında yaşanan gelişmelere ana hatlarıyla değinmek gerektiğini belirtti:

“Ülke içi gelişmelerden başlarsak, Türkiye ekonomisinin 2000’li yıllardaki temel dinamiklerine bakmamız gerekir. Bunlardan ilki, ekonomik büyümenin uluslararası sermaye akımlarına olan duyarlılığının giderek artmasıdır. Uluslararası fonların ülkeye girişi sırasında ekonomik büyümenin arttığı, girişlerin azaldığı ya da çıkış eğilimlerinin kuvvetlendiği zamanlarda ise büyümenin yavaşladığı ve küçülmelerin yaşandığı görülüyor. 1990’lı yıllarla karşılaştırıldığında var olan bu yapının değişmediği, hatta daha da yerleşik hale geldiğini söyleyebiliriz” dedi.

“Sanayi yapısı aşındı”

Akçay, Türkiye’de uygulanan ekonomik politikalarda ikinci dinamiği ise şöyle açıkladı: “İzlenen para politikasının bir sonucu olarak ülkenin sanayi altyapısının giderek aşınmasıdır. Yerli parayı güçlü tutmayı örtük olarak enflasyon karşıtı bir araç olarak kullanan merkez bankacılığı uygulamaları sonucunda ithalat ucuzlamış, bu ise iç pazardan karşılanabilecek olan hammadde ve ara malı ihtiyacının ithalat yoluyla karşılanması sonucunu doğurmuştur. Sanayi yapısının aşınması, üretimin ithalata olan bağımlılığını arttırması nedeniyle doğrudan cari açık sorunuyla bağlantılı.”

Borçların özelleştirilmesi

İlk ikisi ile bağlantılı üçüncü temel dinamiğin ise, Türkiye’de borçlanma yapısında önemli değişmelerin yaşanması olduğuna işaret eden Akçay, “Bu değişimlerden ilki, iç borçlanma alanında gözleniyor. İç borçların toplamına bakıldığında kamunun hala önemli bir ağırlığı olmasına rağmen bireysel borçlanmanın hızla arttığı bir yapıyı görmekteyiz. Bireysel borçlanmadaki artış hızının yüksek olmasında, 2000’ler boyunca reel ücretlerin anlamlı bir düzeyde artmaması, buna karşılık hane halklarının harcamalarını karşılamak için giderek daha fazla borçlanmak zorunda kalmaları önemli bir etken. Buna paralel olarak bankaların kredi portföylerinde tüketici kredilerinin artması da gözleniyor. Dış borçlanmada ise, “borçların özelleştirilmesi” süreci çarpıcı bir şekilde karşımıza çıkıyor. Bunun anlamı, dış borçlanma içinde kamunun payının giderek azalması ve özel sektör borçluluğunun hızla artmasıdır. Bu gelişme, bir önceki dinamiği açıklarken işaret ettiğim para politikasının bir diğer sonucu olarak görülmeli” diyor.

“ABD merkezli kredi genişlemesi Türkiye’yi etkiledi”

Türkiye ekonomisini etkileyen iç dinamikler dışında yurt dışı dinamiklerin de etkisi olduğunu savunan Akçay, “Ülke dışı dinamiklere bakıldığında ise iki temel değişim göze çarpıyor. İlki 2000’lerin başında özellikle ABD merkezli kredi genişlemesi sonucunda Türkiye gibi ülkelere sermaye akımlarının daha fazla rağbet etmesidir. Bu süreç 2008-9 yıllarında kesintiye uğrasa da, ardından yine ABD kökenli olarak uygulanan ancak bu sefer krizden çıkış için gündeme getirilen faizlerin sıfırlanması ve miktarsal genişleme paketleri soncunda sürmüştür” dedi.

“Derinleşen küresel ekonomik kriz”

2012’den itibaren küresel ekonomik krizin derinleşme aşamasına geçmesiyle birlikte yaşananların Türkiye’yi de etkilediğini belirten Akçay, “Bu sürecin en önemli özelliği, ABD, AB ya da Japonya dışında, başta Çin olmak üzere gelişmekte olan ülke kategorisindeki ülkelerde ve dünyanın önemli üretim üslerinde ekonomik büyüme temposunun giderek yavaşlamaya başlamasıdır. Bunun en somut göstergesi uluslararası kurumlar tarafından yapılan tahminlerde küresel büyüme beklentilerinin sürekli aşağıya doğru revize edilmesidir. Buna ek olarak emtia fiyatlarındaki düşüşlerin sürmesi ve deflayonist eğilimlerin kuvvetlenmesi gibi gelişmeler giderek daha büyük riskler olarak belirginleşiyor. Bu iki gelişme, dünya ticaretinin genişleme trendinin duraklamasına neden oluyor. Türkiye’de 2015 başından itibaren ihracatın çöküşü bununla yakından ilgili” diye konuştu.

1 Kasım sonrası ciddi ekonomik sorunlar kapıda

Amerika’nın Sesi'nin, “Türkiye için gerçekten ekonomik bir kriz kapıda mı ?” sorusunu da Akçay şöyle yanıtladı: “Türkiye ekonomisinin ciddi bir darboğazdan geçtiği bir sır değil. Ancak bu durumun teknik olarak bir ekonomik krizle, yani negatif büyüme rakamlarıyla sonuçlanıp sonuçlanmayacağı gerek ülke içinde gerekse dünya ekonomisinde yaşanacak gelişmelere bağlı. Önceki soruda açıklamaya çalıştığım bu iki dinamiği birlikte ele alırsak Türkiye ekonomisi için ciddi sıkıntıların yaşanacağı bir döneme girdiğimizi söyleyebiliriz. Mevcut sanayi yapısının giderek aşındığı, sermaye hareketlerine duyarlılığın yüksek olduğu ve borçlanma yapısının ciddi riskler yaratacak şekilde değiştiği bir ortamda, küresel finansal krizin derinleşmesi Türkiye ekonomisi için var olan ülke içi sorunların daha da derinleşmesine neden olacaktır. Özellikle firmaların döviz borcunun yarattığı riskler ve ihracattaki çöküş iki temel potansiyel kriz dinamiği olarak görülüyor. Tüm bu sorunlara bir de mevcut siyasi kriz ortamını da eklediğimizde, 1 Kasım seçimleri sonucunda ortaya çıkacak olan siyasi heyetin önünde ciddi ekonomik sorunları bulacağını rahatlıkla söyleyebiliriz.’’

“FED faiz arttırırsa fonlar Türkiye'den çıkar”

FED’in yılsonundan önce faiz arttırma kararı alması halinde Türk ekonomisi üzerinde ciddi etkileri olacağının altını çizen Akçay, “FED’in olası faiz artımı mevcut sorunları daha da derinleştirebilecek temel bir etken olabilir. Zaten sermaye hareketlerinin yönünün değiştiği bir ortamda FED’in alacağı faiz artışı kararı Türkiye gibi ülkelere gelen fonların azalmasına ve hatta fonların bu ülkelerden çıkmasına neden olması, Türkiye ekonomisinin sermaye hareketlerine olan yüksek uyarlılık düzeyi nedeniyle, teknik anlamda bir krizin yaşanmasına neden olabilir. Ancak dünya ekonomisinin mevcut koşullarını göz önüne alırsak FED’in faiz artışına gitmekte aceleci olmayacağını görüyoruz. Her durumda FED’in alacağı kararın yönü ne olursa olsun Türkiye ekonomisi açısından etkili olacaktır ancak tahminimce faiz kararının ertelenmesi sadece Türkiye’deki ekonomik kötüleşme hızını azaltıcı bir etkide bulunabilir’’ dedi.

Ümit Akçay Kimdir?

Ümit Akçay İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü'nden mezun oldu. 2004’te yüksek lisansını, 2008’de doktorasını tamamladı. 2011’den beri New York Üniversitesi’nde misafir öğretim üyesi. “Kapitalizmi Planlamak: Türkiye’de Planlamanın ve DPT’nin Dönüşümü”, “Para, Banka, Devlet: Merkez Bankası Bağımsızlaşmasının Ekonomi Politiği” ve Ali Rıza Güngen ile birlikte hazırladığı “Finansallaşma, Borç Krizi ve Çöküş: Küresel Kapitalizmin Geleceği” adlı kitapların yazarı.

XS
SM
MD
LG