Erişilebilirlik

Prof. Dr. Şahin: 'Sansürcünün Marifeti Tükenmez'


WikiLeaks kurucusu Julian Assange'ı destekleyen bir kişi İngiltere'deki mahkeme binası önünde protesto gösterisi yaparken

WikiLeaks kurucusu Julian Assange'ı destekleyen bir kişi İngiltere'deki mahkeme binası önünde protesto gösterisi yaparken

WikiLeaks’in bir süredir yayınladığı belgeler süregelen bir tartışmayı yeniden canlandırdı. Geleneksel basın internetin, sosyal medyanın ya da en genel tanımıyla yeni medyanın gölgesinde mi kalıyor? Geleneksel basın ortamı gibi kolayca kontrol edilemeyen, çoğu zaman uzman kontrolü ve denetiminden geçmeden milyonlarla buluşan bilgi ve belgeler köklü bir değişimin ilk habercileri mi? Bu konuyu bir iletişim uzmanıyla, İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden Profesör Doktor Haluk Şahin’le enine boyuna konuştuk.

Prof. Dr. Şahin’le yaptığımız söyleşinin kısa halini buradan dinleyebilirsiniz:


Söyleşinin geniş halini ise aşağıda okuyabilir ya da dinleyebilirsiniz:

SELİN SÜER ÜNLÜ (SSÜ): Prof. Dr. Haluk Şahin. WikiLeaks depreminin ardından önce genel bir soruyla başlayalım. Acaba soruşturmacı gazetecilik yerini başka bir olguya mı bırakıyor? Sızan bilgilerin bir çeşit korsanlık, bir çeşit casuslukla harmanlanıp kamuoyuna sunulmasıyla birlikte acaba yeni bir medya düzeninden mi bahsediyoruz?

PROF. DR. HALUK ŞAHİN (H.Ş.): Çok kökten bir değişim yaşamaktayız iletişim ortamında. Zaten son 50 yıldır iletişim teknolojilerinin değişmesine paralel bir şekilde habercilik de değişti. Ancak özellikle son 10-15 yıl içinde internetin egemen iletişim aracı haline gelmesi ve son dönemde sosyal medyaların yükselişiyle değişim daha da hızlandı. Konvansiyonel medyaların pek çok alanda işlevi diğer medyalar tarafından devir alındı. Yani çok uzun bir süre gazeteci dediğimiz uzman kişilerin kontrolü altında olan bir alan onların kontrolünden çıktı. Gazetecilerin enformasyon üzerinde belirli kontrol yetkileri var. Buna “Gate Keeping (Kapı Bekçiliği)” deniyor. Yani hangi haberin yayınlanacağına ve nasıl yayınlanacağına yani haberlerin nasıl çerçeveleneceğine karar veriyordu. Şimdi yeni medyaların ortaya çıkması ve internetin yaygınlaşmasıyla editoryal kontrol gittikçe zayıflıyor.

‘Yepyeni Bir Medya Eko-Sistemiyle Karşı Karşıyayız’


(...) Artık gazeteciler ne neyin yayınlanıp neyin yayınlanmayacağına karar verebiliyorlar ne de neyin ne kadar yayınlanacağına... Yani yepyeni bir medya eko-sisteminin karşımıza çıktığını söyleyebiliriz. Burada ne oluyor? Bir taraftan gazeteciler tarafından geleneksel olarak yapılan birtakım işler artık başkalarına gidiyor. Bazen yurttaşlara, tabii mafyalara ya da gizli örgütlere de gidebilir. Bir çeşit kontrolsüzlük, bir çeşit anarşi ortaya çıkıyor. Öte yandan devletlerin geleneksel medyaları kontrol edebilmesi daha kolaydı. Yeni teknolojiler bu türden kontrolün yapılmasını gittikçe zorlaştırıyor ve ortaya evet çok özgür ama aynı zamanda kaotik bir durum ortaya çıkıyor.


S.S.Ü.: Peki bu bahsettiğiniz yeni medya eko-sistemi içerisinde, bu hem anarşizmin hem kaotik bir yapının olduğu sistem acaba bir süre sonra kontrol altına alınabilir mi? İnternetin doğasını düşündüğümüzde herhangi bir kontrol söz konusu olabilir mi?


H.Ş.: Şu anda işin çok başındayız bir bakıma. Bu tam 21’nci yüzyıla özgü bir bunalım. Küçük çapta kontrolden çıkmış haber baloncuklarını internette yayınlandığı görmüştük ama bu ölçüde bir fenomenle ilk kez karşı karşıyayız. O yüzden ne olacağını kestirme zor. Dikkatimizi çeken şey şu: Yeni medyayı yani interneti kullananlar bir taraftan da eski medyaların güvenirliğinden yararlanmak istediler. Bu yüzden Amerika’da ve başka yerlerde güvenirlik endeksinde çok yükseklerde olan bir takım medya organlarına ellerindeki malzemeleri verdiler. Onların editoryal bir kontrol uygulamalarına izin verdiler. Burada melez bir durum ortaya çıktı ama bunun böyle süreceğini kimse garanti edemez. Uzun vadede ne olacağını tahmin etmek zor ama iletişim teknolojileri tarihinden şunu biliyoruz. Her iletişim teknolojisi başlangıçta özgürlük potansiyeliyle dikkatleri çeker. Bu özgürlük potansiyelinin gereklerini yerine getirmeye başlar. Fakat bir süre sonra güç sahipleri, iktidar sahipleri bu durumdan şikâyetçi olurlar, ürkerler ve birtakım kontrol mekanizmalarını devreye sokarlar. Bu hemen hemen bütün medyalarda olmuştur. Şimdi de benzer yollar aranıyor.


‘Sansürcülerin Marifetleri Tükenmez’


(...) Ne var ki günümüzün medya teknolojileri yaygınlıkları, küresellikleri ve küçüklükleri dolayısıyla eski tarz kontrolleri hemen hemen imkânsız kılıyorlar. Hemen hemen diyorum tabii ki yani sansürcülerin marifeti çoktur. Onların yaptıklarının sınırlarını çizebilmek kolay değildir. Bu oluşumun yeni aşamalarındayız. Yeni medyaların, sosyal medyaların ve internetin haber ortamına egemenliğine karşı çıkanlar mutlaka bir takım önlemler almak isteyeceklerdir. O önlemleri şu anda aramaktalar. Kesin olarak buldukları söylenemez ama bu ebediyen başarısızlıkları anlamına gelmez. Yalnız bu kez dezavantajlı bir konumda buluyorlar kendilerini. Çünkü bu küçük medyalar, kontrolü açısından eski büyük konvansiyonel medyalardan çok daha kaypak, kaygan ve sorlar. Ama görüyoruz ki dünyanın sansürcüleri şu anda bu krize acilen bir çare bulmak çabası içindeler. Bulabilirler mi? Bir süre sonra belki birtakım kontrol mekanizmalarını devreye sokabilirler? Mesela Çin bazı şeyleri bir süre için gizli tutabiliyor. Ama alternatifler kolayca bulunabiliyor. Küresel planda bu mümkün mü, bunu bimiyorum. Çünkü bu yeni medya ekolojisinin temel özelliği, ülkesel, bölgesel ve hatta yöresel değil küresel olması. Yani nerede buna engel olacaksınız? WikiLeaks’in şu anda bilmem kaç yüz yerde hazır bekleyen haber kaynağı olduğuna göre hangisi nasıl kontrol edeceksiniz bunu öngörmek kolay değil. Ancak sansürcünün de marifeti kolay kolay tükenmez.


S.S.Ü.: Az önce melez bir yaklaşımdan bahsettiniz. Konvansiyonel basının olaya yaklaşımını, editoryal yetkisini kullanımını nasıl buldunuz?


H.Ş.: Konvansiyonel medyanın kriz içerisinde olduğunu gözden ırak tutamayız. Ortaya çıkmakta olan yeni medya ortamında kendi rollerinin ne olacağı konusunda bir arayış içindeler. Aslında eski güçlü dönemlerinde olsalar bu olaya böyle yaklaşmazlardı. Bu kez daha cesur hareket ettiler. Belgeler 6-7 güvenilir medya organına verildi. Onlar inceledi, araştırdı, bazen yetkililere danıştı ve onları editoryal kontrolden geçmiş haliyle yayınladılar. Belki bir süre için bu durum onları hoşnut etmiştir ama bunun çok geçici bir durum olduğunu ve her an yıkılabileceğini hatırdan uzak tutamazlar. Çünkü ellerindeki belgeleri belirli bir şekilde elekten geçirdiler ama onların orijinalleri de dünyanın çeşitli yerlerinde, başkalarının ellerinde duruyor. Bu anlaşmanın bozulduğu duygusu yayılır yayılmaz onların da ortaya çıkmayacağını kimse garanti edemez.


‘WikiLeaks Konvansiyonel Medyayı Büyük İkilemde Bıraktı’


(...) O yüzden mecburen geleneksel medya organları WikiLeaks’le işbirliğini kabul etti. Belki kabul etmeyenler de olabilir ama şunu unutamayız: WikiLeaks’in yayınladığı belgeler bir haber. Haber kuruluşlarının da bunlara göz yumabilmesi mümkün değil. Göz yumarsanız rakibiniz yayınlayacak. Rakibiniz yayınladığında da siz kendi kamuoyunuzda güç duruma düşeceksiniz. O yüzden fevkalade zor bir ikilem içerisinde bocaladıklarını görebiliyorum.

Selin Süer Ünlü: İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden Prof. Dr. Haluk Şahin, çok teşekkür ederiz.

XS
SM
MD
LG