Erişilebilirlik

‘Özel Hayata Müdahale Anayasa Değişikliği Gerektirir’


Başbakan Erdoğan ve YÖK'ü protesto eden üniversite öğrencileri

Başbakan Erdoğan ve YÖK'ü protesto eden üniversite öğrencileri

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, üniversiteli kız ve erkek öğrencileri hedef alan, aynı evde kaldıkları takdirde özel hayata müdahale edileceği açıklamasıyla başlayan tartışmada gözler hukuken bunun mümkün olup olmadığına çevrildi.

Ankara Üniversitesi öğretim üyesi Yard. Doç. Dr. Kerem Altıparmak, Amerika'nın Sesi'ne, Türkiye'de özel hayata müdahale edilmesi için Anayasa değişikliği gerektiğini açıkladı.

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İnsan Hakları Merkezi'nde görevli uzman Altıparmak, insan hakları hukuku açısından Türkiye'de özel hayata müdahale konusunda tüm eksikliklerine rağmen mevcut Anayasa engeli bulunduğunu vurguladı. Türkiye'nin, Birleşmiş Milletler Uluslararası İnsan Hakları Sözleşmesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne imza atmış bir ülke olduğunu anımsatan Altıparmak, hukuki açıdan özel hayata müdahale için Anayasa değişikliği, ardından bu sözleşmelerdeki imzadan feragat edilmiş olması gerekeceğini anlattı.

Başbakan Erdoğan'ın başlattığı tartışmayı mevcut hukuki çerçevede anlamlandırmakta zorluk çektiğini kaydeden Altıparmak, "Hukuken tartışılması mümkün dahi değil, bunu hem Türkiye'nin iç hukuku hem de Türkiye'nin taraf olduğu Birleşmiş Milletler Uluslararası İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi bağlamında söylüyorum" dedi.
'Sevişme faaliyeti devleti ilgilendirmez'

Hukuki çerçevede tanımlanmış insan hakları kapsamında özel hayat alanı bulunduğuna dikkat çeken Altıparmak, "Bir kişinin kendi özgür iradesiyle seçtiği alan içerisinde yapacağı hiçbir faaliyet hiçbir şekilde devleti ilgilendirmez. Açıkça söyleyelim ki akıllarındaki sevişmek, vesaire de buna dahildir, bu durum devleti ilgilendirmez. Bu Başbakan'ı da hükümeti de ilgilendirmez" diye konuştu.

Altıparmak, Türkiye'de eğer Anayasa değişikliği ile tamamıyla otoriter bir rejime geçilme kararı alınmadıysa özel hayata müdahale ya da ne kadar müdahale edilebileceğinin tartışılmaması gerektiğini söyledi. Ancak ortada bir Anayasa değişikliği taslağı olmamasına karşın tartışmalar nedeniyle öncelikle sosyal etkiler görüldüğünü belirten Altıparmak, birkaç gündür apartmanda yönetici tarafından öğrencileri uyaran yazılar asılması ya da Başbakan'ın sözlerinden vazife çıkarmış valilerce yapılan açıklamaları sosyal etkilere örnek gösterdi.

'Vali konuta dokunursa suçlu olur'

Bu noktada, özellikle valiler gibi kamu görevlileri açısından vahim bir tablo bulunduğunu kaydeden Altıparmak, "Eğer vali, ‘başbakan emir verdi bundan sonra özel hayata müdahale edeceğim’ derse cezai sorumluluktan kurtulamaz. Çünkü konut dokunulmazlığının ihlali suçtur. Eğer bunu kamu görevlisi, kamu görevlisi sıfatıyla bunu yaparsa daha ağırlaştırılmış suçtur. Başbakan talimat vermişti gerekçesi de bu suçu ortadan kaldırmaz" dedi. Altıparmak, mevcut Anayasa, Türk Ceza Kanunu gibi ulusal hukuk açısından suç olduğu gibi kolluk kuvvetlerince konutlara yapılacak müdahalenin uluslararası hukuk açısından suç teşkil edeceğini anımsattı.

Terör gerekçe olabilir mi?

İçişleri Bakanı Muammer Güler'in, Başbakan'ın sözleriyle ilgili hükümet olarak terör yapılanmalarını hedeflediklerini açıklaması da değerlendiren Altıparmak, eğer İçişleri Bakanlığı konutlara müdahale yönünde bir genelge gönderirse gecikmesizin bunun iptalinin talep edilmesi gerektiğini ifade etti. Altıparmak, "Terörle Mücadele Kanunu'nda bütün muğlak ifadelerine rağmen suç tanımı vardır. Eğer ortada iddia edildiği gibi üniversite öğrencilerince birlikte kalınmakta olan konutlarda suç varsa bunu tespit edersiniz, suçluları yakalarsınız, yargılarsınız. Aksi takdirde 'terör suçu oluşur' varsayımıyla müdahale edilmesini, ne Anayasa ne de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi mümkün kılmıyor" dedi.

Demokratik bir toplumda özel hayata müdahale için hukuken "zorunluluk" ilkesine bakılacağını da belirten Altıparmak, "‘Biz basıyoruz eğer siz beraber oturup kalkıyorsunuz bir terörist olursunuz’ gibi bir yaklaşım demokratik toplumda bir zorunluluk değildir. Kamu düzenini bozacak şey somut olarak orada vardır mesela içeride silahlı bir örgütlenme vardır, bunu tespit etmişsinizdir ve mahkemesinden karar alarak gerekli müdahaleyi yaparsınız. Aksi takdirde müdahale edecek kişiler Türk Ceza Kanunu'na göre suç işlemiş olurlar" diye konuştu.

Ancak Türkiye'deki mevcut atmosferde, Başbakan'ın devamlı bu yönde konuşmasıyla sosyal sonuçlar doğduğunu söyleyen Altıparmak, bu durumda belki de hukuken ulaşılamayacak bir sosyal baskı yaratıldığını dile getirdi.

Karma yurt yoktu

Bu arada Başbakan Erdoğan'ın, hükümet olarak devlete ait karma yurtları yüzde 75 oranında kapattıklarını yönündeki açıklaması ise soru işareti yarattı. Türkiye'deki hukuk sisteminde, öğrenci yurtları açılması ve işletmesi, daha önce Başbakanlık'a şimdi ise Gençlik ve Spor Bakanlığı'na bağlı olan Yüksek Öğrenim, Kredi ve Yurtlar Kurumu'nun denetimi altında bulunuyor. Mevzuata bakıldığında, Kurum sadece devlet değil öğrencilere barınma olanağı sağlayan özel yurt işletmelerini de denetleme hakkına sahip. Mevzuat uyarınca Türkiye'de aynı bina çatısı altında kız ve erkek öğrenciler karma barınma mekanı açılması ya da işletilmesi söz konusu değil.

Başbakan'ın 'karma yurt' olarak ifade ettiği ise, aslında sadece ortak yemekhane ve bahçe gibi kamusal alanları karma olan ancak barınma binaları ayrı olan öğrenci yurtlarını kapsıyor. Son birkaç yılda hükümet, aynı kampüs yurt yerleşkesinde, kız ve erkek öğrenci yurtları bulunması uygulamasına son verdi.
XS
SM
MD
LG