Erişilebilirlik

'ABD Türkiye'deki Söylemlerden Rahatsız'


Mayıs 2013'te Washington'u ziyaret eden Başbakan Erdoğan, Beyaz Saray'ın Gül Bahçesi adlı avlusunda Başkan Obama'yla yürürken

Mayıs 2013'te Washington'u ziyaret eden Başbakan Erdoğan, Beyaz Saray'ın Gül Bahçesi adlı avlusunda Başkan Obama'yla yürürken

Hükümet-Gülen kavgasının Türk-Amerikan ilişkilerine yansımasını değerlendiren Brookings Enstitüsü Türkiye uzmanı Ömer Taşpınar, 'Amerika’nın gözünde Erdoğan’ın bir lider olarak güvenilirliği oldukça azalmış durumda' diye konuşuyor

17 Aralık’ta başlatılan rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasıyla birlikte artık Türkiye’de iyice su yüzüne çıkan hükümet-cemaat kavgasının bir boyutunun Türk-Amerikan ilişkilerine yansıdığı düşünülüyor. Komplo teorilerinin yine ağızlarda sakız olduğu bu son krizle birlikte, iki müttefik arasındaki ilişkilerin kısa vadede nasıl etkileneceği ciddi merak konusu.

Özellikle Gezi Parkı olaylarından bu yana muhalif hareketler, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere hükümete yakın kesimlerce sıklıkla “dış güçlerin kışkırtması” olarak değerlendirildi. Hükümetin son dönemde Gülen hareketiyle yaşadığı bu son çatışma da, yine dış güçlere, özellikle de Fethullah Gülen’in son 15 yıldır yaşadığı Amerika’ya bağlandı.

En ciddi eleştirilerden birine Amerika’nın Ankara Büyükelçisi Francis Ricciardone hedef oldu. Hükümete yakın basın organları Halkbank operasyonunun arkasında Amerika’nın olduğunu iddia ederek Büyükelçi Ricciardone’yi “istenmeyen adam” ilan etmeye çalışırken, Başbakan Erdoğan bir konuşmasında doğrudan isim vermeden, “Seni ülkemizde tutmak zorunda değiliz” ifadelerini kullandı.

Brookings Enstitüsü uzmanlarından Ömer Taşpınar, komplo teorilerinin çocukluktan itibaren beyinlerimize kazındığını söylüyor. “‘Türkiye’nin güçlenmesini istemezler, biz her güçlendiğimizde alaşağı çekmeye çalışırlar’ söylemi bizim ilkokulda aldığımız eğitimden itibaren, zaten beyinlerimize resmi ideolojinin çaktığı söylemdir” diyor Taşpınar.

Ömer Taşpınar’a göre Gezi Parkı olaylarından itibaren Türk-Amerikan ilişkilerinin “kimyası, ilişkilerin kalitesi, düzeyi radikal bir şekilde" değişti. Taşpınar, “Amerika’nın gözünde Erdoğan’ın bir lider olarak güvenilirliği oldukça azalmış durumda” diye konuşuyor.

Uzmana göre, “Gezi olaylarına verdiği tepki, sonrasında Mısır’daki askeri darbeyi İsrail’e bağlaması gibi bir komplocu bakış ve bu son olaylarda Amerikan büyükelçisine, İsrail’e ve Amerika’ya karşı kullandığı söylem nedeniyle” Başbakan Erdoğan Beyaz Saray’da ve Başkan Barack Obama’nın gözünde “sorunlu bir lider” haline geldi. Taşpınar, “Türkiye'nin, bana göre Amerika'nın gözünde, özellikle Beyaz Saray'ın gözünde, artık gittikçe öngörülmesi zor, ne diyeceğini tahmin edilmesi zor bir liderle yönetildiği ve bu liderin, Tayyip Erdoğan'ın bir bakıma, biraz serseri mayın gibi nereye gideceğinin belli olmadığı yönünde bir algılama oluşmuş durumda. Bu da ilişkilere negatif olarak yansıyor” şeklinde konuşuyor.

Ne olursa olsun yaşananların Ankara-Washington ilişkilerini uzun vadeli etkilemesi beklenmiyor. Brookings Enstistüsü Türkiye uzmanı ve National War College öğretim üyesi Ömer Taşpınar, Amerika’nın sonuçta Türkiye’nin önündeki sorunları çözmesi, daha iyi bir demokrasi haline gelmesi, Avrupa Birliği’yle bütünleşmesi ve istikrarlı hale gelmesini istediğini söylüyor. Amerika’nın Sesi’nin sorularını yanıtlayan Taşpınar, bununla birlikte, “Şu anda Avrupa Birliği ve Batı’dan uzaklaşan söylem, demokrasiden uzaklaşan söylem, ortam ve faaliyetler, Amerika’yı rahatsız ediyor” diye konuşuyor.

Taşpınar, Adalet ve Kalkınma Partisi hükümetiyle Gülen hareketi arasındaki iki kutuplu çatışmanın gitgide bir iktidar mücadelesine döndüğü uyarısında bulunuyor ve bunun Türkiye'deki demokratikleşme sürecine zarar verdiğine inanıyor. Türkiye'deki muhalefetin güçsüzlüğünden dolayı Başbakan Erdoğan'ın 'otoriter yapısına en ciddi muhalefetin Gülen cemaatinden geldiğini" kaydeden Taşpınar, ancak Gülen hareketinin de "ne kadar demokratik olduğu" konusunda soru işaretleri bulunduğunu belirtiyor.

Ömer Taşpınar’ın rüşvet ve yolsuzluk soruşturması, hükümet-Gülen çatışması, komplo teorileri ve bunların Ankara-Washington ilişkilerine yansımalarını değerlendirdiği söyleşinin tamamını aşağıdan dinleyebilir ya da tam metnini okuyabilirsiniz:
Ömer Taşpınar’ın Amerika’nın Sesi’ne yaptığı söyleşinin tamamı

VOA: “Sayın Taşpınar, Türkiye’de rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasıyla başlayan ve ardından polis ve savcıların görevden alınmasıyla devam eden krizle ilgili görüşlerinizi almak istiyorum. Türkiye’de demokratik süreç bu kavgadan nasıl etkileniyor?”

‘Kavga bir iktidar mücadelesi, demokratikleşme adına bir ümit ışığı yok’

ÖMER TAŞPINAR: “Bence bu yaşanan kavganın demokratikleşme adına getireceği çok bir ümit ışığı yok. Zira daha çok Türkiye'deki kurumların çalışmamasıyla ilgili. Özellikle bence olayın AK Parti ve Hizmet hareketi veya Gülen hareketiyle odaklı gelişmesi, yani iki kutuplu bir çatışmanın çıkmış olması, gitgide bunu bir iktidar mücadelesine çevirmiş durumda. Yani buradan çıkacak şey devletin temizlenmesi, kurumların daha iyi çalışması, güçler ayrılığı gibi bir durumdan çok, bence bu Türkiye'de iki tane, biri siyasi biri sosyal yönü güçlü olan hareketin hesaplaşması gibi, ortak bir düşman çerçevesinde birleşilmişti, 2007 askeri muhtırası, elektronik muhtırasından sonra, Gülen hareketiyle AKP birbirine özellikle kenetlenmişti. Fakat sonrasında askeri vesayetin yok edilmesi sonrasında, bana göre Hizmet hareketinin emniyet içindeki, yargı içindeki ve istihbarat içindeki güçlerini, bu sefer derin devletin başka boyutlarına, mesela futboldaki şike meselesine, veya PKK içindeki MİT unsuruna, başka yönlere, Türkiye'deki yolsuzluklara çevirmesi, AK Parti'yi son derece rahatsız etti. Yani kontrol edemediği, otonom bir yapı haline geldiğini hissetti, eskiden işbirliği yaptığı bu sosyal hareketin mensuplarının özellikle. Dolayısıyla şu aşamada kontrol edemediği bir hareketi bertaraf etmeye çalışıyor AK Parti. O nedenle bir siyasi mücadeledir, iktidar mücadelesidir özünde. Bana göre de buradan çıkacak netice, iki taraftan bir tanesinin daha güçlenmesi veya iki tarafın da yıpranması olacaktır. Fakat demokratikleşme adına ben burada çok ümit veren bir durum görmüyorum açıkçası.”

VOA: “Başbakan Erdoğan’ın daha otoriter bir çizgiye kaydığını söyleyebilir miyiz?”

‘Otoriterleşme sorunu gerçekten var’

ÖMER TAŞPINAR: "Zaten bu bahsettiğiniz otoriterleşme boyutu, Türkiye'deki muhalefetin güçsüzlüğü kurumların iyi çalışmaması, parti sultası ve gitgide güçlenen ve tek adamlığa doğru giden bir yapıda uzun süreden beri şikayet edilen şeylerdi. Aslında Türkiye'deki muhalefet artık eskiden laik ve İslamcı düzlemde konuşurken, askeri muhalefetten veya laik kesimin, CHP'nin muhalefetinden bahsederken, bugün artık Erdoğan'a ve Erdoğan'ın otoriter yapısına en ciddi muhalefet gene İslami kesim içindeki cemaatten geliyor gibi gözüküyor. Fakat onların ne derecede demokrat olduğu, yani Gülen hareketinin ne derece demokrat olduğu konusu da bir soru işareti teşkil ediyor. O nedenle zaten ben burada bir otoriterleşme sorunu görüyorum. Otoriterleşme sorunu gerçekten var ve Erdoğan da otoriterleşme yönüyle zaten bu hareketi bertaraf etmek istiyor. Zira yolsuzlukların üzerine gidişi bu hareketin kendisini son derece rahatsız etmiş zorunda ve şu anda bir cadı avına çıkılıp bu şekilde bu hareketin mensuplarının yargı içinden, emniyet içinden, istihbarat içinden, bürokrasi içinden genelde ayıklanmasına çalışılacak. Bu demokratikleşme getirmeyecek, otoriterleşmeyi daha da güçlendirecek bir gelişmedir kanımca.”

VOA: “Kendisinin hedef alındığını söyleyen Başbakan, ‘devlet içinde devlet’ iddialarıyla yargının doğal olarak belli bir kesim tarafından kontrol edildiğini savunuyor. Peki bunu yeni mi fark etti?

‘AK Parti ve Gülen hareketi askeri vesayete karşı işbirliği yaptı’

ÖMER TAŞPINAR: “Başbakan bunu yeni fark etmedi, fakat yargı içindeki bu grupla zaten işbirliği içindeydi. 2007 sonrasında Türkiye'deki büyük tehdit, özellikle muhtıra sonrasında, Temmuz seçimleri kazanılmasaydı yüzde 47'yle, askeri vesayet, hatta darbe tehlikesi olacaktı. Zaten hatırlarsanız, 2007 seçimlerini yüzde 47 buçukla kazandıktan birkaç ay sonra, bu sefer anayasa mahkemesi AK Parti'yi kapatmaya çalıştı. yani orada da bir yargı darbesi tehlikesi vardı. O dönemler liberal Türkiye'deki darbe tehlikesi, yine laik kesimden gelecek, askerlerden gelecek, ya da liberallerin diliyle konuşacak olursak Kemalistler'in yapacağı bir darbeydi. O darbeye karşı, Gülen hareketinin yargı içindeki gücü AK Parti için bir avantajdı. Kullanılabilecek bir avantajdı. Zira Gülen hareketi, askerlerin gözünde AK Parti'den daha da büyük bir tehditti. Askerler 2005-2006'da irtica derken, aslında AK Parti'den çok, Gülen hareketini hedef alıyordu. Dolayısıyla Gülen hareketi de yıllardan beri bir şekilde kendini müdafaa etmek için gerek Emniyet'te, gerek Yargı'da bir nevi cephelenmişti. Bu durumda AK Parti Gülen hareketiyle ortaklık yaptı. Gayet de normaldi ortaklık yapması. AK Parti'nin beklemediği, Gülen Hareketi'nin askeri vesayeti sona erdikten sonra bu sefer derin devletin başka kollarına, mesela yolsuzluklara, futboldaki şike meselesine, PKK meselesine, MİT'e doğru belirli hamleler yapacağıydı. Bunu beklemiyordu. Dolayısıyla kontrol edemeyeceği bir hareket haline geldiğini gördü eski ortağının.”

VOA: “Tüm bunlara rağmen Erdoğan Türkiye’deki mevcut siyasi koşullarda gücünü korudu diyebilir miyiz? Önümüzdeki seçimlerden etkilenir mi?”

‘Komplo teorileri ilkokuldan bu yana beyinlerimize kazındı’

ÖMER TAŞPINAR: “Başbakan Erdoğan'ın taktiksel açıdan mantıklı bir şekilde oynadığı bir oyun var. Bu oyun, kendisine yapılanları bir komplo olarak sunmak ve 'Güçlenen Türkiye'yi istemediler, güçlenen TÜrkiye rahatsız etti birilerini, faiz lobisini rahatsız etti, Amerika'yı rahatsız etti, Avrupa'yı rahatsız etti, İsrail'i rahatsız etti ve onların Türkiye içindeki taşeronlarını rahatsız etti' diyerek hem Gezi Parkı olaylarını hem de şimdi cemaati, Gülen Hareketi'ni bu 'komplonun' bu 'darbe teşebbüsünün' bir parçası olarak gösteriyor. Bu söylem, 'Türkiye'nin güçlenmesini istemezler. Biz her güçlendiğimizde bizi alaşağı çekmeye çalışırlar' söylemi, bizim ilkokulda aldığımız eğitimden itibaren, zaten beyinlerimize resmi ideolojinin çaktığı bir söylemdir. Yani her zaman için, Osmanlı'nın çöküşünden başlayarak yaptığımız analizlerde, 'Bizim güçlenmemizi istemediler, Batı bizi sevmez, biz her ne kadar NATO üyesi olsak da, Avrupa Birliği'ne girmeye çalışıyor olsak da, bizim Batı'yla ilişkimiz, böylesine çetrefil bir ilişki'. Ve Türkiye'de bu söylemi kullanan bir parti, yani 'Bizim güçlenmemizi istemediler, bakın biz büyük hamleler yaparken, Kürt meselesini hallederken bunların olması bir tesadüf değil' söylemi, sandıkta ses getirecek bir söylemdir. O nedenle ben AK Parti'nin bütün bunlardan, çok büyük bir zayıflamayla çıkacağını düşünmüyorum. Dolayısıyla yüzde 40'ın altına düşeceğine pek ihtimal vermiyorum. Yani yüzde 50'den düşse düşse yüzde 40'a düşer, bu düşüşün nedeni de bana göre yolsuzluk skandallarından çok, ekonomideki göreceli kötüleşmedir. Sonuçta halk bence gene de alternatifsizliğe bakıp ve ekonomiye bakıp, Erdoğan'ın ehveni şer, bu şartlar içinde en iyi alternatif olduğunu düşünecektir. Dolayısıyla ben, yerel seçimlerde çok zayıflayacağını düşünmüyorum. Ama tabi yüzde 50 civarında oy alacağını da düşünmüyorum. Yüzde 40'a yaklaştıkça, daha da sorun yaşayacaktır. Yüzde 40'ın altına düşerse ki çok ihtimal vermiyorum, hele İstanbul gibi bir belediyeyi kaybederse ki, ona da çok ihtimal vermiyorum, o zaman Erdoğan için çok daha sorunlu bir dönem başlayacaktır. Cumhurbaşkanı olması çok sorunlu hale gelir, zorlaşır diyebilirim.”

VOA: “Türk-Amerikan ilişkilerini etkiler mi bu kriz?”

‘ABD’nin gözünde Erdoğan'ın bir lider olarak güvenilirliği azalıyor’

ÖMER TAŞPINAR: “Etkiliyor. Zaten Beyaz Saray'ın başbakana bakışında gezi olaylarına verdiği tepki, sonrasında Mısır'daki askeri darbeyi İsrail'e bağlaması gibi komplocu bir bakış ve bu son olaylarda gene Amerikan büyükelçisine, İsrail'e, Amerika'ya karşı kullandığı söylem nedeniyle Beyaz Saray'da ve direk olarak Başkan Obama'nın gözünde oldukça sorunlu bir lider haline gelmiş durumda Erdoğan. Bu ikili ilişkilerine, ilişkilerinin kimyasına, yaptıkları telefon konuşmalarının sıklığına da yansımış durumda zaten. Dolayısıyla Türkiye'nin, bana göre Amerika'nın gözünde, özellikle Beyaz Saray'ın gözünde artık gittikçe öngörülmesi zor, ne diyeceğini tahmin edilmesi zor bir liderle yönetildiği ve bu liderin, Tayyip Erdoğan'ın bir bakıma, biraz serseri mayın gibi nereye gideceğinin belli olmadığı yönünde bir algılama oluşmuş durumda. Bu da ilişkilere negatif olarak yansıyor. Zira Barack Obama ve Erdoğan arasındaki sıcak telefon ilişkisi, sürekli diyalog, bu ikili ilişkinin en önemli ayaklarından bir tanesiydi. Davutoğlu ve Kerry arasındaki ilişkiler sağlam olabilir. TÜrkiye hala stratejik ortak söylemine sahip olacaktır. Ortadoğu'daki önemli bir aktördür. Bunlar zaten belli standart sözler. Fakat ilişkilerin kimyası, ilişkilerin kalitesi, düzeyi şu anda bana göre radikal bir şekilde değişmiş durumda. Amerika'nın gözünde Erdoğan'ın bir lider olarak güvenilirliği oldukça azalmış durumda.”

VOA: “Amerika yine de istikrarlı bir Türkiye arayışında öyle değil mi?”

‘Türkiye’nin tepkileri otoriter rejimlerin tepkilerine benziyor’

ÖMER TAŞPINAR: “Amerika'nın sonuçta istediği, önündeki sorunları halledebilmesi, daha iyi bir demokrasi haline gelmesi, AB ile bütünleşmesi ve istikrarlı olması. Ama Türkiye'nin şu anda yaşadığı kutuplaşma, şu andaki otoriterleşme, şu anda AB ve Batı'dan uzaklaşan söylem, şu andaki demokrasiden uzaklaşan söylem, ortam ve faaliyetler Amerika'yı rahatsız ediyor. Amerika'nın kendisinin direk olarak hedef alınması, komplo teorilerinin başbakan tarafından dile getiriliyor olması, bunlara gerçekten de inanıyor olmaları maalesef, sadece Başbakan'ın değil, Ali Babacan gibi ekonomiden sorumlu insanların bile mini bir darbeden bahsediyor olmaları, bu yaşananları bir darbe olarak görüyor olmaları ve darbenin arkasında ‘uluslararası oyun’ denmesi Amerika'yı tabi ki son derece rahatsız ediyor ve Türkiye'yi gitgide Arap dünyasındaki ülkeler kategorisine getiriyor. Arap dünyasındaki liderler de ülkelerinde Arap Baharı dediğimiz gösteriler başladığında hemen ilk olarak bunu dış dinamiklere, el Kaide'ye, İsrail’e Amerika'ya bağlamışlardı. Rusya da daha önce kendi ülkesinde bazı sosyal kıpırdamalar olduğunda, bunu hemen CIA'in işi diyordu. Bu ülkeler otoriter ülkeler. Türkiye'nin farkı demokrasi olmasıydı. Türkiye'nin verdiği tepkiler şu anda otoriter rejimlerin verdiği tepkilere benziyor. Bu da Amerika açısından rahatsız edici.”

Yorumları göster

XS
SM
MD
LG