Erişilebilirlik

Kılıçdaroğlu: “Bu İnsanların Kafasında Demokrasi, Özgürlük Yoktur”


Kılıçdaroğlu: “Bu İnsanların Kafasında Demokrasi, Özgürlük Yoktur”

Kılıçdaroğlu: “Bu İnsanların Kafasında Demokrasi, Özgürlük Yoktur”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu Amerika'nın Sesi'nin sorularını yanıtladı

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi’nin demokrasi ve özgürlüklere yaklaşımını sert bir şekilde eleştirdi. “Bu insanların kafasında demokrasi, özgürlük yoktur” diyen Kılıçdaroğlu, Ankara’da Barış Ornarlı’nın sorularını yanıtladı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Türkiye’de demokrasi ve özgürlükler konusunda ciddi kaygıları olduğunu söyledi. İngiliz Economist dergisinin “Türkiye’de demokrasinin desteklenmesi için muhalefete oy verilmesi gerektiği,” yorumunda bulunması hükümetin büyük tepkisini toplamıştı. Demokrasi ve özgürlükler konusundaki kaygıların herkes tarafından paylaşıldığını anlatan Kılıçdaroğlu, Türkiye’de son zamanlarda “Ortaçağ’da bile olmayan bazı uygulamalar” görüldüğünü söyledi:Türkiye’de demokrasi ve özgürlükler açısından ciddi kaygıları sadece batı dünyası yaşamıyor, biz de yaşıyoruz. Ortaçağ da bile olmayan bazı uygulamalar bu iktidar döneminde yaşandı. Örneğin, basılmamış kitap yasaklandı. Gazeteciler hapiste, 60’a yakın gazeteci hapiste. 12 Eylül döneminde bile bunlar yaşanmadı. Bir kişi ayağa kalkmadı diye doğru hapse gidebiliyor. Özel yetkili mahkemeler tümüyle siyasallaştırıldı. Bu mahkemeler artık siyasi otoritenin verdiği kararlara göre karar alan ve siyasi otoritenin kararlarını yargı kararı olarak hayata geçiren mahkemeler konumuna geldi. Hopa’daki olaylar, hemen sonrasında kişilerin tutuklanmaları, evlerine baskın yapılması, Erzurum’da özel yetkili mahkemelere gönderilmeleri, bunlar akıl alacak şeyler değil. Türkiye’de demokrasi gelişsin diyoruz, özgürlükler gelişsin diyoruz, tam tersine tek parti iktidarına doğru giden bir süreç yaşanıyor, daha otoriter, daha baskıcı bir süreç… Her şeyi kendisi bilen, her şeyi kendisi yapan bir başbakanla karşı karşıyayız. Bunu aşmak durumundayız. Bu seçimlerde bunu aşacağımız konusunda ciddi emareler var. Umuyorum aşarız. Bir insanın, bir işadamının Cumhuriyet Halk Partisi seçimlerde birinci gelecek demesi bile büyük tepkilere neden oldu. Economist dergisinin CHP’ye oy verin demesi bile neredeyse temel suçlama konularından birisi oldu. Bunu yapan insanların kafasında demokrasi yoktur, özgürlük yoktur. Bunlar sadece ve sadece kendi söylemleri için demokrasi isterler. Kendi söylemleri için özgürlük isterler. Karşıt düşüncelere onların kafalarında asla yer yok.


"Bizim Yöneticiler Onların Yöneticilerine Benzemeye Çalışıyor"

Kemal Kılıçdaroğlu, Arap ülkelerin demokrasi arayışı konusunda Türkiye’nin örnek olabileceğini, ancak o ülkelerdeki halkların Türkiye gibi bir demokrasi istediği bir ortamda, “Türkiye’deki yöneticilerin o ülkelerin yöneticileri gibi olmaya çalıştığını” savundu: Elbette, o ülkelerde de demokrasi, insan hakları, kadın erkek eşitliği olmalı, olabilmeli. Onların halkları Türkiye gibi olmak istiyor; bizim yöneticilerimiz onların yöneticileri gibi olmak istiyor. Temel paradoksumuz bu. Oysa bizim yöneticilerimizin var olan eksik olan demokrasi ve özgürlük çıtasını yükseltmek için çaba harcamaları lazım. Ama tam tersine var olan demokrasi ve özgürlüğü kısıtlama yönünde ciddi adımlar atıyorlar. Bugün sokakta hangi yurttaşa gidip sorsanız telefonların dinlendiğinden kaygı duyuyor. Bunun adı demokrasi olamaz. Özel yaşamın gizliliği diye bir şey kalmadı. Bunun adı demokrasi olamaz. Üstelik özel yaşamın gizliliği diye bir şey kalmadı ama oradan elde edilen yasadışı bilgiler bulgular siyasette malzeme olarak bu ülkenin Başbakanı tarafından kullanılıyor. Ayıp şeyler bunlar. Ama ayıbı bile siyasette acımasız bir şekilde kullanabiliyorlar.

"İşsizlik Türkiye'nin En Temel Sorunu"

Ankara’da görüşlerine başvurduğumuz seçmenler Türkiye’nin en büyük sorunun işsizlik olduğunu söylüyor. Kılıçdaroğlu’na da aynı soruyu sorduk.

İşsizlik. Gittiğim bütün coğrafyada, doğuya da, Karadeniz’e de, Ege’ye de, Marmara’ya da, Akdeniz bölgesine de gidiyorsunuz, İç Anadolu’ya, gittiğiniz bütün bölgelerde herkes işsizlikten yakınıyor. Özellikle gençler arasında işsizlik çok yüksek. Bu sorunun mutlaka aşılması lazım. Fakat izlenen politikalar, işsizliği bitirmek değil, tam tersine, işsizliği büyütmeye yönelik. Özellikle üretim sürecinde ciddi aksamalar var. İthalat çok daha cazip hale geldi. Pek çok fabrika kapandı. Örneğin son dokuz yılda sadece Adana’da 39 bin 500 işçi kapanan fabrikalar nedeniyle işsiz kaldı. Bu tabii Türkiye’nin temel sorunlarından birisi.

CHP Genel Merkezi’nde Amerika’nın Sesi Türkçe Servisi’nin sorularını yanıtlayan Kılıçdaroğlu, işsizlik konusunda “üreten ekonomi” modeli geliştirdiklerini, hiçbir sorunun çözümsüz olmadığını kaydetti.

"Kürt Sorununda Toplumsal Uzlaşma Şart"

Türkiye’nin diğer temel sorunlarından birisi Kürt sorunu… CHP Genel Başkanı bu sorunun çözülmesi için toplumsal uzlaşının şart olduğunu vurguladı: Biz, Doğu, Güneydoğu veya Kürt sorunu dediğimiz olayın tek başına bir siyasi parti tarafından çözülebilecek bir olay olmadığını biliyoruz. Bu konuda öteden beri ısrarla savunduğumuz, toplumsal uzlaşma arayışına yönelik çabanın harcanmasıdır. Bu konuda bizim önerimiz Parlamento’da her partiden, hatta değişik sivil toplum kuruluşlarından akil insanlar komisyonu kurulmasıdır. İnsanlar var olan sorunu çözmek için masaya oturmalı. Ortak paydayı zaman içinde giderek genişletmeli ve bu sorunun çözümüne katkıda bulunmalılar. Fakat AKP bunu yapmadı, bu konuda hiç çaba harcamadı. Sadece kendi mutfağında hazırladığı ama kamuoyuyla paylaşmadığı bazı gelimeler vardı. Bunlar da hiçbir şekilde kamuoyuna sunulmadı. Dolayısıyla bu sorun çözüm bekliyor, ama siyaset kurumu görevini yapmadığı için olay süratle çözümsüzlüğe doğru gidiyor.

Söyleşimizde, Kılıçdaroğlu, CHP’nin değiştiğini, sosyal demokrat bir çizgide olduğunu, halkın sorunlarına eğildiğini söyledi. Algıların tümünün kısa sürede değişmesinin zor olduğunu anlatan Kılıçdaroğlu, “Cumhuriyet Halk Partisi’ni halkın partisi haline getireceğiz,” dedi.

Bizim için durmak yok. Hedef iktidar olmak ve Türkiye’yi çağdaş uygarlığa ulaştırmak... Eğer bunu yakalayabilirsek, toplumun her kesimine gidebilirsek, iktidar olmamamız için hiçbir neden yok.


Kemal Kılıçdaroğlu'yla Söyleşi:

BARIŞ ORNARLI: “Sayın Kılıçdaroğlu, sizce seçmenin önündeki en büyük sorun ne?”

KEMAL KILIÇDAROĞLU: “İşsizlik. Gittiğim bütün coğrafyada, doğuya da, Karadeniz’e de, Ege’ye de, Marmara’ya da, Akdeniz bölgesine de gidiyorsunuz, İç Anadolu’ya, gittiğiniz bütün bölgelerde herkes işsizlikten yakınıyor. Özellikle gençler arasında işsizlik çok yüksek. Bu sorunun mutlaka aşılması lazım. Fakat izlenen politikalar, işsizliği bitirmek değil, tam tersine, işsizliği büyütmeye yönelik. Özellikle üretim sürecinde ciddi aksamalar var. İthalat çok daha cazip hale geldi. Pek çok fabrika kapandı. Örneğin son dokuz yılda sadece Adana’da 39 bin 500 işçi kapanan fabrikalar nedeniyle işsiz kaldı. Bu tabii Türkiye’nin temel sorunlarından birisi.”

BO: “Ankara’da konuştuğum, Adalet ve Kalkınma Partisi’ni desteklediğini söyleyen bir seçmen – taksi şoförüydü – Türkiye’nin en büyük sorunun işsizlik olduğunu anlattı ve ‘kim gelirse gelsin bunu çözemez. Kılıçdaroğlu da gelse bunu çözemez’ dedi. Siz ona ne derdiniz?”

KK: “Çözülebilir. Çözülmeyen sorun yoktur. Hele ekonomide, her sorun çözülür. Bilim insanları yıllarını harcadılar işsizlik nasıl çözülür diye. Üstelik bu sadece 21’nci yüzyılda değil, çok eski dönemlerde, Keynes’den beri başlayan, Ricardo’dan beri başlayan pek çok düşünce var ekonomide, sosyal bilimde, siyasette işsizlik nasıl çözülebilir diye. Onunla ilgili ciddi çabalar var. Ve dolayısıyla eğer siz üreten ekonomi modelini geliştirirseniz – ki bizim büyüme modelimizde bu var – Türk lirasını çok değerli kılmak yanlış, bu ithalatı çok cazip kılıyor. Buradan başlayan bir sürecimiz var bizim, ekonomide yeniden yapılanma. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Genel Kurulu’nda yaptığım konuşmada bu konuya da değindim ve görünen tablo şu: Sayın Erdoğan’dan çok daha fazla alkış aldım. Çünkü onların sorunlarını ve o sorunları nasıl çözeceğimi anlatmıştım. Benim onlara güven verdiğime inanıyorum.

BO: “Sayın Kılçdaroğlu, Türkiye’nin bir başka önemli meselesi Kürt sorunu veya Güneydoğu sorunu… Sizin yaklaşımınız iktidar partisinden nasıl farklı? Siz bu konuda nasıl bir strateji izlerdiniz?”

KK: “Biz, Doğu, Güneydoğu veya Kürt sorunu dediğimiz olayın tek başına bir siyasi parti tarafından çözülebilecek bir olay olmadığını biliyoruz. Bu konuda öteden beri ısrarla savunduğumuz, bir: toplumsal uzlaşma arayışına yönelik çabanın harcanmasıdır. Bu konuda bizim önerimiz Parlamento’da her partiden, hatta değişik sivil toplum kuruluşlarından akil insanlar komisyonu kurulmasıdır. İnsanlar var olan sorunu çözmek için masaya oturmalı. Ortak paydayı zaman içinde giderek genişletmeli ve bu sorunun çözümüne katkıda bulunmalılar. Fakat AKP bunu yapmadı, bu konuda hiç çaba harcamadı. Sadece kendi mutfağında hazırladığı ama kamuoyuyla paylaşmadığı bazı gelimeler vardı. Bunlar da hiçbir şekilde kamuoyuna sunulmadı. Dolayısıyla bu sorun çözüm bekliyor, ama siyaset kurumu görevini yapmadığı için olay süratle çözümsüzlüğe doğru gidiyor.”

BO: “Terör sorununu bundan ayrı mı tutuyorsunuz?”

KK: “Elbette terör bundan yüzde yüz ayrı bir sorun değildir. Bununla bağlantılı bir sorun olduğunu da kabul etmemiz lazım. Ama alacağınız ekonomik, siyasal, sosyal önlemlerle terörü marjinalize edebilirsiniz. Dolayısıyla bölge halkını kazanmak, orada işsizlik sorununu çözmek, yoksulluk sorununu çözmek gibi temel bir işlevi yerine getirmemiz gerekiyor.”

BO: “Economist dergisindeki yorumu muhakkak okudunuz. Türkiye’de demokrasi konusundaki bir kaygıyı dile getiriyorlardı. Sizi o yorum konusunda düşünceniz neydi?”

KK: “Türkiye’de demokrasi ve özgürlükler açısından ciddi kaygıları sadece batı dünyası yaşamıyor, biz de yaşıyoruz. Ortaçağ da bile olmayan bazı uygulamalar bu iktidar döneminde yaşandı. Örneğin, basılmamış kitap yasaklandı. Gazeteciler hapiste, 60’a yakın gazeteci hapiste. 12 Eylül döneminde bile bunlar yaşanmadı. Bir kişi ayağa kalkmadı diye doğru hapse gidebiliyor. Özel yetkili mahkemeler tümüyle siyasallaştırıldı. Bu mahkemeler artık siyasi otoritenin verdiği kararlara göre karar alan ve siyasi otoritenin kararlarını yargı kararı olarak hayata geçiren mahkemeler konumuna geldi. Hopa’daki olaylar, hemen sonrasında kişilerin tutuklanmaları, evlerine baskın yapılması, Erzurum’da özel yetkili mahkemelere gönderilmeleri, bunlar akıl alacak şeyler değil. Türkiye’de demokrasi gelişsin diyoruz, özgürlükler gelişsin diyoruz, tam tersine tek parti iktidarına doğru giden bir süreç yaşanıyor, daha otoriter, daha baskıcı bir süreç… Her şeyi kendisi bilen, her şeyi kendisi yapan bir başbakanla karşı karşıyayız. Bunu aşmak durumundayız. Bu seçimlerde bunu aşacağımız konusunda ciddi emareler var. Umuyorum aşarız. Bir insanın, bir işadamının Cumhuriyet Halk Partisi seçimlerde birinci gelecek demesi bile büyük tepkilere neden oldu. Economist dergisinin CHP’ye oy verin demesi bile neredeyse temel suçlama konularından birisi oldu. Bunu yapan insanların kafasında demokrasi yoktur, özgürlük yoktur. Bunlar sadece ve sadece kendi söylemleri için demokrasi isterler. Kendi söylemleri için özgürlük isterler. Karşıt düşüncelere onların kafalarında asla yer yok.”

BO: “Sayın Kılıçdaroğlu, Washington’da da sıkça gündeme gelir, Türkiye’de hep muhalefet eksikliğinden söz edilirdi. Sizin liderliğinizde gelişen yeni söylemle birlikte CHP nasıl değişti?”

KK: “Cumhuriyet Halk Partisi bu süreçte halkın sorunlarına ilgi gösterdi. Son altı ay içinde Cumhuriyet Halk Partisi genel merkezini bir üniversite gibi çalıştırdık. Yüzlerce kişi çalıştı, akademisyen, eski bürokrat, düşünürler, gazeteciler, her soruna çözüm üretmeye çalıştık. Ekonomiden, milli eğitime, milli savunmadan, enerjiye, çocuktan, kadına, iklim değişikliğinden, yoksulluğa kadar. Ve her projemizi mümkün olduğu kadar halkla bölüşmeye çalıştık. Ama siz de takdir ederesiniz ki, uzun yıllardır devam eden algıyı, CHP’ye yönelik bu algıyı kısa süre içinde tümüyle değiştirmek mümkün değil. Hele bir de Başbakan’ın kendi medyası var, yandaş medya dediğimiz… CHP’yi sadece eleştirmekle görevli bu medya dikkate aldığımızda algıyı değiştirmenin güçlüğünü biliyoruz. Ama bu konuda kararlıyız. Bunu yapacağız, Cumhuriyet Halk Partisi’ni halkın partisi haline getireceğiz. İşsizin, yoksulun, emeklinin, işçinin, sanayicinin, toplumun her katmanının, her kesiminin partisi haline getireceğiz.”

BO: “Cumhuriyet Halk Partisi’nin söylemiyle gerçekten sosyal demokrat bir partinin çizgisine daha yakın olduğu rahatlıkla söylenebilir mi?”

KK: “Söylenebilir, çünkü biz, yeni Cumhuriyet Halk Partisi diyoruz. Sosyal devleti öne çıkaran Cumhuriyet Halk Partisi diyoruz… Resmi rakamlara göre 12 milyon 715 bin yoksulumuz var. Sayın Erdoğan, 12 milyon 715 bin resmi rakam diyor. Bir de gayri resmi, kayıt dışı yoksullar var. Onları bilmiyorsunuz diyor. İtiraflara başladı. Biz onu da dikkate alarak yeni projeler ürettik. 15 milyon 600 bin yoksul üzerinden proje ürettik. 21’nci yüzyılın Türkiye’sinde izlenen ekonomi politikaları sonucu olarak insanların açlıktan öldüğü bir Türkiye haline geldik. Ama dolar milyarderi sayımız Japonya’yı katladı. Olağanüstü kötü bir gelir dağılımı var. İzlenen ekonomi politikaları bu tabloyu doğruluyor. Biz bu tabloyu değiştirmek, sosyal demokrat bir parti olarak demokrasiyi ve özgürlükleri batı standartlarına çıkarmak istiyoruz.”

BO: “Peki, sizce Türkiye’de solun bir oy potansiyeli nedir – bir sınırı var mı?”

KK: “Geçmişte, Bülent Ecevit’in halkçı çıkışıyla yüzde 42’lik bir banda oturduğunu biliyoruz. Bu bize umut veriyor. Biz önümüzdeki süreçte oylarımızı ciddi oranda arttıracağımıza inanıyoruz. Bunun işaretlerini miting meydanlarında görüyoruz. Toplumun her kesiminde görüyoruz, işçide de görüyoruz, çiftçide de görüyoruz, emeklide de görüyoruz. Dolayısıyla eğer biz çalışmalarımızı örgüt olarak seçimden önce de başlattık, seçimden sonra da sürdüreceğiz. Bizim için durmak yok. Hedef iktidar olmak ve Türkiye’yi çağdaş uygarlığa ulaştırmak... Eğer bunu yakalayabilirsek, toplumun her kesimine gidebilirsek, iktidar olmamamız için hiçbir neden yok.”

BO: “Ortadoğu’daki demokrasi ayaklanması kanlı bir şekilde seyrediyor. Dünyada birçok kesim Türkiye’nin bu ülkelere örnek olabileceği, esin kaynağı olabileceğini söylüyorlar. Siz muhalefet liderisiniz. Sizce Türkiye bu ülkelere esin kaynağı olabilir mi?”

KK: “Elbette. Özellikle iletişim dünyasındaki büyük gelişme, Türkiye’de, Mustafa Kemal’in Türkiye’sindeki çağdaş, batılı tip Ortadoğu’nun ve Kafkasların ilgisini çekiyor. Oradaki kadınlar, gençler Türkiye’deki demokrasiyi istiyorlar. Belki bizden daha ileri bir demokrasi istiyorlar. Onların bu taleplerini saygıyla karşılıyoruz. Elbette, o ülkelerde de demokrasi, insan hakları, kadın erkek eşitliği olmalı, olabilmeli. Onların halkları Türkiye gibi olmak istiyor; ama bizim yöneticilerimiz onların yöneticileri gibi olmak istiyor. Temel paradoksumuz bu. Oysa bizim yöneticilerimizin var olan eksik olan demokrasi ve özgürlük çıtasını yükseltmek için çaba harcamaları lazım. Ama tam tersine var olan demokrasi ve özgürlüğü kısıtlama yönünde ciddi adımlar atıyorlar. Bugün sokakta hangi yurttaşa gidip sorsanız telefonların dinlendiğinden kaygı duyuyor. Bunun adı demokrasi olamaz. Özel yaşamın gizliliği diye bir şey kalmadı. Bunun adı demokrasi olamaz. Üstelik özel yaşamın gizliliği diye bir şey kalmadı ama oradan elde edilen yasadışı bilgiler bulgular siyasette malzeme olarak bu ülkenin Başbakanı tarafından kullanılıyor. Ayıp şeyler bunlar. Ama ayıbı bile siyasette acımasız bir şekilde kullanabiliyorlar.”

BO: “Son söz sizde Sayın Kılıçdaroğlu, seçim süreciyle ilgili olarak umutlu gördüm sizi, ne demek istersiniz?”

KK: “Elbette, ben yaşamımın hiçbir döneminde umutsuz olmadım. Çünkü halkın sağduyusuna güveniyorum. Halka hep doğruları söyleyeceğime söz verdim. Miting meydanlarında da söylüyorum. Benim aleyhime, partimin aleyhine de olsa doğruları söyleyeceğim. Bizim güzel bir atasözümüz var. ‘Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar’ diye. Dokuz köyden kovulsam bile 10’ncu köye gidi doğruları söyleyeceğim diyorum. Halkla aramızda güzel bir güven ilişkisi var. O güven ilişkisini seçim ortamında genişletmeye çalışacağım.”

BO: “Sayın Kılıçdaroğlu, çok teşekkür ediyorum.”

XS
SM
MD
LG