Erişilebilirlik

Katz: 'ABD Türkiye Gibi Ülkelerle Çalışmayı Sürdürmeli'


Obama yönetimini ikinci dört yıllık dönemde bekleyen dış politika öncelikleri neler? Suriye ve İran konusunda Başkan Obama’nın yeni adımlar atması bekleniyor mu? Amerika ayrıldıktan sonra Afganistan’da neler yaşanabilir? Türkiye, Amerika açısından ne denli önemli? Bu soruları George Mason Üniversitesi Yönetim ve Politika Bölümü profesörlerinden Mark Katz’a yönelttik. Profesör Katz, 2012’de ‘Leaving without Losing: The War on Terror after Iraq and Afghanistan’ /Kaybetmeden Ayrılmak: Irak ve Afganistan’dan Sonra Terörle Savaş adlı bir kitap yazdı.

Hülya Polat - Profesör Katz, 2013’te Obama Yönetimini bekleyen dış politika konularına göz atalım. Önce Suriye’yi inceleyelim. Suriye’de iç savaş yaklaşık iki yıldır devam ediyor ve ne zaman sona ereceği konusunda tahmin yapmak zor. Sizde Başkan Obama önümüzdeki yıl ve ikinci döneminde Suriye konusunda benzer politikalar mı izler, daha aktif bir politika izleyebileceğini düşünüyor musunuz?

Mark Katz - Dış politika konusunda Obama yönetimini daha aktif görmek isterim ancak daha aktif olacağını düşünmüyorum. Bence Esat rejiminin günleri sayılı, bu yüzden Obama yönetiminin Şam hükümetinin gittiğini görmek için zaten fazla birşey yapması gerekmiyor. Kuşkusuz esas kaygı konusu, Esat gittikten sonra Suriye’yi nelerin beklediği. Bence sorun, başından beri Amerika’yla Batı’nın Suriye’de muhalefet gruplarıyla gerektiği kadar aktif çalışma yapmamış olmasından kaynaklanıyor. Bu önemli bir sorun. Buna karşılık Türkiye dahil birçok bölge ülkesi, Suudi Arabistan ve Ürdün, Suriye konusunda çok aktif bir dış politaka yürüttü. Umarım Suriye’de rejim değişikliği olduğu zaman, Amerika da bu ülkelerle birlikte çalışma fırsatı bulur ve bu elindeki bu önemli fırsatı kaçırmaz.

Hülya Polat - İran’a bakalım şimdi de. Bu konuda 2012’de sık sık yazdınız ve Obama yönetiminin İran’la ilgili üç olası krizle karşı karşıya kalabileceğini öngördünüz. Bu krizler neler olabilir ve Amerikan dış politikasını nasıl zorlar?

Mark Katz - İran ciddi bir ekonomik krizle karşı karşıya. Ancak bence en önemli olası kriz, yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimleri yüzünden yaşanabilir. Mahmut Ahmedinejat’ın 14 Haziran 2013’teki seçimlerde üçüncü bir dönem için aday olması mümkün değil. Bu yüzden yeni bir cumhurbaşkanı seçilmesi gerekiyor. Ancak kimlerin aday olabileceği konusunda öyle sıkı yeni kurallar var ki, Ahmedinejat bile bunlara muhalefet ediyor. Çünkü bu kısıtlamalar yüzünden Ahmedinejat’ın müttefiklerinden birinin cumhurbaşkanlığına aday olması ve seçilmesi zor. 2009’daki gibi protestolar yaşanması mümkün ve Tahran hükümeti bunu önlemek istiyor. 2009’da Ahmedinejat’ın büyük oy çokluğuyla seçimi kazandığı yolundaki açıklama kimseye inandırıcı gelmemişti. Krizlerden biri bu olabilir. Tabii, Amerika da İran politikasını bu gelişmelere göre şekillendirmek zorunda kalır. İkincisi, İran’ın dini lideri Ali Hamaney yaşlı. Kendisi haberleri yalanlasa da hasta olduğu yolunda haberler var. İç politika açısından Hamaney’in ölmesi çok ciddi bir sorun yaratır. 1989’da Humeyni öldüğü zaman, yerine o zaman cumhurbaşkanı olan ve dinadamlığı yönü de bulunan Hamaney gelmişti. Oysa şimdi cumhurbaşkanı olan Ahmedinejat, dinadamı değil. Bu yüzden Hamaney’in yerini alması sözkonusu edilmiyor. Ama bu durum, bir krize yolaçabilir. Bir iktidar kavgası çıkabilir. Bir belirsizlik yaşanabilir. İkinci kriz de bu olabilir. Üçüncüsü de nükleer kriz. İran’a karşı Amerika veya İsrail7in ya da ikisinin birlikte girişebileceği veya İran’ın yapabileceği herhangi bir askeri harekat çok tehlikeli bir duruma ve son derece ciddi bir krize neden olabilir. Tabii bu üç krizin birarada yaşanması da mümkün. O zaman durum daha da zorlaşır ve Amerika’yı da zorlar.

Hülya Polat - Arap Baharı’nın Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da yolaçtığı değişikliklerden sonra işlerin istendiği gibi gitmemesi yüzünden birçok Amerikalı, Amerika’nın Ortadoğu’dan uzak durmasını istiyor. Amerikalı bazı uzmanlar da baharın sert bir kışa dönüştüğü uyarısında bulunuyor. Obama yönetimi bu bölgede demokrasiyi teşvik politikalarını sürdürür mü önümüzdeki dört yıl içinde, sürdürmeli mi?

Mark Katz - Bugünkü durumu Amerika’nın 1. Dünya Savaşı’ndan sonraki durumuna benzetiyorum. O yıllarda Başkan Woodrow Wilson Amerika’nın Avrupa’yla ilgilenmeye devam etmesi gerektiğini savunurken, Kongre ve Amerikan halkı geri çekilmek ve Avrupa’nın sorunlarını Avrupalılar’a bırakmak istiyordu. Bu sorunlarla ilgilenmemekten aldığımız ders, sorunların kendi kendilerine ortadan kalkmadığını öğrenmek oldu, çünkü hemen ardından 2.Dünya Savaşı’nı yaşadık. Bence Ortadoğu’daki sorunlar Amerika ilgilenmezse de devam edecek. Başkan Bush döneminde olduğu gibi bölgeyle aşırı ilgilenmekten kaçınmamız gerektiğine inanıyorum. Çünkü bu da bir hataydı. Ancak hiç ilgilenmemek de bizim için dezavantaj olur, bunu da gördük. Bu yüzden bence Amerika Türkiye gibi bölgedeki önemli ortaklarıyla daha yakın çalışmalı. Türkiye çok önemli çünkü demokratik bir ülke, seçimle işbaşına gelmiş ama islam kökenli bir iktidar partisine sahip. Bence Mısır gibi ülkeler için iyi bir örnek. Mısır’da da biliyoruz ki halk muhafazakar. Bölge ülkelerinin, Amerika bölgede demokrasiyi güçlendirmek istiyor ama din kökenli hükümetlerin iktidara gelmesini istemiyor demesine yolaçmamız korkunç bir hata olur. Arap Baharı’nın bütün güçleriyle konuşmamız, birlikte çalışmamız şart. Amerikan yönetiminin ve Kongre’nin bunu artık anlama zamanı geldi.

Hülya Polat- Leaving Without Losing: The War on Terror after Iraq and Afghanistan Kaybetmeden Ayrılmak: Irak ve Afganistan’dan sonra Terörle Savaş adlı bir kitabınız var. Amerika Afganistan’dan ayrılmaya hazırlanıyor. Ancak gerek Afganistan’da gerekse Ortadoğu’da radikal gruplar daha aktif hale geldi. Terör sorunu sizce Amerika ayrıldıktan sonra da devam eder mi?

Mark Katz - Bence sorunlar kesinlikle devam edecek. Bu kitabı yazdım çünkü 1970’lerde Amerika’nın Vietnam Savaşı yıllarında, korkunç olaylar yaşandığını, Amerika bölgeden ayrıldığı zaman Marksistler’in bütün bölgeyi ele geçireceğinin düşünüldüğünü, Amerikalılar’ın savaşın sona ermesini istediğini hatırlıyorum. Sonra ne oldu? Marksistler kendilerine aşırı güvenmeye başladı, farklı gruplar birbirlerine düşman oldu, bu yüzden zayıfladılar, 1980’lerde de komünizm çöktü. Bence radikal gruplar da aynı sorunu yaşayacak. Afganistan’ı kötü yönetecek, birbirlerine düşman olacaklar, bize de onların düşmanlarıyla çalışma fırsatı doğacak. Ancak Amerika karışsa da karışmasa da bölgenin başka aktörleri var ve bu ülkelerle de işbirliği fırsatı doğacağını düşünüyorum. Özetle Amerika Afganistan’dan ayrıldığı zaman oyun bitmiş olmayacak ve yeni fırsatlarla karşılaşacağız. Bence en önemlisi geçmiş deneyimlerimize dayanarak, konularla aşırı ilgilenmekten kaçınmalı, ancak çok az ilgilenme yoluna da gitmemeliyiz.

Hülya Polat - Profesör Katz, genel olarak Başkan Obama ikinci döneminde son dört yılda izlediği politikalara benzer bir dış politika mı izler sizce, farklı adımlar atmasını mümkün görüyor musunuz?

Mark Katz - Başkan Obama dış politikada büyük değişiklikler yapmayacaktır. Ayrıca müdahaleci bir dış politika izleyeceğini de düşünmüyorum. Bu konuda Libya’ya NATO müdahalesi bir sürpriz oldu. Beklenenden uzun sürdü, Obama yönetiminin Suriye konusunda harekete geçmekteki isteksizliğini, Libya’da yaşanan deneyime bağlıyorum. Buna karşılık, Başkan Obama’nın Amerika’yı dünyadan soyutlayacağını da sanmıyorum. Başkan dış politikaya önem veriyor, dünya olaylarıyla ilgilenmeye devam etmek istiyor. Bence şu iki soruyu sormalıyız: Amerika demokratik seçimlerle işbaşına gelmiş hükümetlerle çalışmayı başarabilir mi? Çalışmalı mı, yoksa bu çabadan vazgeçmeli miyiz? Bence Amerika’nın çıkarları için ve İsrail’in güvenliği için bölge ülkeleriyle çalışmamız gerekiyor. Bu elbette kolay olmayacak ancak denemek zorundayız. Bence birlikte çalışmamanın sonuçları çok daha kötü olur.
XS
SM
MD
LG