Erişilebilirlik

'Kadının Kürtaj Hakkı Elinden Alınmamalı'


Fransa’nın en önemli kadın doğum uzmanlarından biri olan Türk kökenli Dr. Serdar Dalkılıç, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın kürtaja karşı çıkan ve sezeryanın Türk doğurganlığına karşı bir komplo olduğuna ilişkin açıklamalarını değerlendirdi. Dalkılıç ile kadın hastalıkları, doğum ve pediatri bölüm başkanlığını yaptığı Paris yakınlarındaki Longjumeau Hastanesi’nde konuştuk.

Neden kadın doğum uzmanı oldunuz ? Tıp fakültesi öğrencisiyken tesadüfen İsviçre’de iki aylık jinekoloji stajı yaptım. İlk kez orada karşılaştım bu bilim dalı ile. Ve beni çok etkiledi bu staj. Birincisi hem medikal hem de cerrahi alanda uzmanlaşma şansınız vardı. İkincisi de doğum anını görmek beni çok etkiledi. Yeni bir insanın dünyaya gelmesi çok etkileyici, inanılmaz bir sahne. Hala doğum yaptırdığımda zaman zaman gözlerim dolar.

Başbakan kürtajın cinayet olduğunu savunuyor ve yeni bir yasa hazırlığı içinde. Sizce kürtaj cinayet midir ? Kesinlikle kürtaj cinayet değildir. Başbakanın demeçlerinden ziyade olaya bilimsel yaklaşmayı deneyelim. Kürtaj her devirde vardı, çağımızda da var. Yasak olan ülkelerde de hala devam ediyor. Kadınlar her devirde istenmeyen gebelikleri bir şekilde sonlandırmaya çalışmışlar. Kendi hayatları pahasına olsa dahi ! Kadının kendi vücudunu kimse kontrol etmemeli, edemez. Kadının vücudu kendine aittir. Kürtajı doğum kontrol yöntemi olarak kimse tasvip edemez. Bunu yapan istisnalar var. 11 kez kürtaj yaptıran kadın biliyorum ben. Ama bu zaten etik değil, unutmamalı ki bu istisna. Doktorlar, siyasiler, sivil toplum kuruluşları bunu tartışabilir. Siyasetçiler buna karışmasın diyemeyiz. Ama kürtajı cinayet olarak değerlendirdiğiniz zaman sorunu çözmekten çok, çözümünü zorlaştırısınız. Kürtajı cinayet olarak nitelendirdiğinizde Fransa’da yılda 220 bin doğum sonlandırılması var, 220 bin katil var demektir. Bu yaklaşımla sorun çözülmez.

'Kadının Kürtaj Hakkı Elinden Alınmamalı'

Bir doktor kendisinden isteyen her kadına kürtaj yapmak zorunda mı ? Fransa'da doktorlar kürtaj yapmak zorunda değil, reddedebilir ama hemen kadını da yönlendirmek bilgilendirmek durumunda. Ben şahsen kürtaj yapmayı sevmiyorum, çok istisnai durumda olmadığı sürece de hastalarıma önermiyorum. Ama buna rağmen kadınların kürtaj hakkının kalması için de elimden geleni yapmaya hazırım. Bu erkeklerin alacağı bir karar değil. Kadınların kürtaj hakkı kesinlikle ellerinden alınmamalı.

Gerçekten bunu doğum kontrol yöntemi gibi kullanan çok mu ? Tecavüze uğrayan kadın, hatta kocası tarafından tecavüze uğrayan kadınlar var. Zorla ilişkiye girenler, yasak ilişkiye girenler, gençlik hataları, önümüze inanılmaz vakalar geliyor. O tip durumlarda ‘sen çocuğunu doğur devlet baksın’ diyemezsiniz. Mutsuz aileler, mutsuz birlikler, mutsuz kadınlar ve çocuklar ortaya çıkar. Kimseyi buna zorlayamazsınız. Doğum kontrol yöntemi gibi kullananlar da var. Mesela bir kadının 11 kez kürtaj olduğunu hatırlıyorum. Ama bunlar genelin içinde istisna. İstisnalar ve istismarlar nedeniyle genel için yasalar yapıp geneli cezalandıramazsınız.

Bir de hükümet kürtaj süresini kısaltmak istiyor. 6 hafta hamileliğin anlaşılması için kısa bir süre. Bir de 6 hafta kürtajın sakıncası var mı ? 12 hafta teknik olarak kürtajın kadının vücuduna zarar vermemesi için doğru bir süre. Bu süre 6 haftaya çekilirse, çok kadın bu süreyi geçer ve ve illegal yöntemlere başvurur. Bu da kadının hayatını tehlikeye atar.

Kürtaj yasağını doktor olarak tehlikeli buluyorsunuz ? Ne tür tehlikeler oluşur ? Eğer bu işi yasaklarsanız, en fecisi kadın kendi canına kıyma pahasına kendi kendine kürtaj yapmaya kalkar. Hele de genç yaştakiler. Kendilerine iğne batırarak bile bu işi yapan kadınlar var. Hamile kadın ölebilir, sakat kalabilir, çocuğu sakat olabilir. İkincisi, her yasak gibi bu iş de yeraltına iner. Gizli ve fahiş fiyatlara kürtaj yapan doktorlar çıkar. Fransa’daki hapların Türkiye’ye el atından sokulmasına engel olamazsınız. Yeraltı şebekeleri doğar. Tıpkı İrlandalı, Şilili kadınlar gibi, Türk kadınları da çareyi Bulgaristan’a, Kuzey Kıbrıs’a, Yunan adalarına giderek kürtaj olmada arar, kürtaj şebekeleri ortaya çıkar, kürtaj turizmi yaratırsınız. Ayrıca namus cinayetleri artar, terkedilen çocuklar, toplumsal baskı, babasız çocuklar… Bütün bunlar neden olsun ki ? Kadını buna neden zorlayalım ? Yasaklar asırlardır çözüm olmadı, olmaz da. Zina, kürtaj, yasaklara rağmen insanlar hep yapmış, yapıyor ve yapacak da… İnsan sağlığını tehlikeye atacak yasaklar getirilmemeli. Yasak çözümden çok sorun getirir. Bu demek değil ki biz onaylıyoruz ama yasağın ötesine geçip, başka çözümler aramalıyız. Pireye kızıp yorgan yakılmaz.

'Türkiye’de Yasal Düzenlemeye İhtiyaç Yok'

Ne yapmalı o zaman . Uzman olarak sizce doğru adım ne ? Yasa koyucuların bu konuyla ilgilenmesi normal, ama bunu yasaklardan çok, mevcut çerçeveyi denetleyerek ve kadınlarını eğiterek yapması daha doğru. Yasak, topluma yarardan çok zarar verir. Aile planlaması, bedava spiral takılması, okullarda cinsellik eğitimi, bedava doğum kontrol hapı ve diğer yöntemler uygulanmalı. Bir de jinekologları dinlesinler, kadın derneklerini, çevrecileri, sivil toplum örgütlerini dinlemeliler. Tabipler Odası’nın görüşü kaale alınmalı. Sivil topluma söz verilmeli, danışılmalı, özgürce konuşmalı, tartışılmalı, ardından toplumsal bir uzlaşmaya ulaşılmalı.

'Sezeryan komplo değil'

Başbakan bir de sezeryan komplosundan sözetti. Gerçekten iki sezeryandan sonra kadınlar bir daha doğuramaz mı ? Sezeryan kesinlikle komplo olamaz. Yanlış. Komplo olması için gerçekten 2 sezeryandan sonra doğum yapılamaması gerekir. Ama 20 senelik tecrübeme ve Paris’te önemli bir hastanenin jinekoloji, aile planlaması ve kadın doğum uzmanı olarak söylüyorum. Benim 5 sezeryan doğum yapan hastam var. Dosyaları çıkarabilirim. 3’üncü 4’üncü sezeryanlı doğum yaptırdığımız hastalarımız var.

Sezeryan mı normal doğum mu ? Biz normal ve doğal doğumu öneriyoruz. Hastalarımızdan gelen sezeryan taleplerini eğer kadının ve bebeğin sağlığı yerindeyse kabul etmiyoruz. Ben kendi kardeşimin eşini normal doğuma ikna edemedim. ‘Biz fakir miyiz de normal doğum yapacağız’ diyor kadınlar. İnanılmaz bir yanlış. Buraya gelen Türk kadınlarını normal doğuma ikna etmek için göbeğim çatlıyor.

'Sezeryan a la carte yok !'

Ama başbakanın bir haklılık yanı var. Türkiye’de bu iş abartılmış. Fransa’da sezeryanla doğum oranı yüzde 22, Türkiye’de bu bazı hastanelerde yüzde 90’lara çıkmış. Bu kabul edilebilir değil. Doktorlar, gece 2’de 3’te ne uğraşacağım, sezeryan yapar hallederim’ diyorlar. Buna müdahale etmek doğru. Biz hastalarımızı normal doğuma yönlendiriyoruz. Normal doğum teknikleri, doğum sonrası egzersizler var. Sezeryanın şart olduğu durumlar var. Hayat kurtarma, çocuğun ve kadının sağlığı gibi nedenler, eğer bebek büyükse kadına zarar verir, buna benzer bütün dünyanın kabul ettiği yöntemler dışında doğal doğumu öneriyorum.

Nedir sezeryanın kriteri ? Doktorlar bu konuda sorumluluklarını almalı. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) bunun makul seviyesini yüzde 5-15 diyor. Fransa’da yüzde 20. Ama Türkiye’de bu yüzde 65’ler civarında ise bu işte bir anormallik var. Ama gene yasakla değil, kadın dernekleri, doktor örgütleri, ekolojik örgütler yani sivil toplum bilinçlendirerek. ‘Sezeryan oranı yüzde 50 olacak’ gibi genelgelerle bu iş olmaz. Hastanelerde bu konu denetlenebilir. Sezeryan a la carte Fransa’da yok. Türkiye’de de olmamalı. Hiçbir endikasyon olmadan bir kadını sezeryana yatırmamalısınız. Ama ne sezeryan, ne de kürtaj yasakla olmamalı. Yasak değil, çerçeve ve dünya sdandartları konmalı. Bunu da mesleğin uzmanları ile görüşüp uzlaşarak yapmalı. Burada bu konuda siyasiler bizi dinliyor. Bizi ciddiye alıyor. Uzmanı biziz çünkü.


Serdar Dalkılıç kimdir ? Paris yakınlarındaki Longjumeau Hastanesi Kadın Doğum, Aile planması ve çocuk Hastalıkları Bölümü Başkanı. 20 yıldır kadın doğum uzmanı olarak Fransa’da çalışıyor. Fransa’nın ilk sendikal internet sitesini ve Yabancı Diplomalı Doktorlar Sendikasını kuran Dalkılıç, halen Avrupa Doktorlar Federasyonu’nun da Fransa temsilcisi ve Türk-Fransız Sağlık Vakfı Başkanı.


XS
SM
MD
LG