Erişilebilirlik

'Türkiye'de Muhalefet Etmek Suç Haline Geldi'


Son yıllarda Ergenekon Davası'ndaki operasyon dalgalarıyla tartışılmaya başlanan 'tutuklu akademisyenler' sorunu, diğer davalar ile özellikle KCK soruşturması, ardından Gezi Parkı soruşturma süreçleriyle Türkiye'de önemli bir gündem maddesi olmayı sürdürüyor.

Sadece akademisyen kimliğiyle değil, Yükseköğretim Kurulu’nun (YÖK) eski başkanı olmasıyla da tutukluluğu dikkat çeken Prof. Dr. Kemal Gürüz, Amerika'nın Sesi'ne yaptığı açıklamada, Türkiye'de yaşananları yabancılara anlatmakta ve hatta İngilizce'ye çevirmekte güçlük yaşadığını söylüyor. Gürüz, "Türkiye'de maalesef muhalefet etmek suç sayılan bir hale geldi" diyor.

Türkiye'de akademik kimlikleriyle tanınmış kişileri kapsayan dava ve soruşturma süreçleri devam ederken, 'silahlı eylem' gibi bir suç ile aralarında ilişki kurulamayan akademisyenler etrafındaki "düşünce ve ifade özgürlüğü" tartışması da varlığını koruyor. Kimileri için 'profesör' unvanına sahip bir akademisyen, kimileri içinse 'post-modern darbe' olarak nitelendirilen 28 Şubat'ın üniversitedeki mimarı olmakla suçlanan Kemal Gürüz, 25 Haziran 2012'den beri tutukluydu. 28 Şubat Soruşturması'nın tek tutuklu sivil şüphelisi konumundaki Gürüz, Pazartesi günü başlayan dava sürecince Perşembe günü tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Bu arada Gürüz, sanık olduğu ve Yargıtay aşamasına geçilmiş olan Ergenekon Davası'nda ise, 5 Ağustos 2013 itibariyle 13 yıl 11 aylık hapis cezasına çarptırıldı.

Ankara-Sincan Cezaevi'nde iken intihara kalkıştığı belirtilen ancak bu konuda sessizliğini koruyan Prof. Dr. Gürüz, herhangi bir darbe girişiminde yer almadığını ve bu amaçla hiçbir örgütlenme içerisine girmediğini savunuyor. Bu savunmasına karşın Ergenekon Davası'ndan hükümlü olan Gürüz, 28 Şubat Davası sürecinde ise şimdilik özgürlüğüne kavuştu. Bir akademisyen olarak neden tutuklandığını halen anlayamadığını ve bunun ciddi hukuki bir yanlışlık olduğunu söyleyen Gürüz, YÖK Başkanlığı döneminde ise sadece yasal görevlerini yerine getirdiği görüşünde. Kendi yaşadığı hukuki süreçle Türkiye'deki tutuklu akademisyenler tablosunu Amerika'nın Sesi'ne değerlendiren Gürüz, halen hakkındaki yargılama süreci devam ettiği için detaylı yorumlar yapamayacağını ancak tabloyu 'sıkıntılı' gördüğünü ifade etti.

Prof.Dr. Kemal Gürüz'ün, diğer açıklamaları ise şöyle:

VOA: “Yaklaşık 14 aylık bir tutukluluk sonunda serbest kaldınız. 28 Şubat Davası'nda size yöneltilen suçlamaları nasıl değerlendiriyorsunuz?”

Kemal Gürüz: “İddianamede ‘Kemal Gürüz şunu yapmıştır ve hükümet bundan dolayı da şöyle zarar görmüştür’ diye tek bir satır yoktur. YÖK Başkanı'nın temel olarak bir tek görevi vardır, YÖK Genel Kurulu ve YÖK Yönetim Kurulu'nun kararlarını uygulamaktır. Bunlar usulüne uygun kararlardır, akademik konularda alınmış kararlardır. Benim görevim de bunları uygulamaktır. Dolayısıyla ortada suç konusu olabilecek hiçbir şey yoktur. Ben de anlayabilmiş değilim. Bu iddianame, aslında benim hakkımdaki bir savunma niteliği de taşıyor. Ancak süreç sonunda savcılar böyle bir şey getiriyorlar. Ben Batı Çalışma Grubu'nun adını gazetelerden duydum. Hiçbir fikrim yok. Ne olup ne bittiğini hapsedildikten sonra öğrendim. Çok ciddi bir hukuk sıkıntısı yaşandı. Yalnız şunu söyleyeyim bu yeni kurulan bir mahkeme. Mahkeme heyeti, 28 Şubat Davası'na bakmakta olan mahkeme heyeti diğerlerinden farklı. Usulüne uygun bir şekilde süreci götürüyorlar. Bu mahkeme heyetine güveniyorum.”

VOA: “Türkiye'deki sizin de yaşadığınız tutukluluk süreci çerçevesinde akademik özgürlük açısından tabloyu nasıl görüyorsunuz?”

Gürüz: “Genelde bir süredir sıkıntı var. Türkiye'de maalesef muhalefet etmek suç sayılan bir hale geldi. Türkiye'de böyle hoş olmayan bir hava var diyelim. Maalesef bu üzüntü verici. Benim yaşadığım şöyle bir sıkıntı var. Biliyorsunuz benim yurtdışında yayınlanmış bir sürü kitaplarım var. Dünyada yükseköğretimi etkileyen üç kişiden biri seçildim 2009 yılında UNESCO tarafından. Geniş bir uluslararası muhitim var diyebilirim. Ben bu olan biteni İngilizce'ye çevirmekte çok zorlanıyorum. Bu olaylar ve kavramların Anglo-Sakson kültüründe yeri olmadığı için bunları ifade etmeye kelimeler yetersiz. Konuyu anlatmak için birkaç paragraf oluşturmak gerekiyor. Üniversiteler için bir baskı var. Bu uzun yıllardır olmayan bir şeydi. Ben tabii bu süreçte uzakta kaldım. Bu tabloyu anlamakta zorluk yaşıyorum.”

'Ergenekon üyesi olmam mümkün mü?'

VOA: “Bu arada Ergenekon Davası'nda ise hakkınızda hapis cezası hükmü verildi. Orada tutuksuz yargılanmıştınız ama karar aleyhinize oldu. Bunu nasıl yorumluyorsunuz?”

Gürüz: “Ergenekon Davası'nda yargılandım, bana orada terör örgütü üyesi diye 10 yıl ceza verildi. Ancak o davadan dolayı tutuklanmadım. Ama o davadakilerden neredeyse hiçbirini tanımıyorum. Benim mesela İşçi Partisi, Doğu Perinçek grubu ile hiçbir alakamın olmadığını, dünyaya farklı pencerelerden baktığımı cümle alem bilir. Onların yayın organlarında benim aleyhime yazılar çıkardı. Benim için 'Amerikancı' ifadesi kullanılırdı. Evet, ben Amerika'yı takdir ederim ama ben Türküm. Özetle dünyaya farklı pencerelerden bakan insanlarız. Dolayısıyla bu insanların tek bir örgüt içerisinde olması mantığa aykırı. Benim Doğu Perinçek ile bir arada olmam mümkün değil. Ben Türkiye'nin yerinin Batı'da olduğuna inanan bir insanım. Amerika'nın dünya liderliği yaptığına, ABD ile Türkiye'nin stratejik ortak olduğuna, çıkarlarının müşterek olduğuna inanırım. Ben Ergenekon üyesi olmam mümkün mü? Cümle alem bilir.”

VOA: Sizin tutuklanmanız ve hakkınızdaki yargı süreçleri sizce Türkiye'deki akademisyenlere yönelik bir baskı örneği mi?

Gürüz: “Benim bu konuda söyleyeceğim her şey için ‘taraftır’ denilecektir. Ama bakınız son birkaç ay içerisinde dünyanın en tanınmış dergilerinden Nature, New Scientist, benim hakkımda yazılar çıktı. Amerikan Bilimler Akademisi de, Türkiye'ye bir heyet gönderdi. Beni de o üç kişilik heyet, hapishane ziyaret etti. Heyette Nobel ödülü almış, kendi alanlarında saygın isimler vardı. Sonra bu heyet 90 sayfalık Türkiye'de neler olup bittiğine dair bir kitap yayınladı. Şimdi Amerikan Bilimler Akademisi de mi taraf? Tüm o akademik dünyaya ilişkin dergiler de mi taraf? Bence herkes o kitabı, yazıları okuyup değerlendirsin.”

KCK'da Ersanlı ismi dikkat çekmişti

Ergenekon Davası'nda suçlanan isimlerden belki de en çok tartışılan akademisyen ise, Prof.Dr. Türkan Saylan olmuştu. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'nin kurucusu, Türkiye'de uzun yıllar kız çocuklarını eğitimine yaptığı katkı ve cüzzam hastalığına karşı mücadelesiyle tanınan Saylan, kanser rahatsızlığına rağmen 2009 yılında evine baskın operasyon düzenlenerek gözaltına alınmıştı. Saylan, kendisine yönelik operasyona tepkiler sürerken, 18 Mayıs 2009'da hayatını kaybetmişti.

Ergenekon Davası nedeniyle halen Silivri Cezaevi'nde tutuklu olan ve Malatya İnönü Üniversitesi eski Rektörü Prof.Dr. Fatih Hilmioğlu'nun sağlık sorunları nedeniyle tutukluluğu, Türkiye'de tartışmalı bir konu. En son Ergenekon Davası'nda hakkında 23 yıl hapis cezasına çarptırılan Hilmioğlu, cezaevi koşullarında gerektiği şekilde tedavi edilemediği belirtilen kanser rahatsızlığına yenik düşmesinden de endişe ediliyor. Hilmioğlu gibi Kemal Alemdaroğlu, Erol Manisalı, Ferit Bernay, Mustafa Abbas gibi 'profesör' unvanlı akademisyenler tutuklu bulunuyor.

Türkiye genelinde tutuklu sayısı 6 bin civarında olan KCK Soruştuması sürecinde ise tutukluğu en dikkat çeken isim ise, Prof.Dr. Büşra Ersanlı olmuştu. Halen çok sayıda akademisyen ve üniversite öğrencisi hakkında tutukluluk kararı bulunmasıyla tepkilere de neden olan KCK'da, Ersanlı hayatı boyunca 'silahsız mücadeleyi savunmuş bir isim' olması nedeniyle 9 aylık tutukluluğun ardından 13 Temmuz 2012'de tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştı.

Ek bilgi: Kemal Gürüz'ün söz ettiği, Boston College Uluslararası Yüksek Öğrenim Merkezi direktörü Profesör Philip G. Altbach'ın kaleme aldığı "Laik Bir Sesi Susturmak" başlıklı makale (İngilizce)
XS
SM
MD
LG