Erişilebilirlik

Güneydoğu’daki Gazeteciler Risk Altında


Diyarbakır - Silvan’dan televizyon ekranlarına yansıyan bir görüntüde iki kişi görünüyor. Birinin elinde kamera, diğerinin elinde silah bulunuyor. Kameraman Dicle Haber Ajansı’ndan, elinde silah bulunan ise bir polis. Sokağa çıkma yasağı olduğu için belediye binasında bekleyen gazeteciler bir anda karşılarında polisi buldu. Polis, Özgür Gün TV çalışanı Murat Demir ile DİHA’dan Serhat Yüce’yi kamera ve makinelerine el koyarak gözaltına aldı. Bu sırada yaşanan arbedede polis Yüce’nin başına silah dayıyor. Görüntülerde çığlıklar, bağırma sesleri net bir şekilde duyuluyor. Daha sonra gözaltına alınan gazetecilere, sokağa çıkma yasağını ihlal ettikleri gerekçesiyle para cezası kesildi. Serbest bırakılan gazeteciler görevlerinin başına döndü.

Ortaya çıkan görüntüler gazetecilerin, çatışmaların yeniden yoğunlaştığı güneydoğuda çalışma koşullarını bir kez daha gündeme getirdi. Yüce’nin başına gelenler ilk değil. Daha önce Şırnak’ta yine gazeteciler benzer olaylarla karşılaşmıştı.

8 gün sokağa çıkma yasaı uygulanan Cizre’den günler önce Silopi ilçesinde benzer olaylar yaşandı. İlçeye giden ilk gazetecilerden biri de Sertaç Kayar’dı. Mermilere hedef olmaktan son anda kurtulduğunu söyleyen Kayar, Amerika'nın Sesi’ne yaşadıklarını şu cümlelerle anlattı; “Silopi'de ilk olay başladığı zaman mahalleye gittik. Sokağa gidip foto çekmek isterken keskin nişancılar ateş açtı, yandaki duvar delik deşik oldu. Bana mı ateş ettiler diye emin olmak için makinayı duvardan sokağa doğru çıkardım, tekrar ateş gelince, emin oldum. Silvan'da olay günü ilk ben girdim foto çekerken yine ateş açıldı duvar diplerinde yürüyerek mahalleden çıktım” dedi.

Bölgede aylardır gerilimin sürdüğü yerlerden biri de Diyarbakır. Diyarbakır’da görev yapan Gazeteci Ferhat Mehmetoğlu; başına gelenleri, ”Perşembe pazarının olduğu sokakta sivil polislerin bir bina girişinde birilerini göz altına almaya çalıştıklarını gördüm. Kameramanıma hemen kayda girmesini söyledim. Bina girişinde bir avukatın şiddete maruz kaldığını, hatta dayak yediğini gördüm. Biz kayıttaydık, polisler küfür ederek bize saldırdı. Olay yerini terk etmedik ve kayıt almaya devam ettik. Üç polis memuru bana saldırdı ama direndiğimi görünce ve kameranın kayıtta olduğunu fark edince geri gittiler” cümleleriyle anlattı.

Cizre’de sokağa çıkmanın yasak olduğu günlerde gizlice ilçeye giren İMÇ TV’nin Muhabiri Bekir Güneş, 8 gün boyunca zor şartlarda çalıştı. Güneş,”Sokağa çıkma yasağının ilan edildiği 4 Eylül akşamı Cizre'ye gitmek için yolla çıktım. Cizre'nin içine girmemize izin verilmedi. Alternatif bir yolla Cizre'ye girdik. Yasağın 2. günüydü ve bir kişi hayatını kaybetmişti. Çok yoğun bir saldırı vardı. Çatışma sesleri Cizre'nin her yerinden duyuluyordu. O andan itibaren bizi çok zorlu bir sürecin beklediğini fark ettim. Belediye'nin itfaiye bölümüne gittim ve çok sayıda kişinin orada mahsur kaldığını, dışarı çıkamadığını gördüm. Belediye'nin hemen yanında bulunan kaymakamlık binasının çatısına keskin nişancılar yerleştirilmişti ve arada uyarı ateşi açıyorlardı. Sık sık gaz bombası da atılıyordu. Bir şekilde çatışmaların yoğun olduğu mahallelere gitmemiz gerekiyordu, bunun için de dışarı çıktık ve duvar aralarında, keskin nişancıların görmeyeceği şekilde bazen eğilerek, bazen ise sürünerek çatışmaların en yoğun olduğu Cudi Mahallesi'ne girmeyi başardım. O günden itibaren de yoğun çatışmaların içinde kurşunların hedefi olmamak için hem de yaptığımız haberleri göndermek ve canlı telefon bağlantıları için büyük bir mücadelenin içine girdim” dedi.

Gazeteciler sadece güvenlik güçlerinin baskılarına maruz kalmadı. Yasak kalktıktan sonra ilçeye gidebilen gazeteciler, bu kez de bazı grupların tehditleriyle yüz yüze geldi.

Yer Nur Mahallesi. Türkiye’de yayın yapan bir gazetenin foto muhabiri hasarı fotoğraflamaya çalışırken, yanına bir genç yaklaşıp engellemeye çalışıyor; ”Çıkın buradan, siz taraflı yazıyorsunuz. Sizin burada çalışmanıza izin vermeyeceğiz” diye bağırıyor. Adını açıklamayan genç, ekibi engellemeye çalışırken, mahalle sakinleri araya girerek onu yatıştırmaya çalışıyor. Ancak genç, tehditlerini sürdürüyor; “İMÇ dışında buraya kimsenin girmesini istemiyoruz. Hele o Kanal D gelirse döverim, açık söyleyeyim döverim. Biz burada can derdindeyiz, ekranda söylediklerine bakın” diyor.

Tepkinin nedeni, Türkiye’deki ana akım medyanın Cizre’de yaşananları aktarmadığı inancı. Nur Mahallesi'nde bunlar yaşanırken, bir süre sonra Cudi Mahallesi'nde yabancı bir medya kuruluşunun muhabiri taciz ediliyor. Bir mahalle sakini, tehditkar bir tavırla, gazeteciye yaklaşarak “Ne işiniz var burada, şimdi mi geliyorsunuz? Hepiniz yalan yazıyorsunuz. Çıkın gidin buradan” diyor. Gerekçe yine aynı. Tansiyon yükselince mahallenin ileri gelenleri araya girerek, mahalleliyi uzaklaştırıyor. Yine bir televizyon ekibinin mahalleye girmesine izin verilmiyor.

Çağdaş Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Ahmet Abakay, Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğü olmadığını belirterek, Güneydoğu’da görev yapan gazetecilerin iki taraflı baskı altında olduğunu söyledi. Amerika’nın Sesi’ne konuşan Abakay, çözümün gazetecilerin örgütlenmesi olduğunu belirterek, “Güneydoğu’da gazeteciler çifte baskı altında. Orada örgüt benden yana olacaksın diyor. Türkiye genelinde iktidar benden yana olacaksın diyor. Bölgedeki durum basın örgütlerinin zayıflığından ileri geliyor. Güçlü bir sendikal hareket olmadığı için oluyor bu. İş örgütlü olmaya düşüyor ama orada zayıfız ne yazık ki çünkü buna izin verilmiyor. Kurtuluş sendikal örgütlenmededir. En zoru Güneydoğu’daki gazetecilerin çektikleridir, bu da örgütlü mücadelenin zayıflığından. Sendikal hareketin gücü önemli burada” diye konuştu.

Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Veysi İpek ise sorunun ideolojik ve milli gazetecilik yapılmasından kaynaklandığı belirterek, çözümün düşünce ve ifade özgürlüğüne saygı duymak olduğunu belirtti. Amerika’nın Sesi’ne konuşan İpek, “Yaygın medyanın dili çok hızlı bir şekilde değişmeye başladı bazı medya organlarında. Bu muhabirden değil yayın çizgisinden kaynaklanan bir olay. Bu dil barışa değil şiddete hizmet eden bir dile dönüştü, psikolojik hareket olarak mesleği kullanmaya başladılar. Meslektaşlarımızın içinde de bu işe toplum mühendisliği için giren insanlar var. Bunların belki çabasıyla milli ve ideolojik gazetecilik hortlamaya başladı. Çözüm süreciyle birlikte bu minimize olmuştu. Yalnızca bir kesimi suçlamak çok yanlış. Gazeteci taraf olamaz, taraf olduğu kriterler bellidir, insan hakları düşünce özgürlüğü alanında taraf olur. Bu haklı şu haksız dememeli. Net olarak anlatması gerekir. Örgüte müzahir çevreler hareket geçmiş olabilir. Engelleme saldırı ve kendine çekmeye çalışmış olabilir. Bunu şiddetle yapması, kabul edilmeyecek ve kınanacak davranıştır. Polisin güvenlik güçlerinin aynı şekilde davranması anlaşılır olarak kabul edilmesi, devletin hukuk dışına çıkamayacağı, bunun dışında hareket edemeyeceği vurgusunun kabul edilir tutum olmadığını belirtmek istiyorum. Şiddeti körüklemenin anlamı yok. Biz barışa hizmet etmeliyiz, kim haklı, kim haksız arama yerine sorgulayarak, bunu net bir şekilde ortaya koymamız gerekiyor.90’lı yıllardan daha kötü bir sertlikle karşı karşıyayız. Basın ve ifade özgürlüğü demokratik ülkelerde önemli bir duruştur, herkes ülkesini, toprağını, soydaşlarını akrabalarını, demokrasiyi ve adaleti seviyorsa ilk önce düşünce ve ifade özgürlüğünü sağlamalıdır. Basın ve ifade özgürlüğüne herkesin sahiplenmesi gerekir” diye konuştu.

DİHA ve Azadiye Welat Gazetelerinin bulunduğu binanın basılarak 32 kişinin gözaltına alınması da, gazetecilere yönelik baskı olarak kayıtlara geçti

XS
SM
MD
LG