Erişilebilirlik

'Gülen Medyasında Özeleştiri Yapanlar Var'


Soldan sağa: John M. Donnelly, Kemal Kirişçi, Delphine Halgand, Tolga Tanış, Sevgi Akarçeşme

Soldan sağa: John M. Donnelly, Kemal Kirişçi, Delphine Halgand, Tolga Tanış, Sevgi Akarçeşme

14 Aralık’ta Gülen Cemaati’ne bağlı medya kuruluşlarının yönetici ve yazarlarının da aralarında bulunduğu kişilerin gözaltına alınmasının ardından Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğü tartışmaları, dün Washington’da Ulusal Basın Kulübü’nde bir kez daha mercek altına alındı.

Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğüne yönelik baskı ve kısıtlamaların son olarak Gülen hareketine bağlı medya organlarını hedef aldığı hatırlatılan toplantıda, Aralık 2013 itibarıyla hükümetle bağlarını tamamen koparan bu kesime ait basın-yayın organları, “muhalefet medyası” olarak tanımlandı. Toplantıda ayrıca, Gülen medyası içinde bazı kesimlerin, geçmişteki, özellikle de hareketin hükümetle ittifak halinde olduğu dönemlerdeki basın ve özgürlük ihlallerine yönelik ‘pişmanlık yaşadığının’ vurgulanması dikkat çekti.

‘Gülen medyası eski cadı avlarına sessiz kaldı’

Son dönemde medyaya yönelik baskıların ana hedefinin Gülen hareketi olduğuna dikkati çeken Brookings Enstitüsü uzmanlarından Profesör Dr. Kemal Kirişçi, 14 Aralık 2014’te gözaltına alınan Zaman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı’nın bir süre önce Washington Post gazetesinde yazdığı makalede, “medyaya yönelik cadı avı” ifadesini kullandığını hatırlattı. Bu makaleyle bir empati kurduğunu belirten Kirişçi, bununla birlikte Gülen medyasının geçmişte gazetecileri hedef alan “cadı avlarını” görmezden geldiğini, bu ihlallerin yalnızca bu gruba ait medya organlarıyla bağdaştırılamayacağını savundu. Prof. Kirişçi, “Gülen medyasının bazı üyelerinin, ‘eski cadı avlarından’ dolayı cesur ve dürüst bir şekilde, açıkça özür dilediğinin altını çizmem gerekiyor” diye konuştu.

Kirişçi’nin açıklamasına katıldığını söyleyen Zaman gazetesi yazarı Sevgi Akarçeşme de, “Zaman’ın duvarları içinde önemli miktarda iç hesaplaşma ve özeleştiriye tanık oldum” diye konuştu.

Gülen medyası, hükümetle yollarını ayırmadan önce gazetecilerin darbecilik iddiasıyla yıllarca sebepsiz yere tutuklanmalarına, Gezi olaylarının polis tarafından aşırı şiddet kullanılarak bastırılmasına destek vermişti.

Toplantının tonu, bazı dinleyicilerin Gülen hareketine yönelik suçlamalar yöneltmesinin ardından zaman zaman sertleşti.

Ulusal Basın Kulübü: ‘Yalnızca Türkiye’yi değil, ABD’yi de eleştiriyoruz’

Son dönemde gözaltı operasyonları, Gülen hareketine bağlı medya çalışanlarını hedef alsa da, Türkiye’de muhalefet kimliği üstlenen basın yayın organlarının son birkaç yıldır ağır hükümet baskısı altında olması uluslararası insan hakları örgütlerinin dikkatinden kaçmıyor. Toplantıya moderatör olarak katılan Basın Özgürlüğü Komitesi Başkanı John Donnelly de, Türkiye’yi geçen yıl basın özgürlüğü sıralamasında 180 ülke arasında 154’üncü sıraya yerleştiren Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nün (RSF) rakamlarına dikkati çekti. Paris merkezli RSF verilerine göre, 2014 yılında Türkiye’de gazetecilere yönelik 117 saldırı düzenlendiğinin altını çizen Donnely, 2012 ve 2013 yılları arasında Recep Tayyip Erdoğan’ın başbakanlık yaptığı dönemde Türkiye’deki tutuklu gazeteci sayısının Çin’den ve İran’dan fazla olduğunu hatırlattı.

Türkiye’de sosyal medyaya yönelik son kısıtlamalara da dikkati çeken Donnely, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eleştirilere yönelik tepkilerine katılmadığını söyleyerek, “Biz Ulusal Basın Kulübü’nde favori hedef seçmiyoruz, Amerika’nın da eksikliklerini hedef alıyoruz” diye konuştu.

‘Kadınlar kolay hedef’

Zaman gazetesi yazarı Sevgi Akarçeşme de, “Bugünün Türkiyesi’nde Erdoğan ve kendisinin büyük propaganda mekanizmasıyla kontrolu altındaki medya sayesinde ne yazık ki, muhalifler ‘ihanetle’ etiketlendiriliyor. Türkiye’de konvansiyonel medya ve Twitter’da, hükümet yanlısı çevrelerin bitmez tükenmez bilmeyen saldırıları, lekelemeleri ve tacizlerine, yalan ve iftiralarına maruz kalıyorsunuz” diye konuştu. Siyasetçilerin özellikle kadın gazetecileri de kolay hedef haline getirdiğini savunan Akarçeşme, Türkiye’ye dönmesi durumunda karşılaşabileceklerinin kendisini endişelendirdiğini söyledi.

Adalet ve Kalkınma Partisi hükümetinin Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun yüzüncü yıldönümü olan 2023’te dünyanın en büyük on ekonomisi arasına girmeyi hedeflediğinin altını çizen Profesör Kemal Kirişçi de, “eleştirel düşüncenin susturulduğu bir ortamda bu hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmekten kendimi alamıyorum” diye konuştu. Muhalif düşüncelilerin tacize uğradığını ve susturulduğunu söyleyen Kirişçi, Türkiye’nin ekonomik ve siyasi ilerlemesi için gerek duyulan özeleştirinin nereden bulunacağını “merak ettiğini” belirtti.

Toplantıya katılan Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütünün Washington temsilcisi Delphine Halgand da, çok sayıda gazetecinin serbest bırakılmış olmasına rağmen, basına yönelik kısıtlamaların daha korkunç hale geldiğini söyledi. “Yıllardır [Türk] yetkililere miras aldıkları sistemi reformdan geçirmeleri çağrısı yapmamıza rağmen, onlar medyayla otoriter yöntemlerle başa çıkmayı tercih etti” diyen Halgand, geçen yıl yolsuzluk skandalının ortaya çıkmasıyla birlikte Gülen medyasını hedef alan baskıların bu durumu açıkça gösterdiğini sözlerine ekledi.

Washington’daki Ulusal Basın Kulübü’nde yapılan ve Türkiye’deki basın özgürlüğünün değerlendirildiği toplantıda konuşan Hürriyet gazetesi Washington temsilcisi Tolga Tanış da, ‘basın özgürlüğü’ kavramının Türkiye’de gazeteciler tarafından bile farklı algılandığını, hükümetin basın özgürlüğünün evrensel ilkelerini kabul etmediğini, yargınınsa yasaklamaya gittiğini söyledi. Tanış, Türkiye’de kamuoyunun ağırlıklı olarak basın ve ifade özgürlüğüne inanmamasından dolayı, siyasi partilerin de bu özgürlüğün evrensel değerleri desteklemediğine dikkati çekti.

XS
SM
MD
LG