Erişilebilirlik

Gülen Cemaati Irak Kürt Yönetimi İçin Tehdit Olur mu?


Gülen Cemaati yıllar içinde Türkiye’de güçlenirken, hemen yanı başındaki Kuzey Irak’a da adım adım yerleşti. Yardım faaliyetleriyle bölgeye giren Gülenciler, eğitim ve inşaat yatırımlarına yöneldiler. Cemaatin Kuzey Irak'ta ilk, orta, lise olmak üzere 18 okul, iki üniversitesi bulunuyor. Kürt Yönetimi okulları kapatacağını açıkladı. Peki cemaatin bölgedeki diğer varlığı, son yıllarda iyi giden Türkiye-IIrak Kürdistan Bölgesel Yönetimi ilişkilerini nasıl etkileyecek?

Irak’ın kuzey bölgesinin Kürt grupların denetimine bırakılmasının ardından birçok yardım örgütü bölgede faaliyet göstermeye başladı. Bu örgütler kimilerine göre misyonerlik, kimilerine göre istihbarat faaliyetleri için bölgedeydi. Bölgeye gidenlerin arasında Türkiye’den Gülen cemaati üyeleri de vardı. Takvimler 1990’ların başını gösteriyordu. Bölgeye yardım faaliyetleriyle giren Gülenciler 1994 yılında ilk okullarını açtı. Cemaat artık adım adım bölgeye yerleşiyordu.

Irak’ın Saddam sonrası yazılan ilk anayasasının 2005’te kabul edilmesiyle Kürt Bölgesi özerk statüye kavuştu. Bu sırada Gülen Cemaati de okulları, basın kuruluşları ve şirketleriyle bölgeye daha fazla yerleşmeye başladı. 2010 yılı cemaatin Irak Kürdistan Bölgesi’nde gücünün zirvesinde olduğu yıl oldu. Bölgenin başkenti Erbil ile başlıca kentleri Süleymaniye ve Duhok cemaatin faaliyet alanları oldu. Cemaat üyeleri, eğitim faaliyetleriyle birlikte ticari faaliyetlere de ağırlık veriyordu. En yoğunlaştıkları alan ise inşaat sektörüydü. Birçok bakanlık binasının ihalelerini cemaate yakın isimler alıyordu. Gülenciler alışveriş merkezleri, yurtlar, okullar yaparak yüklü paralar kazanıyordu. Gülenciler’in en yoğun faaliyet gösterdiği bir diğer alan ise eğitim oldu. 2016 yılına gelindiğinde cemaatin bölgede ilk, orta, lise olmak üzere 18 okulu, iki üniversitesi vardı. Bunun yanında bazı hastaneler, bir radyo ve bir reklam şirketi de cemaate yakın kişiler tarafından işletiliyordu. Bu yıl itibariyle cemaate yakın olan ilk ve ortaokullarla, liselerde 9 bin 584 öğrenci eğitim görüyor. Üniversitelerin öğrenci mevcudu ise yaklaşık 3 bin civarında. Bölgenin üst düzey yöneticileri ve zengin ailelerin çocukları bu okullarda eğitim gördü. Okullarda, özellikle Kürt Bölgesi’nin yönetiminde söz sahibi olan ailelerin çocuklarına bazı ayrıcalıklar sağlanması, kafalarda soru işaretleri oluşturdu. Bu ayrıcalıklar, Gülen Cemaati’nin bu aileler üzerinden Kürt yönetimine sızma ya da yönetim üzerinde etkili olma girişimi olarak yorumlandı. Bir iddiaya göre okulların yönetimi mezun olan öğrencilerine, Kürt Bölgesi’nin güvenlik ve istihbarat birimi olan Asayiş’te çalışmalarını öğütlüyordu. Ancak bu iddia ne okullar tarafından ne de yönetim tarafından kabul edildi. Türkiye’de darbe girişimi sonrası başlatılan FETÖ operasyonları sürerken, Irak Kürt Bölgesi Yönetimi cemaatin okullarını kapatma kararı aldı.

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Hükümet Sözcüsü Sefin Dizayi de, sorumluluk alanlarındaki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) okullarına ilişkin açıklama yaptı.

Dizayi, Anadolu Ajansı muhabirine yaptığı açıklamada, “Eğitim Bakanlığı bu okullara el koyacak. Bu okullar devam etsin ama tamamıyla Eğitim Bakanlığı’na bağlansın, artık bu ellerden çıksın. Bu okullarda başka bir sistem olacak, başka insanlar girecek, başka yönetim olacak,” dedi.

Peki cemaatin Irak Kürt Bölgesi’ndeki varlığı, bölgeyi, Türkiye ve Irak Kürtleri arasındaki-son yıllarda en iyi düzeye çıkan-ilişkileri nasıl etkiler?

Türkiye’nin Irak Kürt Bölgesine atadığı ilk konsolosu olan Aydın Selcen, cemaatin bölgenin 1990’lı yıllardaki şartlarını değerlendirerek, bölgeye yerleştiğini söyledi. Selcen, “Hemen sınırdaş olmamız, Irak Kürtleri’nin o dönem malum mücbir sebeplerden had safhada düşkün durumda olmaları ve cemaatin milliyetçi bir itkiyle asimilasyon ve/veya bir nevi misyonerlik olarak adlandırabileceğimiz faaliyetleri için uygun zamanı değerlendirmiş olmayı hedeflemeleri bence temel nedenlerdir,” dedi.

Türkiye ve Kürt yönetimi arasında cemaat faaliyetleri nedeniyle gerilim olup-olmayacağını sorduğumuz Selcen, ”Cemaat IKB hükümetine ve liderliğine sızmamıştır. Ancak ben orada görev yaptığım 2010-13 döneminde, en önde gelen ailelerin çocuklarını bu okullarda okuttuklarını gördüm. Ayrıca, Cemaat Türkiye'den IKB'ne yapılan Bakan düzeyindeki resmi ziyaretlerde dahi başat rol oynama gayretindeydi. 17-25 Aralık 2013 sonrasında Ankara'nın en iyi ilişkilere sahip olduğu iki komşu liderden Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev kapatma veya devretme talebine derhal olumlu yanıt vermişti. IKB Başbakanı Neçirvan Barzani ise yoğun baskıya karşılık bunu siyasal değil, ancak yerel nedenlerden ötürü gerçekleştirememişti. Şimdi IKB hükümeti sözcüsü Sefin Dizayi'nin son açıklamalarından, 15 Temmuz 2016 darbe girişimi ardından onların da Cemaat okullarını kendi eğitim bakanlıklarına aktaracakları anlaşılıyor. Ancak herhalde yeni öğretmenlerin atanması ve giderlerin karşılanması için Ankara'nın yakın desteğine gereksinim duyacaklar. Ben, cemaatin IKB'deki varlığının keza Başbakan Neçirvan Barzani tarafından sert denetim altına alınarak, faaliyetin eğitim ve sağlık hizmetleriyle keskin biçimde sınırlı tutulmaya zorlandığını biliyorum. Ankara-Erbil ilişkilerinin çok boyutluluğu göz önüne alındığında, mevcut durumda yeni bir gerginlik çıkacağına olasılık vermiyorum” diye konuştu.

Bölgeyi iyi bilen isimlerden Profesör Cabbar Kadir ise yardımla başlayan faaliyetlerin eğitimle sürdüğünü ancak asıl amacın siyasi olduğunu belirtti. Bir dönem Irak Kürt Bölgesel Yönetimi Başbakanı Berham Salih’in danışmanlığını da yapan Profesör Cabbar Kadir, cemaatin bölge siyasetinde etkili olma ihtimalinin bulunduğuna dikkat çekti. Kadir, “Eğitim kurumları ilk etapta çok az para alıyordu. Ancak halk arasında iyi bir eğitim verdikleri imajı oluşunca, insanlar kendileri gitmeye başladı. Yüksek ücretlere rağmen gidiliyordu. Bazı yerlerde (okullar) 10 bin dolara kadar para alıyordu. Sloganları ‘Irak’ın kuzeyindeki kardeşlerimize yardım’dı. Sonra da, yardıma gelenlerin siyasi bir amacının olduğu ortaya çıktı. Çocukları onların okullarına gönderen dostlarımla konuştum, çocuklarının bir yıl içinde yabancı birine dönüştüğünü söylediler. Tavırları eğitimleri, görüşleri onlardan farklı oldu. Bu en önemli başarılardır. Türk-İslam kültürü getirdiler. Üniversitelerden mezun olanlardan çoğu devlet kademelerinde yer alıyor. Bazılarını okutmak için Türkiye’ye götürüyor ve orada hazırlanıyorlar. Buradaki şirketleri ve onlarla iş yapanlar, onların kültürlerini, adetlerini ve normlarını kabul etmek zorundalar. Bu yolla Kürdistan siyasetinde güç olabilirler” diye konuştu.

Peki cemaatin varlığı Türkiye ile Kürt yönetimini ilişkilerine olumsuz etkiler mi? Olumsuz bir etki olacağını düşünmeyen Kadir şöyle konuştu: ”Eğer Türkiye ciddi bir istekte bulunursa, Kürt hükümeti özellikle KDP bölgesinde hayır diyemez. KYB (Kürdistan Yurtseverler Birliği) bölgesinde belki olmaz. Daha çok KDP bölgesinde varlar. 12-13 bin öğrenci var bu okullarda. Bu okullarda yönetimden ve zengin ailelerin çocukları var. Çocuklarının geleceğini tehdit alında, görürlerse, etkileri olur. Gülen cemaatinden olan yöneticiler geri çekilir, KDP kendi yöneticilerini oraya atar ve ‘Orayı Kürdistan’ı bir kuruma dönüştürdük derler’ ama içinde öyle bir değişim olmaz. Benim gördüğüm bu şekilde olur. Krize neden olacağını sanmıyorum. KDP ve hükümet, AKP ve Türkiye karşısında duramaz çünkü arada ekonomik sorunlar var. Bunlar ilişkilerine yön veriyor. Gülen hareketi için ilişkilerini riske etmezler.”

Kadir, cemaatin bölge yönetimine etki edemeyeceğini savunarak ,”Siyasi partilerin denetiminde olan, aşiret etkisi altında olan bir yapıya, yabancı bir hareket giremez. Birilerini parayla satın alabilirler ama içine sızamazlar. Türkiye’de nedeni vardı ama Kürdistan’da öyle bir şeye ihtiyaçları yok,” dedi.

XS
SM
MD
LG