Erişilebilirlik

Gazze Gölgesinde Musul, Telafer Unutuldu mu?


Musul'da bir kamyonetin arkasına monte edilmiş uçaksavar silahıyla devriye gezen IŞİD militanları

Musul'da bir kamyonetin arkasına monte edilmiş uçaksavar silahıyla devriye gezen IŞİD militanları

Ayrıca Amerika'nın Sesi'nin edindiği bilgilere göre, Başkonsolos Öztürk Yılmaz'ın diğer erkek rehinelerden ayrı bir yere götürüldüğü yönünde Musul'dan bilgi geldi.

Türkiye'de Gazze'de yaşanan ölümler nedeniyle kamuoyunda ve devletin üst düzeyinde İsrail'e gösterilen sert tepkilere karşın, IŞİD'e resmen terör örgütü denilmemesi, Türkmenler'in Telafer'de yaşadıkları sıkıntının dikkatlerden kaçması ve Musul'daki 49 rehine konusuna çözüm bulunamamış olması tepkilere yol açıyor.

Irak Türkmen Cephesi’nin Türkiye eski Temsilcisi Ahmet Muratlı, Amerika'nın Sesi'ne, “Musul'daki rehine krizi, Türk askerine çuval geçirilmesi olayından farksız ve hatta kat kat vahim. IŞİD'in yaptıkları görmezden geliniyor. Filistinler'in acılarına gösterilen tepki, Telafer'deki Türkmenler'in yaşadıklarına gösterilmiyor” dedi.

Şeriatçı terör örgütü IŞİD'in, Türkiye'nin Musul Başkonsolosluğu'nu 11 Haziran’da ele geçirmesi ve buradaki 49 kişiyi rehin almasının üzerinden neredeyse 40 gün geçti, ancak krizi çözmek için hangi adımlar atıldığı 'gizlilik' perdesi altında.

IŞİD, daha önce Musul'daki 49 rehineyi kadın ile bebekler ve erkekler olarak iki ayrı gruba ayırmıştı. Şimdi de Öztürk'ün erkek rehinelerden ayrıldığı öğrenildi. Dışişleri Bakanlığı'nın rehine aileleri ve yakınlarına ise Ramazan Bayramı'nı beklemelerini söylediği belirtildi.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Musul'daki rehine kriziyle ilgili 17 Haziran'da yayın yasağı getirmesi nedeniyle rehineleri kurtarmak için hangi adımlar atıldığı yönünde ortada somut bilgi paylaşımı da söz konusu değil. İddialara göre Türkiye, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) üzerinden Irak'taki Sünni aşiretler aracılığıyla, IŞİD'in rehineleri serbest bırakması için pazarlık süreci yürütüyor. Ancak IŞİD'in Türkiye'den hangi taleplerde bulunduğu kamuoyuna açıklanmazken; Musul'daki Türk Başkonsolosluğu'nun IŞİD'in merkezine dönüştürüldüğü, dolayısıyla da Türkiye toprağın işgal edilmesi konusunda da Dışişleri Bakanlığı tarafından henüz herhangi bir açıklama yapılmadı. Dışişleri Bakanlığı'nın, 18 Temmuz tarihli dünkü açıklamasında Irak'taki gelişmelere ilişkin yeni bir değerlendirme yoktu.

Son olarak CHP Genel Başkan Yardımcısı Umut Oran, rehinelerden Nermin Taşdelen'in ağabeyi Muammer Taşdelen ile birlikte düzenlediği önceki günkü basın toplantısında, Musul Başkonsolosluğu'nun IŞİD tarafından ele geçirilmesinde ihmali olanlar hakkında soruşturma gerektiğini söyledi. Oran, bu konuda Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurumu ile Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanlığı'na yazılı başvuruda da bulundu. Ancak Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurumu'nca araştırma yapılması Cumhurbaşkanı Abdullah Gül''ün ve Başbakanlık Teftiş Kurulu'nca soruşturma açılması içinse Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın talimat vermesi gerekiyor.

Rehine yakını Taşdelen'in, “Sayın Davutoğlu, ‘Kimse Türkiye'nin gücünü test etmeye kalkmasın' demişti. 37 gündür Sayın Davutoğlu bizim sabrımızı test ediyor. Artık biz bu testten usandık. Bir an önce kardeşlerimizin, çocuklarımızın yanımıza gelmesini istiyoruz” tepkisi ise dikkat çekti.

Rehine krizini haberleştirme yasağında gözler AYM'de

CHP'li Oran, ayrıca Musul'daki rehinelerle ilgili yayın yasağı aleyhine ise Anayasa Mahkemesi'ne (AYM) başvuruda bulundu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan'ın, Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi'ne Anayasa'nın 22'nci maddesinde güvence altına alınmış 'haberleşme hürriyeti' gerekçesiyle yayın yasağını karşı yaptığı itiraz, reddedildi.

CHP'li Tezcan, Amerika'nın Sesi'ne yaptığı açıklamada, şimdi Anayasa Mahkemesi'nin bireysel başvuru hakkı kapsamında, bu yayın yasağına karşı karar alabileceğini söyledi. Tezcan, “Yerel mahkemece verilen ret kararını, hukuki olmaktan siyasi bir karar olarak değerlendiriyorum. O rehinelerden AKP Hükümeti sorumlu, IŞİD kendi yarattıkları canavardır. Başbakan Erdoğan, IŞİD'e halen terör örgütü dahi diyemiyor. Yayın yasağı da rehinelerin can güvenliği için değil AKP Hükümeti'nin siyasi güvenliğini sağlamak için kondu” dedi.

ITC Eski Temsilcisi Muratlı: ‘Rehine krizi Türkiye için 'çuval' gibi’

Irak Türkmen Cephesi Türkiye Eski Temsilcisi Ahmet Muratlı ise, Amerika'nın Sesi'ne yaptığı açıklamada, Musul'daki rehine krizini, 4 Temmuz 2003 günü ABD askerlerince Irak'ın Süleymaniye kentindeki 11 Türk Silahlı Kuvvetleri mensubunun başına çuval geçirilerek alıkonulmalarına benzetti.

Kamuoyunda 'çuval olayı' olarak adlandırılan o olay sonrasında Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerde ciddi gerginlik yaşanmış ve Washington'un özür dilediği resmi mesajına değin Ankara'nın sert açıklamaları sürmüştü.

Ancak bugün Türkiye'nin çuval olayında ABD'ye gösterdiği tepkiyi IŞİD'e göstermediğini düşündüğünü kaydeden Muratlı, IŞİD'in aralarında Türkiye'nin Musul Başkonsolosu Öztürk Yılmaz'ın da bulunduğu 49 kişiyi rehin alınmasına karşı takındığı tutumu anlamakta zorlandığını ifade etti. Muratlı, “Aslında bu olay, çuval olayından farksız ve kat kat vahim. Ama Türkiye'de IŞİD'e karşı tepkiler yetersiz kalıyor. Sanki kamuoyunda da IŞİD'in 49 kişiyi rehin alması anlaşılamadı” dedi.

Muratlı: ‘Türkmenler'in feryadı duyulmuyor’

Irak'ın siyaseten yeniden yapılandığını kaydeden Muratlı, IŞİD'in gelecekte Irak-Suriye sınırına geri çekilmesini beklediğini de öne sürdü. Ancak bu arada IŞİD'in binlerce insanı göçe zorladığını ve geride unutulmaz acılar bıraktığını belirten Muratlı, “IŞİD'in yaptıkları görmezden geliniyor. Filistinler'in acılarına gösterilen tepki, Telafer'deki Türkmenler'in yaşadıklarına gösterilmiyor. Telafer'de, Gazze'de bir günde [toplamda] yaşanan ölümlerden fazlası yaşanıyor ama Türkiye'de bu vahşet algılanmıyor. En son Türkmen bir baba, altı aylık çocuğunu bakamayacağı için para karşılığı başkalarına sattı mesela. Telafer'in de Musul'un da durumu içler acısı. IŞİD nedeniyle buralarda can güvenliği yok” diye konuştu.

XS
SM
MD
LG