Erişilebilirlik

Türkiye’de 1 Kasım sonrası basın özgürlüğü konusunda her hangi bir ilerleme görülmüyor. Tanınmış birçok gazeteci Cumhurbaşkanı’na hakaretle suçlanıyor. G-20 Zirvesi’nde gazetelere uygulanan akreditasyon ise dünya gazetecilik örgütleri nezdinde ‘sansür’ algısı oluşturuyor.

“Muhalif yazana çizene 800 dolayında dava var. İktidar Cumhuriyet tarihi boyunca görülmemiş rekoru elinde bulunduruyor. Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğü Afrika ülkeleriyle beraber anılıyor. Dayanışmanın ve omuz omuza olmamız gereken bir süreçteyiz.” Çağdaş Gazeteciler Derneği Başkanı Turgay Olcayto, bugün İstanbul’da düzenlen ‘Özgür Basın Özgür Toplum İçin Dayanışma Toplantısı’nda Türkiye’deki gazetecilerin üzerindeki baskıyı bu sözlerle tarif etti.

Türkiye’nin gazetecilere yönelik dava sicilinin tertemiz olduğunu söylemek mümkün değil. Özellikle 90’lı yıllarda Kürt basınına ve sosyalist basına yönelik davalar, sık görülüyordu. 2000’li yıllarda önce Ergenekon ardından da OdaTV davalarıyla mahkemeler merkez medyaya sirayet etti.

Son iyi yıldır ise Fethullah Gülen cemaatine yakın medya organları ve orada çalışan gazeteciler mahkeme süreçlerine muhatap oluyor. Geçtiğimiz günlerde Bugün ve Millet gazeteleri ile Kanaltürk ve Bugün TV kayyuma devredilirken Nokta dergisi genel yayın yönetmeni Cevheri Güven ve yazı işleri müdürü Murat Çapan Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hakaret suçlamasıyla tutuklandı.

Ertuğrul Özkök de Cumhurbaşkanı’na hakaretle suçlanıyor

Cumhurbaşkanına hakaret suçlamasıyla tutuklananlar olduğu gibi hakkında soruşturma açılan çok sayıda gazeteci var. Bunlardan biri Hürriyet gazetesi eski genel yayın yönetmeni Ertuğrul Özkök. Savcıya ifade vermeye gitmediği için hükümete yakın A Haber kanalında eleştirilen Hürriyet yazarı, bugünkü köşe yazısında üstü kapalı savcıyı eleştirdi.

Özkök, “Silivri savcıları, Ergenekoncular bizi dinletti diye şikayetçi olmamız için beni cep telefonumdan bulup ifademi almaya davet ettiler. İslam Tevhid davasında Paralelciler beni dinletti diye şikayetçi olmamı isteyen savcılar beni cep telefonumdan bulup ifademi almaya davet ettiler. Keza Ankara’da benzer Paralelci dinlemeleri için Terörle Mücadele beni Akbük’te yazlığımda bulup acil olduğu için orada ifademi aldılar” dedi.

Hasan Cemal: ‘Asla korkutamayacaksınız’

Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hakaretten hakkında açılan iki soruşturmada takipsizlik kararı verilen T24 yazarı Hasan Cemal ise dünkü köşe yazısında “ifade özgürlüğü benim kırmızı çizgimdir” diyen Başbakan Ahmet Davutoğlu’nu eleştirdi.

Türk medyasının en kıdemli kalemlerinden Cemal, “Başbakan Davutluoğlu’nun geçen gün CNN International’de Christian Amanpour’a, ‘ifade özgürlüğü benim kırmızı çizgimdir’ demesi eğlenceliydi. Çırılçıplak gerçek şu ki: Bu memlekette hukuk yerin dibine batırılmaya devam ediyor. İfade özgürlüğü devamlı tecavüze uğruyor. Ama şunu iyi bilin: Bizi asla korkutamayacaksınız, sindiremeyeceksiniz, demir parmaklık arkasına atsanız bile...” dedi.

Çandar: ‘1 Kasım sonrası akıl, vicdan sahibi herkes Cumhurbaşkanı’na hakaret soruşturması tadacaktır’

Cumhurbaşkanı’na hakaret etmekle suçlanan bir diğer gazeteci ise Radikal yazarı Cengiz Çandar oldu. AKP iktidarının ilk yıllarında Hasan Cemal gibi destek veren Çandar, yedi yazısıyla ilgili savcıya savunma verecek.

Radikal yazarı bugün köşesinde, “Ben böyle bir şey beklemiyordum. Ama nedense şaşırmadım da. ‘Her canlı bir gün ölümü mutlaka tadacaktır’ mealindeki Kuran ayeti zihnimde canlandı. 1 Kasım sonrası Türkiye’de akıl, vicdan ve kalem sahibi olan her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, Cumhurbaşkanı’na hakaret soruşturmasını mutlaka tadacaktır’ şeklinde bir tefsirle” dedi.

Ahmet Altan: ‘Sesimizi çıkarmak hem hakkımız hem görevimiz’

Çandar, Özkök ve Cemal’in dışında Ahmet Altan, Mehmet Altan ve Perihan Mağden’e de cumhurbaşkanına hakaretten soruşturma açıldı. 1 Eylül’de Bugün TV’de yaptığı açıklamalar nedeniyle ‘halkı kin ve düşmanlığa tahrik’ ve ‘cumhurbaşkanına hakaret’ suçlamalarıyla hakkında soruşturma açılan Ahmet Altan, çarşamba günü İstanbul Adliyesi’nde savcıya ifade verdi.

Çıkışta gazetecilerin sorularını yanıtlayan Altan, “Cumhurbaşkanı 'ben diğerlerine benzemiyorum' diyorsa, Anayasa’yı bu kadar açıkça çiğniyorsa, siyasetin içine bu kadar giriyorsa, mutlaka bir eleştiriyle karşılaşacaktır. Sadece beş ayda 400 insanın öldüğü bir ülkede, bu çocukların hayatının kurtulması, diğerlerinin ölmemesi için sesimizi çıkarmak hem hakkımız hem görevimiz” dedi.

WAN-IFRA: ‘Hükümetin akreditasyonu sansür aracı olarak kullanmasından kaygılanıyoruz’

Sözcü gazetesi, bugün yayınladığı haberinde 15-16 Kasım’da yapılacak G-20 Zirvesi izlemek için Başbakanlık Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü’ne yaptığı beş başvurunun reddedildiğini duyurdu. Gazete, Zaman gazetesinin de reddedilen medya organları arasında olduğunu yazdı.

120 ülkede 36 bin’den fazla basın yayın kuruluşunun üye olduğu Dünya Gazeteler ve Haber Yayıncıları Birliği WAN-IFRA, Dünya Editörler Forumu WEF ile birlikte kaleme aldığı açıklamada medya kuruluşlarına akreditasyon uygulamasına tepki gösterdi. Açıklamada, ‘‘Bir hükümet, ulusal ve uluslararası bakımdan büyük öneme sahip bir etkinliği izlemek isteyen medyaya, editoryal fikirlerinden dolayı cezalandırmak için giriş yasağı koymamalı. Böyle yaparak, kamu yararı için serbest bilgi akışının sağlanmasını ve gazetecilerin işlerini yapma hakkını engellemiş oluyor. Türk hükümeti gazetecilere akreditasyonu sansür aracı olarak kullanıyor olmasından kaygı duyuyoruz” dendi.

XS
SM
MD
LG