Erişilebilirlik

‘Fethullahçılar’ın Yaygınlaştığını 2000’de Fark Ettim’


2002-2006 yılları arasında genelkurmay başkanlığı görevini üstlenen Hilmi Özkök’ün Çarşamba günü komisyondaki ifadeleri dini cemaatlerin Türk Silahlı Kuvvetleri içinde daha 1950’li yıllardan itibaren bir ölçüde etkin olduklarına işaret ediyor.

2002-2006 yılları arasında genelkurmay başkanlığı görevini üstlenen Hilmi Özkök’ün Çarşamba günü komisyondaki ifadeleri dini cemaatlerin Türk Silahlı Kuvvetleri içinde daha 1950’li yıllardan itibaren bir ölçüde etkin olduklarına işaret ediyor.

15 Temmuz Darbe Girişimi’nin ardından Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde kurulan Darbeleri Araştırma Komisyonu, dini cemaatlerin devlette ama özellikle de Türk Silahlı Kuvvetleri’nde kökenleri ve gelişimiyle ilgili önemli tanıkları dinledi.

Genelkurmay 2. Başkanı Ümit Dündar, Eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök, eski İçişleri Bakanları Mehmet Ağar ve Efkan Ala gibi isimler, 15 Temmuz Darbe Girişimi’ne giden süreç hakkında bilgi ve izlenimlerini aktardılar.

2002-2006 yılları arasında genelkurmay başkanlığı görevini üstlenen Hilmi Özkök’ün Çarşamba günü komisyondaki ifadeleri dini cemaatlerin Türk Silahlı Kuvvetleri içinde daha 1950’li yıllardan itibaren bir ölçüde etkin olduklarına işaret ediyor.

Hilmi Özkök: “Harp Okulu’nda Nurculukla 1957’de tanıştık”

1954 yılında girdiği Bursa Işıklar Askeri Lisesi’nden 1957’de mezun olarak Ankara’ya Harp Okulu’na geçtiğini söyleyen Eski Genelkurmay Başkanı, kendisini namaz kılan inançlı bir kişi olarak tanımlarken o yıllarda Harp Okulu’nda birçok dindar öğrenci olduğunun da altını çizdi: “Biz taşradan gelen arkadaşlarımızla beraber yapılarımız itibarıyla inançlı kişileriz. Namaz kılan arkadaşlarımız vardı harp okulunda ve bize bir salon tahsis edilmişti orada namaza kılıyorduk. Kuleli Askeri Lisesi’nden gelen bir grup da vardı. Yaklaşmıyorlardı, diğer Işıklar’dan gelen veya sivillerden gelenlere. Tuhaf kitaplar okuyorlardı aralarında konuşuyorlardı. İlk defa Nurculukla böyle tanıştık. Ellerinde Seadet-i Ebediyye diye kitap vardı. Bize de bunları okumamızı öneriyorlardı. Orada Kuleli Askeri Lisesi’ndeki bir öğretmen tarafından bu öğrencilerin bu şekilde etkilendiğini öğrenmiş olduk.”

Öğretmen Işıkçılar Cemaati’nin lideri Hüseyin Hilmi Işık mı?

Özkök’ün sözünü ettiği Seadet-i Ebediyye kitabının yazarı Hüseyin Hilmi Işık, özellikle Turgut Özal’ın başbakanlığı döneminde etkili olduğu bilinen Işıkçılar Cemaati’nin kurucu lideriydi.

27 Mayıs Darbesi’nin ardından kıdemli albay olarak emekliye sevk edilen Hüseyin Hilmi Işık, Emekli Orgeneral Özkök’ün bahsettiği dönemde, 1951-1959 yılları arasında Kuleli Askeri Lisesi’nde kimya öğretmenliği görevinde bulunmuştu.

Özkök’e göre, Kuleli Askeri Lisesi’ndeki öğretmenden etkilenen dindar öğrencilerin birçoğu ya kendi istekleri ya da Yüksek Askeri Şura kararlarıyla Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinden ayrıldı.

Özkök: “Fethullah örgütünün hız verdiğini 2000 yılında gördüm”

1980’lerin başında Kara Harp Okulu Alay Komutanlığı’nda bulunmuş olan Özkök, her ne kadar Emekli Albay Mustafa Önsel’in 1984 yılında Kara Harp Okulu’nda sivil liselerden gelen öğrencilerden oluşan özel sınıf oluşturulduğu iddiasını reddetse de Nurcular’ın o dönemde askeriyede etkinleşmeye başladığını ve kendisinin de bunu 2000 yılında Kara Kuvvetleri Komutanı olduğunda fark ettiğini söyledi: “Komutanlığım zamanında ilk defa Fethullah örgütünün ne amaçladığını, ne şekilde bu işlere hız verdiğini görmeye başladık. O meşhur konuşması vardı. ‘Günü gelince çıkacağız’ diye. Emin olduk bu örgüt örgütleniyor ve iyi işler peşinde değil. Genelkurmay Başkanı olduktan sonra daha ciddiyetle eğildim. 2004 Milli Güvenlik Kurulu'nda Silahlı Kuvvetler olarak dedik ki ‘Bu örgüt çok büyük bir imkan kabiliyetine kavuştu. İcra planı yapılsın, bu iş takip edilsin.’ O zaman o kadar tehlikeli bir örgüt olarak görülmüyor tabii, iyi niyetli görülüyor. Ama biz MGK'da bunu açıkça söyledik. Hükümeti kesin olarak bilgilendirdik ve durum iyi değil dedik. Orada bir karar alındı.”

2013 Kasım ayında, 15 Temmuz Darbe Girişimi sonrasında kapatılan Taraf gazetesinde yer alan “Gülen’i bitirme kararı 2004 Ağustos MGK’sında alındı” haberini de bir şekilde doğrulamış olan Özkök, Gülen Cemaati’nin oluşturduğu tehlikeye karşı hükümeti uyararak MGK’nın tavsiye kararı aldığını ancak daha fazla bir şey yapma olanağı olmadığını ifade etti: “MGK’da söylenen sözden daha güçlü bir şey olabilir mi? Ettiğim yeminin gereği başbakana bağlıyım. Ben demokrasiye yürekten bağlı bir insanım. Ben hiçbir zaman siyasetçi ile kavgalı olmadım. ‘Olmadın’ diye benimle kavgalı olanlar var. Siyaset siyasetçinin işidir. Anayasa Mahkemesi var, muhalefet var. Genelkurmay Başkanı’nın görevi midir? Müdahale etseydim daha iyi mi olurdu?”

Perşembe günü komisyonun sorularını yanıtlayan eski içişleri bakanlarından Mehmet Ağar, kendi görev döneminde Fetullahçı yapının İçişleri Bakanlığı’nda önemli görevlere gelmediğini söylerken bir soru üzerinde Fethullah Gülen’den hiçbir teklif almadığının da altını çizdi.

Ağar, “28 Şubat sürecinde Doğru Yol Partisi’nden milletvekiliydim. Bakanlıktan ayrılmıştım. Bize böyle bir teklifte bulunması söz konusu bile olamaz. Cesaret bile edemez. En ufak çizgimden çıkmadım. Bana yanaşmaları sözkonusu bile olamazdı. Emniyette çalıştığım dönemde şüphe olan kimseye aktif görev vermedik. Dönemin en başarılı dairesi, istihbarat dairesidir. Benim dönemimde piyasada dejenere olmuş bir tane bant veya kaset çıkmamıştır. Ben görevden ayrıldıktan sonra siyaset ve iş dünyasıyla ilgili kasetler salkım saçak ortalara savulmuştur. Sebep disiplinimizle ilgiliydi. Mahkeme kararı olmadan hiçbir dinleme yapılmamıştır,” dedi.

Ağar: “Kim kuvvetliyse onun yanındadırlar”

Ağar’ın 2007 Seçimleri öncesi Doğru Yol Partisi ve Anavatan Partisi’nin birleşme teşebbüsünün sonuçsuz kalmasını da Gülen Cemaati’nin ANAP lideri Erkan Mumcu üzerindeki etkisine bağladı:

“İlgili partinin genel başkanı bize verdiği sözlerin tam tersini yaptığı için partinin tapusunu almak istedi bizden, veremezdim. Siyasette bizim için verilen söz namustur, şereftir. Geçmişte her iki lidere ihanet eden yapının bize karşı dürüst olması mümkün değildir. 3 vekille geldi bana partinin yarısını almak istedi. Onlar siyasette kim kuvvetliyse onun yanındadırlar. İktidar nimetlerinde nasiplenmek genel politikaları olmuştur."

Ala: “Cemaat, Erdoğan’ın ‘one minute’ çıkışından sonra hükümet aleyhine dinlemelere başlamış”

15 Temmuz Darbe Girişimi sonrasında görevinden alınan Eski İçişleri Bakanı Efkan Ala da 17-25 Aralık sürecinde AKP hükümetinin Gülen yapılanmasına karşı verdiği mücadelenin en önemli isimlerinden biriydi.

Çarşamba günü komisyonda konuşan Ala, FETÖ’nün 1980’lerden itibaren özellikle devletin çeşitli kademelerine sorular çalarak girdiğini, 28 Şubat Süreci’nin de devlette kuvvetlenmesinin önünü açtığını dile getirdi.

Ala, “Kendilerine cemaat, hizmet hareketi gibi isimler koymuşlar ama gizliliğe azami önem vermişler. Birbirlerinden haberdar olmamak için bir cemaat oluşturulmaz. Kod isimler var. Terör örgütüne dönüşen gizli örgütlenme biçimiyle karşı karşıyayız. ‘One minute’ten sonra hemen birkaç ay sonra bu örgüt hükümet aleyhine dinlemeler yapmaya, dosyalar açmaya başlamış. Yılda yaklaşık 250 bin kişi dinlemişler, birkaç kez mahkemelerden karar alarak. Ortalama on kişiyle konuştuğunuzu düşünün 2,5-3 milyon kişiyi dinlemişler,” dedi.

17-25 Aralık soruşturmalarını “darbe” olarak niteleyen Eski İçişleri Bakanı, o süreçte 35 binin operasyonel birimlerden alınarak başka görevlere tayin edildiğini, Gülenciler’in kontrolünde olan Emniyet İstihbarat’ın da %99’unun değiştirildiğini belirtti.

Ala, FETÖ’nün Çözüm Süreci’ni de akamete uğradığını savundu: “Çözüm sürecine karşı oldular. Biz de onlarla mücadele ettik. Bu yapının terör örgütüne hangi teklifleri götürdüğü açıktır. Türkiye’nin dışında çeşitli teklifler götürmüşler bunlar devlet içinde vardır. FETÖ terör örgütünün. 2. Ordu ve 7. Kolordu’da kaç kez vatandaş aleyhine olabilecek şeyler yaptığına tanık olduk.”

Org. Dündar, 2. Ordu’ya sahip çıktı

Ala’nın eleştirdiği 2. Ordu’ya sahip çıkan isim ise Genelkurmay 2. Başkanı Ümit Dündar oldu. Darbe girişiminin arkasında Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesindeki FETÖ mensuplarının olduğunu belirten Orgeneral Dündar, 2. Ordu’nun ne terörle mücadelede ne de Suriye sınırındaki faaliyetlerinde herhangi bir zafiyet içinde olmadığını söyledi: “Terörle mücadelede, iç güvenlik harekat bölgesinde görev yapan önemli sayıda generalin tutuklandığını görüyoruz. Nusaybin, Cizre gibi yerlerde verilen şehitlerimiz ve kazanılan başarılara baktığımızda bunların fazla etkin olamadıklarını değerlendiriyorum. Eğer etkin olsalardı o başarıları kazanmak mümkün olamazdı diye değerlendiriyorum. Ama diğer yönde bilgi var mı? Açık kaynaklardan bazı iddialar var. 2. Başkanlar bu iddiaları inceler. Bazı açık kaynaklarda özellikle Suriye sınırındaki faaliyetlerde bazı zafiyetlerin olduğu, bazı generallerin yapmadığı konusunda ifadeler var. Ama darbe bittikten sonra yeni heyet görev aldıktan sonra verilen rakamların örtüşmediği, böyle bilgiler olmadığı yönünde bölgeden rapor aldığımızı ifade edebilirim.”

Ergenekon, Poyraz, Poyrazköy gibi davalar sürecinde birçok askeri personelin Türk Silahlı Kuvvetleri’nden ayrılmasının FETÖ mensubu subayların önünü açtığını kabul eden Genelkurmay 2. Başkanı, 15 Temmuz gecesi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a “İstanbul’a gelin ben sizi korurum” dediği yönündeki haberleri de reddetti.

XS
SM
MD
LG