Erişilebilirlik

Gülen Cemaatiyle İlgili Dava Süreci Başladı


Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan ‘Fethullahçı Terör Örgütü’ üyeliği iddianamesini kabul etmesiyle birlikte Amerika'da yaşayan Fethullah Gülen’in resmen ‘terör örgütü lideri’ olarak ilan edilmesi süreci başladı

Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin bugün Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan ‘Fethullahçı Terör Örgütü’ üyeliği iddianamesini kabul etmesiyle birlikte ABD’de yaşayan Fethullah Gülen’in resmen ‘terör örgütü lideri’ olarak ilan edilmesi süreci de başladı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, 17 Aralık 2014 tarihinden itibaren ‘devlet içerisinde yasa dışı illegal örgüt’ olarak tanımladığı ve ‘Paralel Yapı’ ifadesiyle suçladığı Fethullah Gülen Cemaati ile ilgili dava süreci başlıyor.

Türkiye’de Gülen Cemaati aleyhine “ana dava” olacağı belirtilen dava, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hazırladığı "Fethullahçı Terör Örgütü üyeliği" iddialarına ilişkin 4'ü polis 7 kişi hakkındaki iddianamesi kabul edilince resmen açıldı. Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesi, Seyyit Akşit, Cihan Tümbül, Durak Yiğit, Ömer Aydın, Kadir İnan, İbrahim Şimşek ve Nebil Ark’ın sanık olduğu iddianameyi uygun buldu. İddianamede, Fethullah Gülen Örgüt Üyeliği’ne gerekçe olarak “Emniyet içerisinde cemaat bağlantılı ilişkiler kurulduğu, cemaat çıkarları için bilgi toplandığı, polis operasyonları düzenlendiği, tehdit ve şantaj yapıldığı” gibi çok sayıda iddialar gösterildi ve bu yönde suçlamalar yapıldı. Sanıklardan Nebil Ark'ın silahlı terör örgütü kurup yönetmek; İbrahim Şimşek, Ömer Aydın, Durak Yiğit, Cihan Tümbül ve Seyyit Akşit'in silahlı terör örgütü üyesi olmak suçlarından cezalandırılmaları talep edildi.

Canduran: “Sanıklar suçlu bulunursa örgüt lideri var sonucu çıkar”

Ankara Barosu Başkanı Hakan Canduran, Amerika’nın Sesi’ne bugün başlayan dava sürecini değerlendirdi. Fethullah Gülen adına değil hukuki tabloya dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Canduran, “A kişisi veya B kişisi olarak değil bugünkü gelişmeyi hukuken yorumladığını” söyledi. Canduran, “Burada sonuçta eğer sanıklar bu iddianame çerçevesinde suçlu bulunursa hukuken isimleri bir kenara bırakıyoruz ki ortada bir terör örgütü var demektir. Eğer sanıklar terör örgütü üyeliğinden suçlu bulunursa o zaman bir lider de var sonucu çıkacaktır,” dedi.

Şu anda farklı soruşturmalar çerçevesinde açılmış davalarla Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki davayı birleştirme girişimi olacağını da belirten Hakan Canduran, “Öngörümüz; birleştirme sözkonusu olacaktır. Bu davalar arasında irtibatlı olduğu yönünde savcılıklar tarafından birleştirme talep edilebilecektir,” diye konuştu.

Balyoz Davası’nda ve özellikle Ergenekon Davası’nda çok sayıda ‘dava birleştirme’ yaşandığını kaydeden Ankara Barosu Başkanı Canduran, o dönemde farklı sanıklar ve olaylar arasında irtibat kurulduğu ve birbirinden farklı suçlamalar ve iddialar olmasına karşın Ergenekon altında birleştirmeye gidildiğini söyledi.

Canduran, ayrıca Fethullah Gülen Cemaati bağlantılı oldukları iddiasıyla suçlanan emniyet ve yargı mensupları açısından “Bizim avukat olarak söylediğimiz şudur, hukuku silah olarak kullanırsanız bu namlu size de dönecektir ve döner. Ergenekon, Balyoz davalarıyla bu davalar arasında benzerlik anlamında söylemiyorum. Geçen yıl 14 Aralık’ta tutuklama, gözaltılar başladığında cemaat mensubu olduğu iddia edilen insanlar bizlerden de yardım istedi. O zaman söylemiştim biz sadece hukukun yanında oluruz. Taraf olmayız,” dedi.

Böcek Davası ile birleşir mi?

Bu arada Başbakanlığı döneminde Recep Tayyip Erdoğan’ın makam odasında dinleme yapıldığı ve TÜBİTAK’tan makam odasında bulunduğu savunulan dinleme cihazlarıyla ilgili raporda usulsüzlük iddialarıyla açılan Böcek Davası da devam ediyor.

Böcek Davası’nda son olarak TÜBİTAK Eski Başkan Yardımcısı Hasan Palaz hakkında tutuklama kararı verilmişti.

Hasan Palaz’ın avukatı Gökhan Güni, Amerika’nın Sesi’ne dava birleştirme iddiaları hakkında yaptığı açıklamada, “Bahsi geçen örgüt açısından benim müvekkilim için söz konusu değil. Örgüt tanımlanması ve örgüt bağı suçlaması için Yargıtay içtihatlarında belirtildiği gibi hiyerarşi, planlı çalışma yapılması, düzenli irtibat mekanizması varlığı tespit edilmesi gerekir. Zaten müvekkilim Palaz’ın örgütten tutuklanması reddedilmiş ancak diğer suçlardan tutuklama yapılmıştır. Dolayısıyla biz kamuoyunda Böcek Davası olarak anılan müvekkilimin yargılandığı davayla bu yeni dava arasında birleştirme yapılmasına karşı çıkarız” dedi.

Peki Fethullah Gülen kim ve süreç nasıl gelişti?

Fethullah Gülen, Türkiye siyasetinde yıllarca sağ kesimle yakın duruşuyla tanınmış isimdi. Kamuoyunda ‘Gülen Cemaati’, kendi ifadeleriyle eskiden ‘Işık Hareketi’ bugün ‘Hizmet Hareketi’ olarak İslam dini inacı içerisinde bir cemaat yapılanmasında lider olarak algılanıyordu. Fethullah Gülen, Türkiye’de 1997 yılındaki 28 Şubat sonrasında dini tarikatlar ile ilgili süreç gerekçesiyle ABD’ye gitti ve Pennsylvania eyaletinde yaşamaya başladı. Ancak Gülen’in, Türkiye ve siyasetteki etkisinin, kurucusu olduğu Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı başta olmak üzere bağlantılı olduğu iddia edilen okullar, dershaneler ve medya grupları aracılığıyla devam ettiği şeklinde yorumlandı. Gülen, 9 Şubat 1998’te Papa 2. Jean Paul ile görüşmesi ve ‘dinler arası diyalog’ başlığı altında yürüttüğü çalışmalarla da etkin olmaya devam etti.

Fethullah Gülen’le AKP arasındaki ilişki ise, kuruluş aşamasından itibaren Türkiye kamuoyunda tartışma yarattı ve medyada haber konusu oldu. Recep Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül’ün, Gülen’i bizzat ABD’de ziyaret ederek görüştüğü de iddia edilmişti. AKP ile Gülen arasındaki ilişki hakkında çok sayıda iddia bulunmakla birlikte 12 Haziran 2011 genel seçimleri arifesinde; o dönemki CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ile MHP milletvekilleri hakkında kamuoyuna yansıyan gizli çekim video görüntüleri tartışma yaratmıştı. MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin doğrudan suçladığı isim Fethullah Gülen olurken; o dönemki Başbakan Erdoğan, “Hocaefendi, işi gücü bırakmış da MHP ile mi uğraşıyor? Bir defa onun bulunduğu makam böyle bir şeye müsaade etmez. Onun meşgalesi böyle bir şeye müsaade etmez. Bu çok çirkin, çok ayıp bir şey... Ben bunu ihanet derecesinde kınıyorum” sözleriyle dikkat çekmişti.

Erdoğan’ın “Hocaefendi” diye hitap ettiği Gülen ve AKP’nin cemaatle arasındaki ilişki ise, son yıllarda farklı olaylarla gündeme taşındı. AKP hükümetinin Kürt sorununun çözümü kapsamında PKK ile müzakere yürütmesine karşılık 7 Şubat 2012’de MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın, PKK-KCK soruşturması kapsamında İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’na ifade vermeye çağrılması dikkat çekti. O dönemde, bunun Gülen Cemaati ile bağlantılı yargı mensuplarınca gerçekleştirildiği iddia edildi. AKP hükümeti ise, 2013 yılı son aylarında dershaneleri kapatmak üzere yasa taslağı hazırladı ve bunun ardından AKP’de Cemaat bağlantılı olduğu kaydedilen milletvekilleri peş peşe istifa etmeye başladı.

Türkiye’de dershane tartışması devam ettiği sırada; İstanbul Cumhuriyet Savcılığı tarafından yürütülen yolsuzluk ve rüşvet soruşturması 17 Aralık günü kamuoyuna yansıdı. Aralarında o dönemki AKP hükümetinden İçişleri Bakanı Muammer Güler'in oğlu Barış Güler, Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan'ın oğlu Kaan Çağlayan, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar'ın oğlu Abdullah Bayraktar’ın olduğu isimler gözaltına alındı. Bakanlar Güler, Çağlayan, Bayraktar’ın yanı sıra AB Bakanı Egemen Bağış da rüşvet ve yolsuzluk suçlamalarıyla karşı karşıta kaldı.

Yolsuzluk ve rüşvet soruşturması kapsamında, Youtube ve Twitter aracılığıyla çok sayıda telefon dinleme kayıtları ve iddialar da kamuoyuna yansımaya başladı. O dönem Başbakan Erdoğan, yargı ve Emniyet’e sert tepki gösterdi ve devlet içerisinde illegal örgütlenme olduğunu duyurdu. Erdoğan, o dönem ilk kez kullandığı ‘Paralel Yapı’ ifadesiyle Gülen Cemaati’ni yasa dışı ilan ederek, “İnlerine gireceğiz, bunları oradan çıkaracağız. Ülkemizin ülkenin ulusal güvenliğini koruma görevimiz var. Türkiye'nin mahrem, gizli konuşmalarını dinlemiş ve bunları da birilerine servis etmişler,” gibi çok sayıda açıklamaya imza attı.

TRT ise, Erdoğan’ın da “darbe girişimi” olarak yorumladığı 17 Aralık soruşturmasıyla ilgili “darbe belgeseli” hazırladı.

Son olarak Erdoğan, 31 Ocak 2015’teki konuşmasında “Samimi insanların hâlâ o çatı altında durmasının bir gerekçesi olamaz. Bu yapının MOSSAD’la işbirliği yaptığını göremiyorlarsa yazıklar olsun” sözleriyle Gülen Cemaati’ni İsrail’in istihbarat örgütüyle birlikte çalışmakla suçladı.

XS
SM
MD
LG