Erişilebilirlik

Elif Şafak: 'İlk Rehberim Hayal Gücüm Olmuştur'

  • Dilşad Aliyarlı

Elif Şafak

Elif Şafak

Elif Şafak, çalışmalarında Doğu ile Batı, feminizm ile gelenek, yerel ile evrenseli bir arada kullanarak günümüz edebiyatının en kendine özgü eserlerini veren yazar ve akademisyenlerinden biri. Şafak, Londra’dan Amerika’nın Sesi Azerice Bölümü’nden Dilşad Aliyarlı’nın yaptığı söyleşide Türkiye’de sanat ve politika, edebiyatın gücü, hoşgörüye duyulan ihtiyaç ve yazarların toplumdaki yeriyle ilgili görüşlerini dile getirdi.

Yazılarımda çok kültürlülüğü yansıttığımı düşünüyorum

VOA: “Romanlarınızda Türkiye’ye özgü sosyal sorunları ve aşk ve birliktelik gibi evrensel temaları ele alıyorsunuz. Yerel ve evrensel öğeleri nasıl birleştiriyorsunuz?”

Elif Şafak: “Yerel ve evrenseli bir araya getirmek biraz da benim geçmişimden kaynaklanıyor. Şimdiye kadar bir göçebe gibi yaşadım. Kendimi İstanbul’a bağlı hissediyorum. İstanbul’u çok seviyorum ama aynı zamanda göçebe bir ruha sahibim. Kültürler, kentler ve diller arasında geziniyorum. Hem Türkçe hem de İngilizce yazıyorum. Zamanımın yarısını İstanbul’da, yarısını da Londra’da geçiriyorum. Yazılarımda da bu çok kültürlülüğü yansıttığımı düşünüyorum.”

'Tekdüzelik ideolojisi'

VOA: “Türkiye, İslam ve Batı demokrasisinin başarılı bir sentezi olarak görülüyordu. Gezi olayları büyük sürpriz oldu. Bu olaylar Türkiye’yi nasıl değiştirdi? Türkiye’de olan bitenlerden çıkarılacak dersler nelerdir?”

EŞ: “Türkiye son derece kutuplaşmış bir ülke. Geçmişte bu bölünmüşlük arasında köprü kurmaya çalışan insanlar vardı. Liberal entelektüeller aynı anda birkaç tarafı birden anlamaya çalışıyordu. Bu durum artık geçerli değil. Türkiye’nin eksiği demokrasinin şekli değil, demokrasi kültürü. Bundan farklı düşünen ve farklı yaşam tarzları olan insanlara saygı duymayı kastediyorum. Beni en çok kaygılandıran tekdüzelik ideolojisi. Türkiye’de iktidara kim gelirse gelsin, daha çok güç elde etmek istiyor, tekdüzelik ideolojisine inanıyor, birbirine benzeyen insanlarla çevrelenmek istiyor. Ancak tekdüzelik verimsizliği de beraberinde getiriyor, sanatı, felsefeyi, yaratıcılığı ve demokrasiyi öldürüyor.”

'Ülkenizi eleştirmek ihanet anlamına gelmez'

VOA: “Türklerin ortak bir dil bulacaklarına ve aralarındaki farklılıkları kucaklamaya hazır olduklarını göstereceklerine inanıyor musunuz?”

EŞ: “Türkiye yüksek ivmeye sahip, enerjik ve yüzü geleceğe dönük son derece dinamik bir ülke. Bu, toplumun hızla ilerlemesine yol açıyor. Türkiye nüfusunun çok yüksek olduğunu da unutmamamız gerekir. Gençlikse ayrışmış ve dış dünyadan tecrit edilmiş değil. Gençlerin çoğu dünyayla iletişim içinde. Öte yandan Türk toplumunda unutkanlığın da hakim olduğunu düşünüyorum. Bu çok tehlikeli çünkü unutkanlık, aynı hataları tekrar tekrar yapmanıza neden olur. Tarihten gerekli dersleri çıkaramazsınız. Tarihsel bilinç her toplum için olgun bir demokrasinin en önemli öğelerinden biri. Özeleştiri çok önemli. Özellikle bazı siyasetçiler arasında ülkesini eleştirenlerin ülkelerini sevmedikleri gibi genel bir kanı hakim. Ülkenizi, vatanınızı, halkınızı hem çok sevebilir ama aynı anda şiddetle eleştirebilirsiniz. Bu ülkenize ihanet ettiğiniz anlamına gelmez.”

'Devlet bireylere ve azınlıklara karşı korunuyor'

VOA: “Yazılarınızdan birinde Türkiye’de devletin her türlü güce sahip olduğunu ifade ediyorsunuz. Hükümet kültür ve medyanın ne kadarını kontrol altında tutuyor?”

EŞ: “Türkiye güçlü bir devlet geleneğine sahip. Osmanlı İmparatorluğu zamanında da bu böyleydi, Türkiye Cumhuriyeti zamanında da böyle. Normalde olgun bir demokraside bireyleri ve azınlıkları devlerin aşırı gücünden korumaya çalışırsınız. Türkiye’de ise bunun tam tersinin yaşandığına tanık oluyoruz. Türkiye’de devletin her zaman önceliği var ve devlet bireylere ve azınlıklara karşı korunuyor. Bu böyle olmamalı.”

'Erkeklerin omuzlarındaki yük çok ağır'

VOA: “Aile içi şiddet, namus cinayetleri, kürtaj ve kadın hakları gibi konularda yazıyorsunuz. Bu konular nasıl ele alınmalı?”

EŞ: “Bu sorunların yeteri kadar ele alınmadığını düşünüyorum. Medya kadınlarla ilgili sorunlara değinirken hep ön saflardaki kadınları öne çıkarıyor. Kadınların ne giydikleri, başlarını kapatıp kapatmadıkları yazılıp çiziliyor. Ben mağdur olanların, değil suçluların öne çıkmasını istiyorum. Kadınlara karşı suç işleyen erkeklere odaklanmıyoruz. Onun yerine üzerinde konuşulan, yargılanan ve suçlanan hep kadınlar oluyor. Medyanın tavrı ve siyasetçilerin bu konular üzerine yaptıkları konuşmalar da hep bu temele oturuyor. Türkiye’nin ileri gelen siyasetçilerinden biri çıkıp kadınların kamuya açık alanlarda gülmemeleri gerektiğini söyleyebiliyor ya da Cumhurbaşkanı Erdoğan kadınların kaç çocuk doğurmaları gerektiğini dile getirebiliyor.

Türkiye’nin ayrıca çok derece homofobik bir ülke olduğunu düşünüyorum. Ataerkil bir toplumda genç kadınlar kadar genç erkekler de zorluk çekiyor. Genç erkeklerin omuzlarındaki yük çok ağır. Ne yazık ki, kadınların erkeklik kavramının oluşturulmasında oynadıkları rol çok önemli. Ailemizdeki erkek çocuklarına sultan muamelesi yapıyor, onları sultan gibi yetiştiriyoruz. Biz kadınlar olarak erkek çocuklarımıza kız çocuklarımızdan daha farklı davranıyoruz. Sorunlar aileden başlıyor.”

'Günlük hayatımızda çizdiğimiz zihinsel sınırlar bir hikaye okurken kaybolur gider'

VOA: “Edebiyatın birleştirici olduğuna, siyasetin de ayrımlar üzerine kurulu olduğuna inanıyorsunuz. Kurgunun gücü nedir? Kitaplar bizi nasıl değiştirebilir?”

EŞ: “Kitaplar, hikayeler bizi değiştirebilir. Hikayeler her şeyden önce ‘öteki’ni daha iyi anlamamıza yardımcı olur. Hikayeler kendimizi başkalarının yerine koymamızı sağlar. Türkiye’de çok sayıda okurum bazı grup ya da kimliklere karşı önyargılar taşıyor. Ancak hikaye ya da roman okuduklarında, kurgusal karakterlerle kendilerini özdeşleştirebilirler. Hatta o kurgu karakterleri çok sevebilirler. Günlük hayatımızda çizdiğimiz zihinsel sınırlar bir hikaye okurken kaybolur gider. Hikayelerin içinde insancılık empati kurabilmek için daha büyük bir yer var.”

'Demokrasilerin sallantıda olduğu ülkelerin yazarları olarak sessiz kalamayız'

VOA: “Yazarların toplumdaki rolu ve sorumlulukları nelerdir? Yazarlar siyasal tartışmaların içine ne kadar girmeliler? Sanat ve siyaset arasındaki sınırlar nerededir?”

EŞ: “Bu soru benim için büyük önem taşıyor. Ve bunun basit bir yanıtı olduğunu sanmıyorum. Hikaye yazarı olmak insanlarla ve onların durumuyla ilgilenmek demektir. Bu nedenle yazarlar olarak siyasetin dışında kalamayız. Özellikle de Pakistan, Mısır, Türkiye gibi birçok sorunun yaşandığı ve demokrasinin sallantıda olduğu ülkelerin yazarları olarak sessiz kalamayız çünkü geçmişi, bugünü, haksızlıkları, acıları anlamaya çalışıyoruz. Bu nedenle siyaset doğal olarak bu sürece katılıyor. Ancak burada çok net bir ayrım yapmam gerekiyor. Siyaset bizim rehberimiz olamaz. Eğer bir yazar siyasetin güdümüne girerse kurgu zorlanmaya başlar. Bu nedenle benim birinci rehberim her zaman hayal gücüm olmuştur.”

XS
SM
MD
LG