Erişilebilirlik

Domlar Türkiye İçin ‘Davetsiz Misafir’ mi?


Türkiye’ye sığınmış 2 milyonu aşkın Suriyeliler arasında göçebe yaşama kültürünü benimsemiş Roman kimliğine sahip Domlar da bulunuyor ancak Avrupa Roman Hakları Merkezi’nce hazırlanan rapor ile Domlar açısından ayrımcılık koşularının devam ettiği ortaya konuldu.

Avrupa Roman Hakları Merkezi (European Roma Rights Centre) kapsamında Türkiye’de Yeşim Yaprak Yıldız tarafından “Nowhere to Turn – The Situation of Dom Refugees from Syria in Turkey” başlıklı bir rapor geçtiğimiz günlerde tamamlandı. Raporda, şemsiye niteliğindeki ‘Dom’ kimliği altında başka küçük gruplar da bulunduğu ve Suriye’deki en alt düzeyde sosyo-ekonomik koşullarda yaşayanları kapsadığı vurgulandı. Raporu hazırlık sürecindeki saha araştırmasında, Adana, Ankara, Antakya, Batman, Diyarbakır, Gaziantep, Kilis, Osmaniye, Kahramanmaraş, Mardin, Mersin ve Şanlıurfa’daki Domlar ile görüşüldüğü açıklandı.

500 bin Dom, Türkiye’de idi

Rapordaki bilgilere göre, 2012 yılında Suriye’deki nüfus varlığı yaklaşık 60 bin olan Domlar, Türkiye’de ise yaklaşık 500 bin civarındaydı. Kendi dilleri Domari yanı sıra kısmen Kürtçe veya Türkçe konuşabildikleri gözlemlenen Domlar ile ilgili örneğin Hatay’da Dom-Der toplum örgütlenmesi de söz konusu.

Suriye’deki iç savaştan kaçış başladıktan sonra Türkiye’nin uyguladığı açık kapı politikasını anımsatan raporda, Domlar içinse “istenmeyen misafirler”muamelesi uygulandığı anlatıldı. Türkiye içerisinde dilencilik, hırsızlık gibi olaylar ile Domlar arasında ilişki kurulduğu ve Suriyeli sığınmacılar ile eşit statüde yaklaşım görmedikleri ifade edildi.

‘Suriyeliler 4 yıldır bekleme odasındaydı’

Domlar’a ilişkin hazırlanan rapora danışmanlık katkısı sağlayan ve Türkiye’deki Dom gruplarını fotoğraflayarak yakından tanımaya çalışan Araştırmacı Kemal Vural Tarlan, Suriyeli sığınmacılar arasındaki bu özel gruba ilişkin tespitlerini Amerika’nın Sesi’ne aktardı.

Suriyeli sığınmacılar açısından neden şimdi Avrupa’ya doğru çok sayıda kaçışlar yaşanmaya başladığını değerlendiren Tarlan, bunun öncelikle çocukları için iyi bir gelecek arayışından kaynaklandığını vurguladı. Türkiye’deki resmi veriler itibariyle Suriyeli sığınmacılardan yüzde 55’inin eğitim çağındaki çocuklar olduğunu belirten Tarlan, bunların sadece 150 bininin Türkiye’de eğitim alabilme imkanı olduğunu söyledi. AFAD’ın sığınmacılara ilişkin detaylı verileri araştırmacılar ile paylaşmadığını kaydeden Tarlan, ancak resmi ağızlardan zaman zaman sayısal veriler açıklandığını da vurguladı.Suriyeliler açısından son üç yıldır arayış olduğunu ancak bunun 2015 yazında hız kazandığını ve son olarak Aylan Kurdi’nin ölümüyle görünür olduğunu belirten Tarlan, “Rusya’nın da Suriye ile girmesiyle birlikte sığınmacılar geri dönüş umudunu iyice yitirdi. Suriye’deki iç savaş sona erecek düşüncesi git gide yok oluyor. Türkiye’de de gelecek umudu tükenmiş insanlar artık çocukları için Avrupa’ya geçmek çabasında. Son 4 yıldır bekleme odasında kalmışlardı sanki artık yeni bir şeyler denemek istiyorlar” dedi.

Tarlan, Türkiye’deki sığınmacı koşulları açısından 4 yıl öncesindeki anlayışta “tek başına sahiplenme” yaklaşımı hissedildiğini ancak Birleşmiş Milletler ve bağlı birimler tarafından da çok yetersiz çalışmalar sunulduğunu dile getirdi. “Birleşmiş Milletler kurum temsilcilerine sorulduğunda Türk hükümetini adres gösteriyorlardı ve kendilerine yetki alanı verilmediğini söylüyorlardı ama bu inandırıcı değil başka kriz bölgelerinde istendiğinde ne denli aktif olunduğu biliyoruz” diyen Tarlan, maalesef Akdeniz’de sığınmacı ölümleri peş peşe yaşanınca duyarlılık ortaya çıktığını anlattı.

Benzer şekilde Avrupa ülkelerinden ise sadece sivil toplum örgütlenmeleri tarafından sahada çalışmalar yapıldığını kaydeden Tarlan, çözümüne dair Avrupa’nın gerektiği gibi sorumluluk almadığını söylerken, “Ama bir gün Suriyeli sığınmacıların Avrupa’ya gelebilecekleri düşünülmedi. İnsanlar daha iyi bir yaşam arayışı içerisinde. En son Aylan Kurdi’nin denize vurmuş bedeni görünür kıldı ama Akdeniz’de sayısı binlere varan çocuklar maalesef bu şekilde öldü” diye konuştu.

‘Domlar diğer Suriyelilerce dışlandı, dışlanıyor’

Sığınmacılar arasında Domlar’ın Türkiye’de en çok ayrımcılığa uğrayan grup olduğunu belirten Tarlan, yaşanan tabloyu şu şekilde ifade etti:

“Suriye’de olduğu gibi diğer etnik gruplar Domlar’ı dışlıyor. 2012 ve 2013 yıllarındaki ilk sığınmacı göçü dalgalarında Domlar da Türkiye’de AFAD’ın koordinasyonundaki resmi kamplara yerleştirildi. Ancak sonra resmi kamplarda yaşamaları imkanı olmadı. Arap, Türkmen ve Kürt sakinleri, ‘Çingelerle birlikte yaşamak istemedikleri için’ maalesef kamp yönetimlerince içeriye alınmıyorlardı. Bazıların da Alevi inancı da mensup, Sünni Araplar ile aynı kamplarda kalamadılar. Kendi imkanlarıyla kentler, ilçeler dışındaki boş alanlarda çadırlarda kalıyorlardı. Bunun bir nedeni de psikolojik kapısında askerlerce nöbet tutulan kamplar yerine kendi akrabaları yakındaki yerlerde olmak istiyorlardı. Ancak Temmuz 2014’te sokakta çadırlarda yaşayan herkesi kiralık evlere ya da kamplara yönlendirme yönünde İçişleri Bakanlığı’nın genelgesi durumu değiştirdi. Sınır bölgesindeki kentlerde Türkiyeli Domlar’a yakın şekilde oluşturulmuş enformel kampları kolluk güçlerince yıkıldı. Kimse de bu insanlara ev kiralamakta istemedi. Ankara, İstanbul ve İzmir gibi büyük kentlere sığınarak, kalabalıklar içerisinde yok olmayı tercih ettiler.”

Geçtiğimiz yıl İçişleri Bakanlığı’nın genelgesine yol açan Türkiye’deki Suriyelilere yönelik toplumsal tepkinin Dom kimliğine yöneltildiğini söyleyen Tarlan, sokaklarda dilencilik, hırsızlık gibi suçlardan dolayı hedef gösterildiklerini kaydetti.

‘Domlar’a çadır kamplarında destek sağlanmalı’

İçişleri Bakanlığı’nın talimatıyla resmi olmayan kamp yerleşimleri yıkılmasıyla birlikte daha tehlikeli sürece girildiğini belirten Tarlan, bu insanlar kendilerine her zaman yaşamaya alışık oldukları şekilde topluca kalacak yer bulamayınca “Türkiye içerisine dağılma tablosu” ortaya çıktığını dile getirdi. Tarlan, “Toplum tepkisi Domlar’a yöneltildi. İnsanlar tamamıyla sokağa itildi. Çözüm enformel kamplarda kendi akrabalarına yakın yerleşim yerlerinde kalmalarıydı. 10-15 aileden oluşan gruplar halinde yaşıyorlardı ama bu aileler de dağılmaya başlayınca suça açık hale geldi. Türkiye içerisinde kaçar-göçer yaşamaya başladılar. Domlar’a mutlaka kendi çadır kamplarında destek sağlanmalı. Onlara belki tuvalet, içme suyu gibi altyapı desteği verilerek barınma imkanları geliştirilmeli” dedi.

Domlar’ın kendi akrabalarıyla birlikte çok uyumlu şekilde yaşayabildiklerini ifade eden Tarlan, örneğin bugüne değin kendi etnik kimliklerinden Türkiye vatandaşı olanlar ile evlendiklerini, düğünler yaptıklarını söyledi. Dolayısıyla da Suriyeli Domlar’ın Türkiye’deki Domlar ile işbirliğini güçlendirmek gerektiğini vurgulayan Tarlan, en önemlisini de sadece Domlar değil tüm Suriyeli sığınmacılar açısından bütün çocukların eğitim çalışması yapılması gerektiğini belirterek, “Aksi takdirde Türkiye’de kaybolmuş bir kuşak yetişecek” uyarısında bulundu.

Ayrıca Avrupa Roman Hakları Merkezi’nce kamuoyuna paylaşılan rapora, kurumun internet adresinden ulaşılabilir.

XS
SM
MD
LG