Erişilebilirlik

‘Dini Milliyetçiliğin Yükselişi Endişelendiriyor'


ABD’nin saygın üniversitelerinden Yale’in Sosyoloji Bölümü Öğretim Görevlisi Gülay Türkmen-Dervişoğlu, son dönemde Türkiye’nin ‘Dini Milliyetçiliğin’ yıkıcı etkisini yaşadığını ve yükselen milliyetçilik, muhafazakarlık ve dincilik eğiliminin ülkeyi iyi bir noktaya götürmediğini savundu.

Amerika’nın Sesi’nin Türkiye’de yükselen milliyetçilik ve dini akımların sebep ve sonuçlarıyla ülke içinde giderek tırmanan kutuplaşmayla ilgili çeşitli sorularını yanıtlayan Türkmen-Dervişoğlu, Türkiye’de son yıllarda dinciliğin ve milliyetçiliğin birleşiminden doğan ‘dini milliyetçiliğin’ endişe verici düzeyde yükseldiğini söyledi.

‘Dincilik güçlendi’

Türkiye’de milliyetçiliğin yükselmesinin yeni bir şey olmadığını ve radikal milliyetçiliğin cumhuriyetin kuruluşundan beri var olduğunu öne süren Türkmen-Dervişoğlu, “Radikal milliyetçilik bu ülkede Cumhuriyet’in kuruluşundan beri bizzat devlet tarafından desteklenen, milli eğitim aracılığıyla da her yeni nesle oldukça güçlü bir şekilde pompalanan bir ideoloji. Aynı şekilde dincilik de, her ne kadar Cumhuriyet’i kuran ve katı bir sekülerizmi savunan kadrolar tarafından ortadan kaldırılmaya çalışılmış olsa dahi, aslında hiçbir zaman ortadan kaldırılamamış olan ve çok partili döneme geçilir geçilmez Demokrat Parti yönetimi altında tekrar güçlenmeye başlamış bir ideoloji. Daha sonra başa geçen sekülerizm yanlısı çeşitli hükümetler döneminde dincilik kamusal alanda nispeten görünmez hale gelmiş olsa da aslında alttan alta güçlenmeye devam etmiş” dedi.

Gülay Türkmen-Dervişoğlu

Gülay Türkmen-Dervişoğlu

‘Bizi dini milliyetçilik endişelendirmeli’

Türkiye’de yükselen dincilik eğiliminin 2002’de AKP’nin başa geçmesiyle beraber de kamusal alanda kendine daha çok yer bulmaya ve giderek hayatı birebir etkilemeye başladığını vurgulayan Türkmen-Dervişoğlu, “Bizim şu anda esas endişelenmemiz gereken şey, ne başlı başına milliyetçilik, ne de başlı başına dincilik. Daha ziyade, tek başına milliyetçiliğin veya tek başına dinciliğin verebileceği zarardan çok daha fazlasını verebilen ve maalesef halihazırda yıkıcı etkilerini yaşamaya başladığımız, dinciliğin ve milliyetçiliğin birleşiminden doğan “dini milliyetçilik” endişelendirmeli bizi” dedi.

Türkiye’nin gidişatını etkileyebilecek, öngörülemeyen pek çok olay olduğunu vurgulayan Türkmen-Dervişoğlu, “Fakat, aşırı milliyetçiliğin de dinciliğin de toplumu oluşturan çeşitli grupların birbirleriyle uyum içinde yaşamasını olumsuz etkileyen akımlar olduğunu göz önünde bulundurursak, yükselen milliyetçilik, muhafazakarlık ve dincilik eğiliminin ülkeyi pek de iç açıcı bir noktaya götürdüğünü söyleyemeyiz” diye konuştu.

‘Esedullah Timi bu sentezin en şiddetli hali’

Türkiye’de dini milliyetçiliğin köklerinin 1950’lere kadar uzanıyor olsa da esas itibariyle 80 darbesi ve sonrasında devletin komünizme karşı dini kullanmaya karar verip milliyetçilik ve dini harmanlamasıyla “Türk-İslam sentezi” adı altında ortaya çıktığını vurgulayan Türkmen-Dervişoğlu, “Bu ideoloji son dönemde AKP’nin radikal milliyetçiliğe dönüşüyle birlikte “İslam-Türk” sentezi şeklinde giderek güç kazandı ve maalesef toplumdaki ayrımcı yaklaşımları körüklüyor” dedi.

Dervişoğlu, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da nefret söylemi içeren pek çok duvar yazısının sahibi ‘Esedullah Timi’nin tam da bu sentezin en şiddetli halini temsil etiğini belirtti.

‘Sürekli iç ve dış düşman paranoyası yaratılıyor’

Milliyetçilik ve dinciliğin Türk toplumunda her daim oldukça güçlü olagelmiş eğilimler olduğunu öne süren Türkmen-Dervişoğlu, şöyle devam etti: “Devlet ‘Türkiye’ye zarar vermek isteyen daimi iç ve dış düşmanlar’ söylemi üzerine kurulmuş olduğu için, sürekli canlı tutulan ve kimi zaman paranoya derecesine varan bu tehdidin beslediği bir milliyetçilik eğilimi her dönem mevcut. Dincilik ise belki 1960 ve 70’leri kapsayan 20 yıllık dönemde biraz zayıflamış ve kamusal alanda görünmez kılınmış olsa da onun öncesi ve sonrasında yine oldukça güçlü bir akım olarak varlığını sürdürmüş. Günümüzde dinciliğin yükselişini ise tabii ki öncelikle ülkenin 2002’den beri İslami görüşten gelen ve askeriye, bürokrasi ve medyada hakim seküler aktörleri kademe kademe devre dışı bırakmış bir parti tarafından yönetiliyor olmasına, ikinci olarak da dinciliğin 1990’lardan beri, bilhassa 2000’lerin başından beri, dünya çapında da giderek güçlenen bir akım olmasına ve bu güçlenmenin Türkiye’ye de yansımasına bağlayabiliriz.”

Aşırı milliyetçiliğin yükseldiği ülkeler

Türkmen-Dervişoğlu, Türkiye ile başka ülkelerde yaşanan benzeri eğilimlerin güçlenmesi ve benzeri toplumsal davranışların kıyaslanmasıyla ilgili bir soruyu da şöyle yanıtladı: “ Türkiye, radikal milliyetçilik ve dinciliğin tırmanışa geçtiği tek ülke değil; bu aslında dünya genelinde açıkça gözlemlenebilen bir eğilim. 68 sonrası dünyada esen özgürlük rüzgarları sebebiyle birçok kişi (sosyal bilimciler dahil) dini ve etnik aidiyetlerin zayıflayacağını, etkilerini giderek yitireceklerini düşünmüştü. Fakat beklenenin aksine, 1990’larda Soğuk Savaş’ın bitişi ve Sovyetler Birliği’nin yıkılışıyla Balkanlar’da yaşanan etnik çatışmalar, 2000’lerin başında 11 Eylül saldırılarının ardından Amerika’nın Irak’ı işgaliyle Ortadoğu’da ivme kazanan ve günümüzde de hala devam eden etnik ve dini çatışmalar, El-Kaide, IŞİD gibi örgütlerin varlığı gerek milliyetçiliğin gerekse dinciliğin zayıflamak yerine güçlenerek varlıklarını sürdüreceklerini göstermiş oldu. Avrupa’ya baktığımızda da yine 2000’lerin başından beri milliyetçiliğin ve dinciliğin tırmanışta olduğunu, milliyetçi ve hatta ırkçı politikaları savunan sağ partilerin oylarının giderek yükseldiğini görüyoruz. Bunun yanı sıra Türkiye’nin halihazırda tecrübe etmekte olduğu ‘dini milliyetçilik’ Ortadoğu’da İsrail, Avrupa’da Polonya ve Macaristan, Güney Asya’da Hindistan, Pakistan ve Sri Lanka gibi ülkelerde de oldukça net bir şekilde gözlemleniyor”

‘Tahammülsüz muhafazakar laikler’

Muhafazakarlık kelimesine bir parantez açıp açıklık getirmek istediğini söyleyen Türkmen-Dervişoğlu, “Her ne kadar Türkiye’de muhafazakarlık ‘dinci /dindar’ gruplar için kullanılan bir kelime olsa da aslında muhafazakarlık seküler gruplarda da görebileceğimiz bir özellik. Zira kelimenin köküne baktığınızda “muhafaza etmek” ten geldiğini görüyorsunuz, ve bu yönüyle, kendi değerlerini muhafaza etmek adına diğerlerinin değerlerine tahammülsüz davranan, diğerlerinin değerlerini yok sayan tüm gruplar için kullanılabilir bu kelime” dedi

‘Kimsenin ötekine toleransı kalmıyor’

Aşırı muhafazakarlığın her şeyden önce bir korku ve şiddet iklimi yarattığını belirten Türkmen-Dervişoğlu, ”Korku iklimi yaratıyor çünkü o esnada iktidarda olan, gücü elinde bulunduran grup her kimse diğer grupların değerlerine zerrece önem vermediği için iktidara tehdit olarak görülen bu grupların değerleri yok sayılmaya, bu gruplar baskı ile kontrol altına alınmaya veya yok edilmeye çalışılıyor. Şiddet iklimi oluşuyor çünkü, şiddetle sindirilmeye, bastırılmaya çalışılan gruplardan bir kısmı “savaşmadan teslim olmayacağız” diyerek şiddete şiddetle cevap veriyor. Böyle gergin bir ortamda da kimsenin ‘ötekine’ toleransı kalmıyor, herkes diğerleri de kendine benzesin, herkes birbirinin aynısı olsun istiyor. Bu da farklı seslerin, farklı tiplerin varlığına tahammül edemeyen, tek tipçi bir toplumun oluşmasına sebebiyet veriyor.”

‘Mezhepçi ve din eksenli politikalar pek çok ülkeyle ters düşürdü’

Türkmen-Dervişoğlu, Türkiye'nin son dönemlerde dünya ülkeleriyle ters düşmesinde uygulanan muhafazakar politikaların rolünü de şöyle açıklıyor; “Muhafazakar ki - burada yine muhafazakar kelimesine şerh düşerek kullanıyorum; kastettiğim aslında ‘din odaklı’ - politikaların Türkiye’nin son dönemdeki dış politikasını tamamen olmasa da oldukça önemli oranda etkilediği muhakkak. Özellikle Türkiye’nin Suriye savaşı esnasında takındığı ve kendi müttefikleri dahil pek çok ülkeyle ters düşmesine sebep veren tutumun büyük bir ölçüde hükümetin din eksenli ve kimilerince ‘mezhepçi’ olarak da adlandırılan politikalarından kaynaklandığını söylemek mümkün. Fakat, Türkiye’nin Suriye konusundaki dış politikalarını yalnızca Sünni-İslam yanlısı bir görüş değil aynı zamanda Kürt-karşıtlığı da belirliyor. Yani, daha önce de bahsetmiş olduğum dini-milliyetçilik oldukça etkili burada.”

‘Linç ve şiddet olayları artar’

Türkiye’de yükselen milliyetçilik eğilimini tehlikeli olarak değerlendiren Türkmen-Dervişoğlu, “Türkiye’deki milliyetçiliğin gücü şahsen beni çok endişelendiriyor. Zira, körü körüne milliyetçiliğin böylesine güçlendiği bir ülkede linç ve şiddet olayları, yabancı düşmanlığı giderek artar, insanların birbirlerine olan güveni azalır, nefret söylemi sıradanlaşır ki maalesef bunların hepsi Türkiye’de yaşanıyor. Ancak bir kez daha yinelemekte fayda var, Türkiye aslında çok uzun yıllardır radikal milliyetçilikten mustarip, son dönemde gördüğümüz olaylar sadece tekrar aktif hale gelen bir volkanın patlamaları gibi düşünülebilir; volkan aslında hep orada duruyor ve içten içe yanmaya devam ediyor”

XS
SM
MD
LG