Erişilebilirlik

‘Darbe Girişimi Soruşturmasında Gerçek Suçluların Tespiti İçin Yalan Makinesi Kullanılmalı’


New York Emniyet Müdürlüğü (NYPD) İç Araştırma bölümünün can damarı olarak bilinen, rütbesine bakılmadan tüm teşkilatta görevli polisleri hakkında izleme, dinleme, araştırma ve bilgisayar suçlarını soruşturan özel ekip ‘Grup Yedi’den’ sorumlu olan ve çok uzun yıllar boyunca bu kritik bölümü yöneten Türk kökenli emekli polis şefi Yalkın Demirkaya, Türkiye’deki darbe girişimin ardından yaşanan tutuklamalar ve gözaltılar konusunda Amerika’nın Sesi’nin sorularını yanıtladı.

‘Olağan dışı olaylar, olağan dışı araştırma yöntemleri gerektirir’

Demirkaya, Amerika’nın Sesi’nin, “Sizde bu çapta büyük bir soruşturma gerçekleşse, bu soruşturmaya nasıl yaklaşır ve hangi araştırma teknikleri ve yöntemleri kullanırdınız? Darbe girişimiyle ilgili suçlu ile suçsuzu nasıl ayırt ederdiniz?” sorularını yanıtladı ve şu cevabı verdi: “Görev sürecimde büyük çapta iç araştırmalarda görev yaptım. Ancak, bizim araştırma dünyamızda, Türkiye’de şu anda olduğu gibi onbinlerce insanın suçlanabileceği bir soruşturmayı hayal dahi edemezdik. Bu araştırma ile görevli arkadaşların işleri çok zor” dedi.

‘Soruşturmada kurumlar arasında istihbarat ve bilgi paylaşımı önemli’

Yalkın Demirkaya, ABD’de çok sayıda tutuklunun olduğu bu tür büyük soruşturmalardaki kullanılan yöntemi şöyle açıkladı: “Büyük iç araştırmalar, bizim genellikle ‘Task Force’ adını verdiğimiz özel araştırma grupları tarafından yapılır. Suçlanan şahısların geldikleri organizasyona ve suçun unsurlarına göre değişik organizasyonların en iyi araştırmacılarını bir araya toplarız. Eğer olaya birkaç değişik kurumun memurları karışmışsa, her kurumdan gerekli sayıda dahili soruşturmacı bir araya gelip yeni bir özel bir araştırma ekibi yaratırız. Çünkü bu tip olaylarda kurum içinden gelen araştırmacılar diğer organizasyondan gelen detektiflere göre daha avantajlıdırlar. Kendi kurumlarının nasıl çalıştığını ve kurumun kültürünü bilirler. Task Force’un en önemli avantajlarından biri de istihbarat ve bilgi paylaşımıdır”

‘İhbarcılar da yalan suçlamalarda bulunabilir’

İç soruşturmaların kendine ait bazı teknikleri olduğunun altını çizen Demirkaya, Türkiye’de darbe girişimi soruşmasında bu temel tekniklerin dikkate alınması çağrısında bulundu. Demirkaya, “Biz NYPD’de uzun yıllar titizlikle görevini, yetkisini kötüye kullanan kişileri araştırdık. Ellerindeki görevini, yetkiyi suiistimal edip görevini kötüye kullanan rütbeli, rütbesiz polislerle mücadele ettik. Burada iki değişik odak vardır; bir tanesi suçlayan, diğeri de suçlanan. Suçlayan da yalan söyleyebilir, suçlanan da. Suçlanan itiraf eder, ama yüzde yüzünü itiraf etmez. Kendini kurtaracak en az şeyi itiraf eder. Suçlamayı yapan da bunu bir sebep için yapar suçlanan da. Biz burada suçlayanın bir sebebi var mı, bir çıkarı var mı, o suçu işleyecek yetkisi var mı, diye bakarız. Suçlayan için de aynı kriterleri esas alırız. Neden bu suçlamayı yapıyor, bunun karşılığında ne bekliyor, ya da yaptığı suçlama doğru mu, değil mi, diye bakarız.”

‘Polis askeri bir kurumun nasıl çalıştığının detaylarını bilemez’

Demirkaya, Türkiye’de süren darbe girişimi soruşturmalarında gerçek suçluların ortaya çıkartılması konusunda neler yapılması gerektiği sorusunu da şöyle yanıtladı, “Polis bir askeri kurumun nasıl çalıştığını detaylı bilmez, fakat asker kökenli bir araştırıcı delil kaynaklarının nerelerde bulunduğunu ve bu toplanan delilerin nasıl değerlendirilmesi gerektiğini polisten fazla bilir. Kullandığımız yöntemlere gelince her araştırmacı ve detektifin aşina olduğu normal araştırma ve istihbarat yöntemleri dışında bazı özel yöntem ve teknikler kullanırız. Bilgi analizi yapan istihbarat ve araştırma yazılımları, yalan makinası kullanımı, suçunu itiraf eden ve bize yaptığımız araştırmaya yardım eden sanıklara cezalarında hoşgörü uygulanması, cezasında indirim yapılması gibi.”

‘Türkiye’de şu andaki ortam cadı avına müsait’

Amerika’nın Sesi’nin, Türkiye ve dünyada, ‘Kurunun yanında yaşın da yanacağı endişeleri’ ve cadı avı başlatıldığı iddiaları konusunda düşüncelerinin neler olduğu sorusunu da Demirkaya, darbe girişiminin ardından Türkiye’de ortamın cadı avına müsait bir hale geldiğini belirtip, şöyle yanıtladı. “Türkiye’de tutuklamalar siyasi gerekçelerle yapılıyor. İlan edilen OHAL sonrası ülkede ortam cadı avına çok müsait bir hale geldi. Soruşturmaların hukuk sistemi içerisinde kalması gerekir. Tutuklamalarda adil kararlar vermek ve mahkeme sürecinin hızlandırılması için Türkiye’de yalan makinesi, acilen konuyu soruşturan görevlilerin kullanabilecekleri bir yöntem olmalıdır” dedi.

‘Yalan makinesi testleri yüzde 95 ile 97 oranında doğru sonuç veriyor’

Demirkaya, darbe girişimi sonrasında tutuklanan ve gözaltına alınan kişilerin çok titiz bir şekilde soruşturulması gerektiğine dikkati çekti, yalan makinesinin kimin doğruyu söylediğini tespit etmek için çok önemli bir araç olduğunu vurguladı. “Türkiye’de darbe girişimin ardından göz altına alınan ve tutuklanan birçok kişinin doğruyu söyleyip söylemediği yalan makinasıyla yapılacak testlerle ortaya çıkar. İfadesinde ne kadarını doğru, ne kadarını yalan söylediği bulunur. Bu yöntem suçlanan kadar suçlayana da uygulanır ve gerekirse kilit noktalardaki memurlar da yalan makinesine sokulup onların da olaya karışıp karışmadığı tespit edilebilir. Darbe girişimiyle ilişkisi olduğu iddia edilen bir kişiyi ihbar edene de bu yöntem uygulanabilir. İhbar eden kişinin yalan söyleyip söylemediği çok rahat bir şekilde tespit edilir. Yalan makinesini aldatmak muazzam zor bir şey. Sırf bu iş için, yani yalan makinesine rağmen yalan söyleyebilecek şekilde eğitilmiş istihbarat örgütlerinin ajanları bile bu testlerde başarılı olamayabilir. Yalan makinesiyle sorgulanan kişilerin doğruyu söyleyip söylemedikleri şimdiye kadar yapılan uygulamalarda yüzde 95 ile yüzde 97 oranlarında başarılı oldu”

‘Yalan makinesi Türkiye’de sisteme girmeli’

Yalan makinesinin acilen Türk sistemine girmesi şart olduğunu öne süren Demirkaya,” Yalan makinesi yüzde yüz değil ama suçluların tespiti için çok önemli bir araç. Yanlışlık yapma oranı sadece yüzde üç veya yüzde beş. Darbe girişimin ardından gerçekleşen çok sayıda tutuklamaların soruşturma aşamasını hızlandırır. Darbe girişimiyle ilişkilendirilen günahsız insanların hapsini önler. Yalan makinasına giren ve testlerden geçenlere en azından ilk etapta ‘kusura bakma hadi dön işinin başına denir’, haksızlıklar bu şekilde önlenir. Yalan makinasını bütün istihbarat örgütleri polis teşkilatları kullanır. İstihbarat örgütleri ve bazı polis kuvvetleri işe alacakları kişileri bile bazen yalan makinesinde test eder. Geçmişleriyle ilgili verdikleri bilgilerin doğru olup olmadığı konusunda emin olduktan sonra işe alır” diye konuştu.

‘Yapılacak en korkunç şey suçsuz bir insanı hapse göndermektir’

Yalan makinesinin sonuçları ABD’de mahkemelerde delil olarak kullanılmadığını vurgulayan Demirkaya, “Yalan makinası sadece soruşturmayı yapan güvenlik güçleri için bir araştırma yöntemidir. Yalan makinesinden çıkan sonuçlara göre güvenlik güçleri kişinin suçu işleyip işlemediğini tespit ediyor. Adli makamlar için hazırlayacağı raporlarda yalan makinesi testine giren kişiyi bu sonuçlara göre suçlu veya suçsuz diye ayırabiliyor. Suçlanan kişi yalan makinesine girip girmeyeceğine kendisi karar verir. Girmez ise soruşturmayı yapan kişilerde bu kişinin bu suçu işlediği görüşü hakim olur ve araştırmayı daha detaylı bir hale getirirler. Yalan makinesi testini almayı kabul ederse de araştırmayı yürütenler hazırlanacak raporda gelen sonuçlara göre o kişiyi suçlar veya suçsuz olduğu yönünde bir rapor hazırlar ve gereksiz yere o kişiyi araştırmak için zaman kaybetmezler. Mahkemelerde de delil olmamasına rağmen yürütülen soruşturmalarda yalan makinesinden gelen sonuçlara itibar edilir. Yalan makinesi bir soruşturma aracıdır. Soruşturmayı yürüten kişinin karşısındaki zanlının ne derecede suçlu olup olmadığı öğrenmesini ve belirlemesini sağlar. Yapılacak en korkunç şey suçsuz bir insanı hapse göndermektir. Yalan makinası her durumda kullanılmaz. Zanlı, tanıklara ve eldeki kuvvetli delillere rağmen suçsuz olduğunu söylüyorsa bu durumda soruşturmayı yürütenler bu zanlıya yalan makinesine girmesini teklif ederler. Bu şansın mutlaka bu tür zanlılara verilmesi gerekir. Ama kimse yalan makinesine girme konusunda zorlanamaz. “ dedi. Ben meslek hayatımda hem suçlanan, hem de suçlayana yalan makinası teklif ettim ve aldığım sonuçlar yaptığım soruşturmalara çok büyük katkı sağladı.”

‘İhbarcı suçladığı kişi için delil getirmiyorsa, bu durum kuşkuludur’

Bir örgütle bağlantısı olduğu iddiasıyla tutuklanan bir kişiye yalan makinası testi yapılarak rahatça doğruyu söyleyip söylemediği tespit edilebileceğini vurgulayan Demirkaya, “Yalan makinesi testinden geçen hiçbir kimseyi savcı, genellikle mahkemeye götürmez. Bu yöntem aynı şekilde bazı kişilerden gelecek ihbarlarda çok rahat bir şekilde kullanır. Bir kişinin, başka bir kişi veya kişiler için, ‘Bu adam örgütün üyesi’ suçlamasının doğru olup olmadığı rahatça tespit edilir. Suçlama yapan kişi suçladığı kişi konusunda eminse, çeşitli deliller de getirir. Ancak delil getirmeyip sadece suçlama yapıyor ise bu kuşkulu bir durumdur” dedi.

‘Darbe girişimi iddiasıyla tutuklananlara itirafları karşılığında ceza indirimi verilmeli’

Türkiye’de darbe girişimiyle ilişkilendirilen kişilerin yapacakları itirafları karşılığında bir avantaj elde etmesini gerekliğini savunan Demirkaya, “Biz burada tutukladığımız her kişiye bir şans veririz. ‘Eğer elinde bana yardım edecek bir bilgi varsa, o bilginin karşılığında sana hoşgörü gösterip daha az ceza almanı sağlayabilirim’ teklifini yaparız. İtiraflarda yüzde yüz her şeyi söyleyen çok nadirdir. Bu şekilde itiraflarda daha doğru bilgilere ulaşılır. İhbar ve suçlamalarda bulunan kişilere çok dikkat edilmeli. Hiç tutuklanmamış birisi de gelip suç duyurusunda bulunabilir. Mutlaka bir sebebi vardır. Vicdanı için yapıyordur. Ya da bir çıkarı vardır.”

‘Kurunun yanında bir tane yaşın bile yanmaması lazım’

Demirkaya, soruşturma sürecinde güvenlik güçleri ve adli makamlarının çok hassas davranması gerektiği belirterek, “Biz uzun yıllar New York’ta çalıştık. Burada mafya babasının kim olup olmadığını bilmiyor değiliz. Arabasına bir kaç kilo kokain koyup yakalamasını da biliriz. Ama bu tür şeyleri yapmadık ve yapanı yakalayıp hapse attık. Eğer bu tür hileleri yaparsak tüm hukuk sistemini bozacağımızı düşündük. Ancak Türkiye’de bir dönem bu tür sahte deliller üretilip hukuk zedelendi. Polis, hakim, savcı gelir gider. Yirmi sene sonra yeni hakim savcı göreve gelir ancak hukuk sistem bozulursa bir daha onarılması çok güç olur. Sistemin adil olması ve gerektiği yerde suçsuz vatandaşı devletten koruyabilmesi lazım. Adalet sisteminin temiz kalması şarttır. İşte Türkiye’de yaşanılan bu. ‘Kurunun yanında yaş da yanar’ atasözüne yüzde yüz karşıyım. Yaşın yanmaması lazım. Suçsuz bir insanın asla hapse atılmaması gerekir. Ben bir tane suçsuzu hapse atacağıma yüz tane suçluyu serbest bırakmayı tercih ederim”

Demirkaya dünyanın en önemli iç araştırma uzmanlarından biri olarak kabul ediliyor

Dünyanın en önemli iç araştırma uzmanlarında biri olarak kabul edilen Demirkaya, 1996 yılında kurduğu, ‘Cyber Diligence’ şirketinde, siber suçlarla ilgili adli araştırma, uluslararası yolsuzlukları, sanayi casusluklarını araştırıyor.

Demirkaya ayrıca çeşitli ülkelerin güvenlik güçleri ve adli makamlarına yolsuzluklar ve iç araştırma konusunda danışmanlık sağlıyor.

‘Cyber Diligence’, bünyesinde aralarında NYPD’ nin eski emniyet müdürü, müdür yardımcıları ile emekli olmuş üst düzey polisler de görev yapıyor.

Demirkaya, Türkiye’de güvenlik güçlerine iç araştırma ve adli bilişim suçlarıyla ilgili çok sayıda konferansa katıldı. Türk güvenlik güçlerine uzmanlık alanı olan konularda eğitim verdi; Balyoz, Kafes, OdaTV, Poyrazköy gibi bir dönemde sahte belgelerle düzen hukuksuz uygulamalarda üretilen sahte delilleri tespit eden raporları yayımladı.

XS
SM
MD
LG