Erişilebilirlik

Çözüm Sürecinin Bozulmasında Gülen Şüphesi


Türkiye’de son yıllardaki Kürt sorununa çözüm çabalarının sonuçsuz kalmasının arkasında Gülen Cemaatinin olduğu iddiaları, FETÖ operasyonlarıyla yeniden gündemde. Dönemin tanıkları, sürecin bozulmasında Gülen’nin etkisi olduğu görüşünde.

Kürt sorununa çözüm arayışlarının aralıklarla gündeme geldiği Türkiye’de son çözüm sürecinin sona ermesinin üzerinden bir yıl geçti. Sürecin bitmesinden iki taraf ta birbirini sorumlu tutarken, bazı kesimler de Gülen Cemaatinin etkisine dikkat çekiyordu. 15 Temmuz darbesinin ardından Gülen Cemaatine yönelik operasyonlar hız kazanırken, cemaatin çözüm sürecine etkisi yeniden tartışılıyor.

Son çözüm sürecini en çok etkileyen olayların başında KCK operasyonları geliyordu. Sürecin yeni başladığı günlerde, 14 Nisan 2009 tarihinde PKK’nın da bünyesinde bulunduğu Kürdistan Topluluklar Topluluğu (KCK) isimli Kürt örgüte yönelik operasyonlar başlatıldı. Operasyonlarda partilerde faaliyet gösteren binlerce Kürt siyasetçi tutuklandı. Tutuklananlar arasında belediye başkanları, parti başkanları, Kürt kamuoyunun yakından tanıdığı isimler vardı. Hükümet PKK’nın paralel bir devlet kurduğunu iddia ediyordu. Yakalananların iddiası ise operasyonların arkasında Gülen Cemaatinin bulunduğu yönündeydi. KCK operasyonlarının yapıldığı dönemde henüz hükümet ve Gülen Cemaati arasındaki kavga başlamamıştı. Bu nedenle Kürt cephesinin bu iddiası kabul görmedi.

Erbey: Bütün kritik noktaların tamamı cemaatindi

192 sanık KCK ana davasının sanıklarından dönemin İHD Şube Başkanı Avukat Muharrem Erbey, KCK operasyonlarıyla ılımlı isimlerin önünün kesildiğini görüşünde. Amerikanın Sesi’ne konuşan Erbey, operasyonlarla çatışma sürecinin devamının istendiğini belirterek, ”Ilımlı insanları tutuklarsak ve önünü alırsak daha çok şiddet ortamı gelişir, hükümet barış yapamaz, ihale bize kalır bizim devreye girmemiz lazım. Hakim ve savcıların çoğunun cemaatten olduğunu herkes duymuştu. Bütün kritik noktaların tamamı cemaatindi. Bildiğiniz gibi AK Parti’yle ortak hareket ediyordu ve cemaatin yargıya sızdığını, yargının içinde olduğunu AK Parti, hükümet, sokaktaki insan bile biliyordu. Dolayısıyla hakim ve savcıların tümünün kritik noktalardaki yerlere atandığını biliyorduk. Bunlar hükümetle ortaklaşa bu operasyonu başlattı. Tümü de hükümet ve cemaatin ortaklaşa aldığı karardı ama uygulama aşamasında, polis de, savcı da, hakim de cemaatin elemanlarıydı. Ortak bir irade beyanı vardı aslında” dedi.

Gülen cemaati Kürtlere sempatiyle bakmayan bir yapı olduğunu vurgulayan Erbey, “Kürtleri siyasetin dışında tutmaya çalışan, biat etmeye zorlayan, Türkleştirmeye çalışan, bunu yaparken kendi çıkarı için her şeyi mubah sayan bir yapılanma.Biz Diyarbakır’da yaşayan, Kürt meselesinin barışçıl yollarla çözülmesi gerektiğini söyleyen, ülkenin bölünmeden, şiddete meyil etmeden, silahların tümüyle toprağa gömülmesi gibi bir fikre sahiptik. Cemaat AK Partiyle ortaklaşa birçok şey yaparken, Kürt meselesinin AK Partiyle çözülmesini istemiyordu. Bir şekilde AK Partiyi devre dışı kalsın, cemaat ve Amerika üzerinden çözülsün yaklaşımı hakimdi. Biz öteden beri bu bölgede yaşayanlar olarak Türkiye Cumhuriyeti ve Kürtler arasında çözülmezse uluslararası güçler devreye girer, onlar devreye girerse olay farklı boyutlara ulaşır dedik. Her zaman diyorduk, bu sorun Kürtler ve Türkler ve onların yöneticileri arasında çözülmeli. Öyle boyuta geldi bir sürü el işin içine girdi. Gülen Amerika’da kalıyor onlarla içli dışılığını kimsenin inkar edemez. Gülen onlarla uzlaşabilir, çalışabilir, bunlar bizim meselemiz değil. Bizim odaklandığımız mesele Kürt meselesinin çatışma olmadan çözülmesi. Kesinlikle 2007’de başlayan çözüm süreci, akamete uğramasına rağmen devam ediyordu. Cemaat orada hükümeti ikna etti. Hükümete bu operasyonların yapılması gerektiği mesajını verdi. Cemaatin asıl amacı hükümet çözüm sürecinden uzaklaşsın“ diye konuştu. Darbe günü ailesiyle birlikte İngiltere’de tatilde olan Erbey, “Darbe başarılı olsaydı bir daha Türkiye’ye gelmezdim, orada kararımı vermiştim, darbe başarısız olunca geri döndük” dedi.

KCK operasyonları geride kaldı ancak cemaatin çözüm sürecine ilgisi sona ermedi. En az KCK operasyonları kadar gündeme oturan bir olay da geçen yıl Şanlıurfa’da yaşandı. İki polis memuru evlerinde uyurken başlarına kurşun sıkılarak öldürüldü. Bu cinayetler, 2009 yılından beri ağır aksak ilerleyen çözüm sürecini tamamen bitirdi. Türkiye’nin PKK’ya karşı havadan ve karadan operasyonlara başladı. Bölge yeniden şiddet sarmalanın içine düştü.

Polis cinayetlerine ilişkin 9 kişi hakkında dava açıldı. Ancak bu cinayetlerin yolu da Gülen Cemaatiyle kesişti. Şüphelilerin ilk sorgusu yapan hakim, cemaate yönelik operasyonda tutuklandı. Davanın soruşturan savcı, henüz yeni olmasına rağmen Adalet Bakanlığı Bilgi İşlem Dairesine atandı. Gülen cemaatine yönelik operasyonun hedefinde burası da vardı.

Çoşkun: Gülen, hükümetin PKK ile görüşerek sorunu çözmesine sıcak bakmıyordu

Cemaatin çözüm sürecine müdahale ettiği iddiasına katılanlardan biri de Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Vahap Çoşkun. Çoşkun, Gülen’in PKK’yı paralel devlet olarak gördüğünü ifade ederek, “Gülen’e göre yürütülen süreçte devletin itibarı göz önünde tutulmuyordu ve bu da kendileri açısından bir rahatsızlık sebebiydi. Gülen, bugün kendi cemaatini tarif etmek için kullanılan “paralel devlet” kavramını PKK’ye yöneltiyordu. Devletin dün “çocuk katili” olarak gördüğü kişiyle bugün görüşmeler yapmasının PKK’yi bir nevi paralel devlete dönüştürdüğünü belirtiyordu. Yani Gülen, hükümetin PKK ile görüşerek sorunu çözmeye çalışmasına sıcak bakmıyordu. Öteden beri Cemaat’in, PKK ile görüşülerek sorunu çözme siyasetine itirazı vardı. Ve bu itirazını, yargı ve emniyetteki gücünü defalarca gösterdi. Mesela 2009’daki KCK operasyonlarını ve 2012’deki 7 Şubat hadisesini de bu bağlamda değerlendirmek gerek. Gülen Cemaati, iktidarın siyasi tercihini yargı ve emniyetteki güçleri aracılığıyla boşa çıkarmak istedi ve bunun için tüm gücünü seferber etmekten çekinmedi” dedi.

XS
SM
MD
LG