Erişilebilirlik

Cihatçıların Farklı Renkleri


IŞİD videolarında kimliği tespit edilen ve Katolik bir ailenin çocuğu olan Mickael Dos Santos, Fransız komünistlerinin kalelerinden Champigny-Sur-Marne kentinde yaşıyordu.

IŞİD videolarında kimliği tespit edilen ve Katolik bir ailenin çocuğu olan Mickael Dos Santos, Fransız komünistlerinin kalelerinden Champigny-Sur-Marne kentinde yaşıyordu.

‘Avrupalı cihatçılar’ denince çoğunlukla akla, büyük kentlerin banliyölerinde sıkışan, gelecekten umutsuz Arap ve Müslüman gençler geliyor. Fransa’da Toulouse cinayetini işleyen Muhammed Merah da, Brüksel’de Yahudi müzesine saldıran Fransız Mehdi Nemouche da bu tanıma uyuyordu.

Ancak Nisan ayından bu yana Facebook’tan yayılan ve IŞİD’in 16 Kasım’da yayınladığı videolardan ortaya çıkan bir başka gerçek daha var ki, bu herkesi şaşırttı. IŞİD’in 18 Suriyeli esir askerle Amerikalı insani yardım görevlisi Peter Kassig’i infaz eden son katliam videosu, cihada yalnızca banliyölerin umutsuz gençlerinin değil, Hristiyan hatta Yahudi asıllı, orta ya da üst orta sınıfa mensup çocuklarının da, baş kesen infazcılara katıldığını gözler önüne serdi.

Söz konusu videoda birbirinden farklı kökenlere sahip cihatçıların, aynı renk üniformalarla kameranın önünden geçit töreni yapar gibi bıçaklarını alarak kurbanlarının başlarını kestiği sahneler Fransızlar'a iki katı şok yaşattı. Baş kesenler arasında iki Fransız olduğu söylenince bütün Fransa irkildi. Üç gün sonra bu kez Fransız vatandaşı olan üç cihatçının pasaportlarını yakarak, eski vatandaşlarını cihada çağıran görüntüleri de YouTube’a düşünce ülkeyi korku dalgası sardı. 19 kişinin başının kesildiğini gösteren videoda, Fransız Maxime Houchard ve Mickael Dos Santos adlı iki genç, Fransa’da önce ailelerince, ardından da yetkililerce teşhis edildi. Her ikisi de 2013 yılı ortalarında cihat saflarına katılmıştı.

Nasıl oluyor da, Maxime Houchard gibi, Normandiya kökenli, Katolik bir ailede yetişen, okulda başarılı, sabıka kaydı olmayan, sonradan din değiştirmeye karar verdikten sonra bile komşularının “gerçekten çok kibar ve iyi yürekli bir çocuktu” diye tanımladığı bir genç, elinde bıçakla insan boğazlayan bir canavara dönüşebiliyor? Dos Santos gibi Katolik bir ailede doğan, başarılı, herkesçe sevilen ve tekno müzik seven bir genç her şeyi arkasında bırakıp bilmediği topraklarda, nasıl gözü kapalı, sonu ağır bir maceraya giriyor?

Sonradan Müslüman olan gençler

Bu yeni fenomeni anlamak için öncelikle bu iki gencin portresine bakmak gerekiyor. Biri Eure bölgesinde küçük bir köyde, diğeri Paris’in kalabalık banliyölerinden Champigny-Sur-Mer’de büyüdü. Her ikisi de Hristiyan ailelerden geliyor, her ikisi de 22 yaşında. İkisi de internet üzerinden bilgisayar başında radikalleşiyor.

Normandiyalı Maxime’in din değiştirdiğinden bütün mahalle arkadaşları ve komşuları haberdar. Maxime sakalını uzatıyor, ‘celaba’ denen uzun beyaz entariyi giyiyor ve pek de radikal sayılmayan Elbeuf Camii’ne gidiyordu. Mahalle, “Bütün Müslümanlar suçlu değildir ya!” diyerek herkesin gönlünü kazanan bu ‘kibar genci” dışlamadı. Maxime’in annesi memur, babası ise tamirci. Fransız polisi Maxime’i 2011 yılında izlemeye alıyor.

Mickael Dos Santos’un portresi de Maxime’e çok yakın. Fransız komünistlerinin kalelerinden Champigny-Sur-Marne kentinde bir sosyal konutta iki erkek kardeşiyle yaşayan Mickael’in annesi temizlik, babası inşaat işçisi. 2009 yılında Fransız vatandaşlığına kabul ediliyor. Radikal İslam’a kayışı da aynı yıllara denk geliyor. 2009’da lise son sınıftayken din değiştiriyor, İslam’ı seçiyor ve okul koridorlarında namaz kılan 3 kişilik küçük çetenin lideri oluyor. Villiers-sur-Marne camisine düzenli olarak gitmeye, cihatçı sitelere girmeye başlıyor.

Meslek lisesi sıralarında tanıştığı kız arkadaşı Elizabeth, “Mickael’in şaşırtıcı metamorfozunu” Le Monde gazetesine şöyle anlatıyor: “Boynunda her zaman bir haç taşırdı. Utangaçtı, yumuşaktı, ama biraz yönlendirilmeye açıktı. Arkadaşları bir salaklık yapmayı önerince, hemen giderdi. Pazarları beni kiliseye götürürdü. Ben de ona severek eşlik ediyordum. Gerçekten aşıktım. Bütün davranışlarında çok yumuşaktı.”

Mickael, 2009’da Paris’te bir şirkette staj yaparken Müslüman bir arkadaşı oluyor. Evde İslam’dan söz etmeye başlıyor. Arkadaşı ona ‘Çocuklar için hazırlanan bir Kuran’ hediye ediyor. Bunu İslam ile ilgili yazılar izliyor.

Kız arkadaşına göre Mickael, üç ay gibi kısa bir sürede değişiyor. Mayıs 2009’da okul yolunda kız arkadaşına din değiştirerek Müslüman olduğunu anlatıyor: “Bana ‘ya sen de Müslüman olursun, türban takarsın, okulu ve erkekleri görmeyi bırakırsın, ya da ayrılırız’ dedi. Orada ağlamaya başladım. Her şey birden bire oldu.”

Bir hafta sonra Elizabeth, Mickael’in evine eşyalarını almaya gittiğinde Mickael eski kız arkadaşının yanında ailesine Müslüman olduğunu açıklıyor. Annesi ağlamaya başlıyor. Babasının şamarı oğlunun yüzünde patlıyor. Bu olanlar Mickael’in Suriye’ye gitmesinden beş yıl önce yaşanıyor. Sevgilisinden ayrıldıktan bir ay sonra meslek lisesine geçiyor. Lisede okul yönetiminin hemen dikkatini çekiyor. Boş sınıflarda bir grup arkadaşı ile namaz kılıyor, kurslara gitmiyor. Sonunda liseden atılıyor. Sakal bırakıyor, celaba giymeye başlıyor. Annesi konuşmaya kalktığında sinirleniyor, annesinin de Müslüman olmasını istiyor. Artık ailesiyle sofraya oturmuyor, odasında tek başına yemek yemeye başalıyor. Ve sürekli odasına kapanıp dua ediyor.

Oğlundaki sapmayı gören Ana Dos Santos, dört yıl önce, kendi elleriyle oğlunu polise ihbar ediyor. Fransız istihbaratının 2013 yılında Val de Marne bölgesinde yaptığı bir cihat operasyonunda Mickael’in de adı geçiyor.

2013’te her yaz olduğu gibi Dos Santos ailesi tatil için Portekiz’e gidiyor ama Mickael bu sefer onlarla gitmiyor. Döndüklerinde ise oğullarının Suriye’ye gittiğini öğreniyorlar.

Mickael operasyonun hemen ardından, ‘Ebu Osman’ adını alarak Suriye’ye gidiyor. Bir buçuk yıldır Suriye’de IŞİD militanları ile savaşıyor.

‘United Colors of Jihad’

İki hafta önce yayınlanan görüntüler, çekik gözlü Asya tipi gençlerden, sarışın mavi gözlü Avrupalı gençlere kadar farklı bir kompozisyon çiziyor. İslamcılık üzerine araştırmalar yapan Fransız uzman Romain Caillet, bu görüntüyü France Television’a değerlendirdiği konuşmasında ünlü bir hazır giyim firmasının reklamından esinlenerek, “United Colors of Jihad” diye adlandırıyor. Caillet, IŞİD’in neden böyle bir video yayınladığını, “Dünyanın dört bir yanından gelen savaşçılarını videoda ön plana koyarak, IŞİD United Colors of Jihad’ etkisi yaratmak istiyor. Mesaj çok açık: ‘Saflarımızda yüzlerce cihatçı John (James Foley ve Steven Sotloff’un başlarını kesen İngiliz aksanlı IŞİD’ci) var!” diye değerlendiriyor.

Orta sınıf ailelerin çocukları

Genç Fransızlar arasında İslam’ı seçip Ortadoğu’da cihada giden gençlerin sayısı artmaya başlayınca, Fransız İçişleri Bakanlığı ile cihada karşı mücadele veren, ‘İslam’la İlintili Mezhepçi Sapmaya Karşı Önlem Merkezi’ (Centre de prévention contre les dérives sectaires liées à l'islam- CPDSI) hazırladığı son raporunda, bu fenomeni inceliyor. Çocukları cihada giden 55 aile üzerinde yapılan incelemeye dayanarak hazırlanan rapordaki bulgulara göre, burada yalnızca, sosyal statüsü ve aile ilişkileri kırılgan olan gençlerin cihada gitmedikleri, orta ve yukarı orta sınıfa mensup çocukların da cihat saflarına katıldıkları ortaya çıkıyor.

RFI’nin Fransız cihatçılar üzerine uzmanlaşan muhabiri David Thomson, Liberation gazetesinde okuyucularla bir araya geldiği internet söyleşisinde, özellikle genç kızların önemli bölümünün gelir durumu yüksek ailelerden geldiğine dikkat çekiyor.

‘Eskiden internet yoktu’

Avrupa Birliği’nin 2007’den bu yana Terörle Mücadele Koordinatörlüğü’nü yürüten Gilles de Kerchove, Liberation’a 21 Kasım’da verdiği söyleşide bu yeni fenomenin arkasındaki gerçekleri açıklıyor. Avrupa’dan Afganistan, Somali ve Yemen’e cihat için giden gençler olduğunu ancak, bu dalganın hiçbir zaman bu kadar ‘büyük ve çeşitlilikte’ gerçekleşmediğinin altını çiziyor. Kerchove’a göre, Türkiye’ye gidişin ucuz ve vizesiz olması, Halep’in, Afganistan çölleri kadar zor olmaması, yani Avrupa topoğrafya yapısına benzerliği Batılı cihatçıların daha fazla sayıda bu topraklara gitmesini sağlıyor. Ayrıca motivasyon da daha güçlü. Zira, bazı hadislerde Şam (Büyük Suriye) Mehdi’nin geleceği ve inanmayanlara karşı yürütülen cihadın son toprakları olarak gösteriliyor. Kerchove, “Bundan önceki savaşlarda internet yoktu ya da etkisizdi. Sosyal medyanın rolünü de unutmamak lazım” diyor.

‘Seçilmiş kişiler’

Cihatçı adaylarının yüzde 91’i internet üzerinden, yayınlanan videolar ve sosyal medya aracılığıyla avlanıyor. Fransız gençlerini ikna etmek için Fransızca bilen, Fransızca düşünme sistemini ve kültürünü bilen isimler videolarla propaganda yapıyor. ‘Matrix’ ve ‘Yüzüklerin Efendisi’ filmleri ile ‘Assassin’s Creed’ video oyununu hatırlatan sahneler eşliğinde izleyene “adalet için savaşmak üzere seçilmiş kişi” muamelesi yapılıyor.

Yukarıda sözü edilen rapor, IŞİD’in Fransa’nın tüm kentlerinden gençleri ikna etmeyi başardığını da gözler önüne seriyor. Bütün Fransız kentlerinden her dini kökenden çok sayıda genç bu maceraya katılıyor. Suriye’de aktif olarak savaşan 376 Fransız cihatçının yüzde 23’ünün Müslüman kökenli olmadığı belirtiliyor. Kadınlarda bu rakam yüzde 30’a ulaşıyor. Suriye’de öldüğü belirlenen 49 gençten 10’u din değiştiren Hristiyan ve Yahudi kökenli.

‘İslam bilgisi zayıf olanlar kolay av’

Paris Siyasal Bilgiler Fakültesi (Science-Po) Arap-Müslüman dünyası uzmanı Jean-Pierre Filiu Fransız basınına, bu gençlerin İslam’ı bilmeden cihada gittiklerini belirterek, “IŞİD, İslam kültürü köklü olan kişileri değil, hiçbir İslam kültürü olmayan gençleri kolaylıkla ikna ediyor. Her ikna ettikleri Avrupalı genç, yeni gençleri örgüte katmakla görevlendiriliyor. Kendi etrafındaki isimleri örgüt saflarına katıyorlar. Bugün artık bir cihatçı profili tipi çizemeyiz. Ateist, Katolik, Müslüman, farklı kategorilerden dağınık profillerin yan yana getirilmesinden ibaret” diyor.

Ülkelerine dönmek isteyenler en büyük kabus

IŞİD’in baş kesme videolarını yayınlaması, dikkatleri Irak ve Suriye’deki yenilgisinden uzaklaştırma, savaş meydanında kaybettiğini propaganda ve imajla kazanmaya çalıştığı şeklinde yorumlanıyor. Çok kısa vadede olmasa da El Kaide gibi IŞİD’in de son bulması durumunda örgüt saflarına katılan gençlerin hayatta kalmayı başaranlarının ülkelerine geri dönmek isteyebileceği tahminleri üzerinde duruluyor. Hükümetleri de en çok bu ana hazırlıklı olmamak korkutuyor.

Güvenlik yetkililerini, 30 milyon Müslüman’ın yaşadığı Avrupa’da, 3 bin gencin cihada katılmasından çok, cihatçıların ülkelerine geri dönüşü endişelendiriyor. Gilles De Kerchove bu durumu değerlendirirken, “Kaç kişinin ölüp yaralandığını, kalanların kaçının döneceğini bilmiyoruz. Bunların şiddete devam edip etmeyeceğini de bilmiyoruz. Örneğin bu 3 bin kişinin yarısının döndüğünü, yüzde 10’unun da şiddete devam ettiğini düşünürsek bu 150 kişi demek. Silahlı eğitim almış, bomba ve diğer mühimmatları kullanmayı bilen, radikalleşmiş ve belki de çoktan birilerini öldürmüş kişiler. 150 kişi bütün dünyada bir ağ kurmaları için yeterli. Mehdi Nemouche olayı bize bu tehlikeyi açıkça gösterdi. Tehlike istihbarat servislerini uyutmayacak kadar büyük” diyor.

XS
SM
MD
LG