Erişilebilirlik

Türkiye’de ana muhalefet Cumhuriyet Halk Partisi, halkın oylayacağı anayasa paketi için rejim değişikliği yapıldığını ve demokraside olmazsa olmaz “kuvvetler ayrılığı” ilkesinin yok edildiğini söylüyor.

CHP, 16 Nisan Pazar günü halkın oylayacağı 18 maddelik anayasa değişikliği paketinin maddelerini tek tek yorumlamak yerine Türkiye’de neyin, nasıl değişeceği boyutuyla değerlendirdi. Bu amaçla, CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan tarafından “Anayasa Değişikliği Ne Getiriyor? – 30 Soru 30 Cevap” kitapçığı hazırlandı.

Kitapçıkta, anayasa değişikliği paketiyle ilgili Türkiye kamuoyuna sunulduğu şekliyle ABD’deki gibi Başkanlık Sistemi’ne geçiş sağlanacağı iddiası yalanlandı. Başkanlık Sistemi’nin bugün dünyada en iyi uygulandığı ülke olarak ABD’nin örnek gösterildiği ancak Türkiye’ye bunun getirilmediği anlatıldı. Kitapçıkta, “Başkanlık sistemi, sert kuvvetler ayrılığına dayanır. Yasama, yürütme ve yargı birbirinden tamamen ayrıdır. Birbirlerini denetleme mekanizmaları vardır. Önerilen sistemde ise bütün yetkiler bir kişinin (Cumhurbaşkanı’nın) elinde toplanıyor. Bu sistem bir başkanlık sistemi değildir. Açıkça, diktatörlük, tek adam rejimi önerilmektedir” denildi.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda hedeflenen mevcut parlamenter demokrasi sistemine tamamıyla aykırı bir sisteme geçileceği vurgulanan kitapçıkta, anayasa değişikliği paketi için şunlar ifade edildi:

“Yapılmak istenen bir rejim değişikliğidir. Egemenliğin tek bir elde toplandığı otoriter rejime geçiştir. Türkiye’de siyasal rejim demokrasi eksikleri olmakla birlikte demokratik cumhuriyettir. Bu değişiklik demokrasi eksikliğini gidermeye dönük yapılmıyor. Tam tersine eksik demokrasiyi de sonlandırıp, otoriter-totaliter bir diktatörlüğün anayasal zemini oluşturuluyor. Cumhuriyet rejimi, kurulduğu günden bu yana egemenliği Saraydan alıp halka verme ve demokratikleşme çizgisini benimsemiştir. Bu ise açık bir karşı devrim hareketi olarak, egemenliği tekrar halktan alıp Saray’a (bir kişiye) verme girişimidir. Demokrasiye yönelen gidişin kesintiye uğrayıp, diktatörlüğe yönelmesidir. Bu nedenle yapılmak istenen basit bir hükümet değişikliği değil, rejim değişikliğidir.”

Cumhurbaşkanı’nın mevcut durumda, Türkiye’nin tümünü temsil etmek üzere görevlendirildiğini ve bu nedenle Yürütme’nin değil “Devletin başı” olarak tanımlandığı açıklandı. Eğer anayasa değişikliği hayata geçerse Cumhurbaşkanı’nın sandıkta geçerli oyların çoğunluğuyla seçileceği anımsatıldı. Dolayısıyla da Türkiye’deki halkın sadece yüzde 51’inin de altındaki bir kesimini temsil etmiş olacağı vurgulandı. “Ayrıca partili sıfatı ve Yürütme’nin başı olması nedeniyle milletin tümünü değil belirli bir siyasi görüşe sahip kısmını temsil edeceği açıktır” görüşü aktarıldı.

Atatürk örneği veriliyor

CHP, anayasa paketi ile “Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi” adı altında Başkanlık’a geçişe söz konusu Cumhurbaşkanı’na verilecek yetkiler nedeniyle karşı. Bu yetkiler de özellikle Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün benzeri yetkilere sahip olmaması örneğiyle eleştiriliyor.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, sıklıkla “Bütün yetkilerin tek kişide toplandığı süreci yaşıyoruz. Kendisi cumhurbaşkanı, başbakan, yargıç, savcı, vali, kaymakam. Bütün yetkiler bir kişide. Cumhuriyet'in kuruluşunda bütün yetkiler bir kişide yani Gazi Mustafa Kemal Atatürk'te miydi? Hayır. Meclis var. Bütün yetkiler Melis'e, milli iradeye ait. Şimdi ne oldu da kendi tarihimizi reddederek bütün yetkileri alıyor parlamentoyu da dışlayarak bir kişiye veriliyor. Hangi gerekçe ile bunun üzerinde hep birlikte düşünmememiz lazım. Kendi tarihimizden ders çıkaramıyorsak Türkiye'yi büyük bir maceranın içine sürüklemiş oluruz” görüşünü aktarıyor.

CHP maddeleri nasıl yorumluyor?

Amerika’nın Sesi, CHP’nin 18 maddelik anayasa paketini nasıl değerlendirdiğini Tezcan’ın hazırladığı kitapçıktaki ifadeler çerçevesinde kaleme aldı. CHP, madde madde anayasa paketi değerlendirmesi yerine soru-cevap şeklinde yorumlama yapmış durumda. Aşağıdaki metinde tırnak içi ifadeler, CHP’nin ilgili kitapçığından alınmıştır.

  • 1.Madde: “Yargı, yasama ve yürütmeyi denetleme imkanına sahip değil.” Bakınız 17. Madde. CHP, anayasa değişikliğiyle yargı ile ilgili tanımlayamaya “tarafsız” ibaresi eklenmesine karşı değil. Ancak iddia edildiği gibi kuvvetler ayrılığı kalmadığında, ‘bağımsız ve tarafsız’ yargı olmayacağı görüşünde.
  • 2. Madde: CHP milletvekili sayısını 550’den 600’e çıkarmayı öngören hükme karşı olduğunu açıkladı. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Milletvekili sayısı neden 600? 550 sayısı neyimize yetmiyor? Yeni seçilecek milletvekillerine 187 trilyon lira ek para ödeyeceksiniz” görüşünde.

  • 3. Madde: CHP, genç seçmenleri kaybetmemek yaklaşımıyla seçilme yaşını 25’ten 18’e düşüren düzenlemeye “aldatmaca” olduğu gerekçesiyle karşı çıktığını açıkladı. Kılıçdaroğlu, “18 yaşında milletvekili olsun, bizim itiraz ettiğimiz nokta. Niye ömür boyu askerlikten muaf olacak? Birilerinin çocuğu ömür boyu askerlikten muaf olacak, bu benim vicdanımı rahatsız ediyor. Askere gitsin başım üstüne, hiçbir itirazım yok. AKP’li elitlerin çocuklarına askerlik yaptırmamayı planlıyorlar. Fakir fukara çocukları şehit olurken, AKP’li elitlerin çocukları milletvekilliği yapacak” görüşünde.
  • 4.Madde: CHP, Cumhurbaşkanlığı ile TBMM seçimlerini 5 yılda bir aynı anda gerçekleştirmeyi öngören maddeye de “kuvvetler ayrılığı” gerekçesiyle karşı çıktı.

“Bu rejimde, denge ve denetleme mekanizmaları yoktur. Başkanlık sistemlerinde denge-denetleme mekanizması olan TBMM’nin seçimi ile Başkan seçimi ayrı tarihlerde yapılması gerekli.

Cumhurbaşkanı seçimi ile milletvekili seçimi aynı gün yapılırsa parti genel başkanı olan Cumhurbaşkanı adayı, aynı zamanda partisinden seçilebilecek milletvekillerini de belirleme imkânı bulacak.

Aynı anda yapılan seçimlerde seçmen, Cumhurbaşkanı ile O’nun partisine oy vereceğinden siyasi olarak da meclis çoğunluğuna hâkim olacak. Böylece seçilen Cumhurbaşkanı ilen yasama organının da çoğunluğunu belirleyip, kontrol edebilecek.

Meclis’in Cumhurbaşkanı’nı denetleyebilmesi ilen mümkün olmayacak. Bu da güçler ayrılığını yok edecek.”

  • 5. Madde: TBMM’nin yetkilerini düzenleyen bu maddeye ilişkin değerlendirme:

“Meclis’in onama yetkisi yok edilmiştir. Yasama tekeli, TBMM’de olmalıdır çünkü milli egemenlik için şarttır. Egemenliği halka ait kılan en önemli unsur, kanun yapma tekelinin milletin meclislerinde olmasıdır. Egemenliğin krallardan halka geçmesi sürecinde en önemli kavşak noktası, yasama tekelinin milletin (halkın) seçtiği meclislere verilmesidir. Demokrasiler egemenliğin saraydan, krallardan alınıp halka verilme sürecidir. Bu bir anlamda fermandan kanuna geçmeyi ifade eder.

TBMM’nin yasama tekelini kaldırmak, tek adama kararname çıkararak buna ortak olma yetkisi vermek, kanundan fermana, milli egemenlikten krallığa geçmektir.”

  • 6.Madde: “Hükümet’in kurulması ya da göreve devam etmesinde Meclisin onayı anlamına gelen güvenoyu kurumu ile başbakan ve bakanların güvensizlik oyu ile düşürülmeleri imkânını sağlayan gensoru kurumu yok. Meclis’in Yürütme’yi (Hükümeti) en güçlü denetim yolları olan güvenoyu ve gensoru kaldırılıyor.”
  • 7.Madde: “Cumhurbaşkanı hem parti üyesi hem de isterse genel başkan olabilecek. Parti genel başkanı olarak milletvekili listesi yapabilecek. Partisinin meclis grubunun başkanı olacak. Bu şekilde Meclisi istediği gibi şekillendirme ve etkileme imkânına sahip olacak. Parti başkanı olarak aynı zamanda yüksek yargıçlar atayabilecek. Yargı siyasetin emrine girecek.

Ayrıca parti başkanı sıfatı Cumhurun başkanı olmasına engel olacak. Sadece kendi partililerinin başkanı olacak. Milleti temsil etmesi söz konusu olamayacak.

Partili olması nedeniyle tarafsız olması mümkün olmayacak. Cumhurbaşkanı’nın yemin etmesini düzenleyen 103.Madde ise aynen duruyor. Buna göre, Cumhurbaşkanı, tarafsızlık üzerine yemin edecek ancak partisinin genel başkanı sıfatıyla parti yönetecek.

Devlet düzeninin parti düzenine, devletin de parti devletine dönüşmesine anayasa ile izin verilmiş olacak.”

  • 8.Madde: Cumhurbaşkanı seçimiyle ilgili temel eleştiri, 4. Maddede mevcut.
  • 9.Madde: “Cumhurbaşkanı yürütmeyi tek başına temsil ediyor.

Meclis, Cumhurbaşkanı’nı da denetleyemeyecek, hesap da soramayacak.

Cumhurbaşkanı hiç kimseye karşı sorumlu değil. Kimseye hesap vermeyecek. Ayrıca denetlenmeyecek.

Cumhurbaşkanı istediği kişileri cumhurbaşkanı yardımcısı olarak atayabilecek. Ayrıca hangi bakanlıkların kurulacağına kendisi karar verecek ve bakanları da kendisi atayacak. İstediği zaman bunları görevden alabilecek.

Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar, sadece Cumhurbaşkanı’na karşı sorumlu olacak. Atanmaları ve görevden alınmaları tamamen Cumhurbaşkanının yetkisinde olacak. TBMM’nin bakanların atanmalarında hiçbir onama yetkisi yok. Ayrıca görevden alınmalarını isteme, düşürme ya da başka bir şekilde denetleme yetkileri de yok.

Cumhurbaşkanı, bütün yönetim işlerini yapabilecek. Bakanlıkları, kamu idaresinin tamamını istediği gibi kararnamelerle düzenleyebilecek. Bakanlıkları, devlet dairelerini, kurumları kuracak, kaldıracak, görevlerini belirleyecek, atayacak, azledecek, soruşturma yapacak, disiplin işlerini düzenleyecek, ihale yapacak, üniter yapıyı bozacak idari düzenlemeler yapabilecek, ne kadar devlet yetkisi varsa kullanacak.

Meclis’i fesih edebilecek. Cumhurbaşkanı’nın fesih yetkisi parlamenter sistemlere özgü bir mekanizmadır. Tarihimizde, Büyük Atatürk’e dahi bu yetki verilmemiştir. Atatürk bütün milli mücadeleyi ve sonrasındaki devrimleri Milletin Meclisi ile birlikte yapmıştır.

Başkanlık adı altında bozulmuş sistemlerde ise bu tip yetkilerin verildiği görülmüş ve hepsinde de rejim otoriterleşmiştir

Bu Cumhurbaşkanı Meclisi tek başına vereceği kararla fesih edebilirken, Meclis, Cumhurbaşkanı’nın görevine ancak 3/5 çoğunlukla (360 milletvekili oyu) son verebiliyor. Yani işlemesi Meclis açısından son derece zor, Cumhurbaşkanı açısından ise çok kolay bir sistem getirilmiş.

Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ile yasama yetkisine ortak olacak, kanunları veto edebilecek. Olağanüstü hallerde sınırlamalara da bağlı kalmadan tek başına her konuda kararname çıkarabilecek. Bu kararnameler kanun gibidir. Bu yetki bir anlamda tek başına kanun yapma yetkisidir. Yani padişah fermanı gibidir. Cumhurbaşkanı bu yolla yasama yetkisine ortak edilmiştir. Anayasa’da yasama yetkisi TBMM’ne verilmişse de, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarmak suretiyle Cumhurbaşkanı Meclis’in yasama yetkisine ortak olmaktadır.”

  • 10.Madde: “Cumhurbaşkanı’nın mevcut anayasaya göre neredeyse sorumsuz olduğu, bu düzenleme ile sorumlu hale getirildiği doğru değil. Öncelikle mevcut anayasadaki ile değişiklikten sonra ortaya çıkacak Cumhurbaşkanı aynı değil. Mevcut Cumhurbaşkanı’nın yetkileri sınırlı ve siyasi sorumluluk Hükümet’te.

Bu Cumhurbaşkanı ise bütün yürütme yetki ve görevini elinde toplamış, parti genel başkanlığı yapabilecek, yasama ve yargıya müdahale edebilecek. Şu andaki Hükümet üyelerine kıyasla kat kat üstünde yetki kullanabilecek, ama sorumluluğu onlardan daha hafif olacak.

Şu anda Hükümet üyeleri hakkında işledikleri iddia edilen suçlar nedeniyle Meclis’in 55 milletvekilinin (yüzde10) imzası ile soruşturma açılması istenebiliyor. Basit çoğunlukla (139 milletvekili bile yeterli) Meclis Soruşturması açılmasına karar verilebiliyor ve 276 oy (salt çoğunluk) ile de Yüce Divan’a sevk edilebiliyor.

Bu Cumhurbaşkanı’nın sorumluluğunu sağlamak ve denetlemek nerdeyse imkânsız hale getirilmiştir. Cumhurbaşkanı, cumhurbaşkanı yardımcısı ve bakanların suç işledikleri zaman yargılanabilmeleri için önce Meclis’in 301 milletvekilinin (üye tamsayısının salt çoğunluğu) imzasıyla soruşturma açılmasını istenebilmesi gerekecek. Sonra Meclis’in 360 milletvekilinin (yüzde 60) oyu ile soruşturma açılmasına karar vermesi gerekecek. Daha sonra da Yüce Divan’a sevk için Meclis’in 400 milletvekilinin (2/3 çoğunluk) oyu ile karar vermesi gerekecek. Bu oranlarda milletvekili oyu sağlanamazsa işlediği suç nedeniyle Cumhurbaşkanı, Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanların yargılanması mümkün olmayacak.

Benzer şekilde Bakanlar da işledikleri suçlar nedeniyle yargılamaz hale getiriliyor.”

  • 11.Madde: Cumhurbaşkanı seçimi ile TBMM seçimini aynı anda yapma konusundaki hükme ilişkin CHP’nin görüşleri, 4.madde ifade edildi.
  • 12.Madde: CHP, Cumhurbaşkanı’na tek başına olağanüstü hal (OHAL) yetkisi verilmesine de karşı. Kemal Kılıçdaroğlu: “Bir kişiye OHAL çıkarma yetkisi veriliyor. Niye bir kişiye bu yetkiyi veriyoruz? Hangi gerekçeyle veriyoruz. TBMM yok mu var. Bir kişiye bu kadar yetki vermek doğru değil. Dünyada başka örneği yok. Hangi derdimizi çözecek bu. Anayasalar toplumsal uzlaşma belgeleridir. Toplumun haklarını güvence altına alır. OHAL sürekli hale gelecek. Üstelik daha kolay. Çünkü mevcut halde OHAL için TBMM'nin kararı gerekiyor. Bu değişiklik gerçekleşirse gerek yok zaten, başkan istediği kararı zaten alacak.”
  • 13.Madde: Askeri mahkemelere ilişkin düzenlemeye ilişkin CHP’nin özel itirazı söz konusu değil. Yargı başlığı altında itiraz söz konusu.
  • 14.Madde: CHP, Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun (HSYK) yapısını değiştirerek, Hakim ve Savcılar Kurulu’na (HSK) dönüştüren hükme karşı. Burada mevcut Anayasa’dan farklı şekilde tek başına Yürütme’yi temsil edecek Cumhurbaşkanı’nın HSK’ya üye ataması eleştiriliyor.

“Değişiklikte tarif edilen Cumhurbaşkanı, bütün yetkileri elinde toplayan bir kişi olacaktır. Dolayısıyla gerçek bir yargı denetimi için, Cumhurbaşkanı’nın yargı alanında hiçbir yetki kullanmaması gerekir.

Yüksek mahkemelere, Hâkimler ve Savcılar Kurulu’na üye atayacak, yargıyı belirleyecek.

Herkese dokunabilen ama kendisine dokunulamayan bir kadir-i mutlak kişi olacak.”

  • 15.Madde: Buradaki bütçe hazırlanmasıyla ilgili husus, Cumhurbaşkanı’nın yetkileri kapsamında eleştiriliyor.
  • 16.Madde: Burada Cumhurbaşkanı’nın yetkileriyle ilgili düzenlemelere karşı çıkılıyor. CHP, özellikle Cumhurbaşkanı’na tanınan Meclis’in çıkardığı kanunları veto yetkisi verilmesini eleştiriyor.

“Meclis isterse kararname çıkarmayı engelleyemez. Çünkü Meclis’in çıkardığı kanunu Cumhurbaşkanı veto edebilir. Veto ettiğinde Meclis bunu ancak salt çoğunlukla (301 oyla) tekrar kabul edebilir. Aksi halde kabul edilmez. Partili Cumhurbaşkanı, kontrol ettiği mecliste aynı kanunun salt çoğunlukla geçmesini engelleyip, ilen yasa çıkarma yolunu tıkayarak, kararname yolunu açacaktır. Bu kanunlarla değil, kararnamelerle Türkiye’nin yönetileceği anlamına gelir. Bu durum açıkça milli irade gaspıdır.

Şimdiki veto yetkisi elinde yürütme gücü yoğunlaşmamış, nispeten sınırlı yetkiye sahip Cumhurbaşkanı’na verilmiş bir denge-denetim mekanizmasıdır. Ayrıca vetodan sonra Meclis, aynı kanunu basit çoğunlukla (katılanların çoğunluğuyla) yeniden kabul edebilmektedir.

Değişiklikle diktatörlük yetkilerinin verildiği bir tek adamın elinde veto yetkisi olması, yasama organını tamamen sembolik hale getirir. Özellikle bu yetki; vetodan sonra aynı kanunun ancak salt çoğunlukla (301 oyla) kabul edilme şartı ve Cumhurbaşkanı’nın kararname çıkarma yetkisi ile birleşince, Meclis’i tamamen işlevsiz bırakacak bir suiistimal aracına dönüşür.”

  • 17.Madde: Cumhurbaşkanı’nın yetkileriyle ilgili Anayasa’daki detayları düzenleyen bu hüküm de CHP tarafından yukarıdaki açıklamalarla eleştiriliyor.
  • 18.Madde: Cumhurbaşkanı’nın yeni yetkileri doğrultusunda mevcut Anayasa’daki bazı maddeler yürürlükten kaldırılıyor dolayısıyla CHP bunu da eleştiriyor.

“Hükümet etme yetkisi Cumhurbaşkanı’na veriliyor. Devletin yönetimi tek başına Cumhurbaşkanı’na devrediliyor.

Bu sistemde Başbakanlık kalkıyor. Bakanlar kurulu da kalkıyor. Bu günkü anlamda bakanlıklar kalmıyor.”

XS
SM
MD
LG