Erişilebilirlik

Bir süre önce Türkiye’deki mülteci kamplarını gezen Birleşmiş Milletler Genel Sekreter Yardımcısı Jan Eliasson, Ankara’nın sığınmacılara çok cömert davrandığını, ama Avrupa ve Amerika’da buna rastlamadığını söyledi.

Amerika’nın Sesine özel demeç veren Eliasson, Suriye’de devam eden iç savaş, bu savaştan kaçan mülteci ve göçmenlerle, onları misafir eden ülkelerin yaşadığı sorunların yanı sıra İran’da yapılan genel seçim sonuçlarını değerlendirdi.

Birçok uluslararası sorunların olduğu günümüzde, Birleşmiş Milletler olarak artık sorunların kaynaklarına odaklanmak istediklerini söyleyen Eliasson, bir ülkede yaşanan trajedilerin artık sadece o ülkeyi ve orada yaşayanları bağlamadığının altını çizdi.

Eliasson bununla beraber şu görüşleri dile getirdi; “Suriye’de yaşanan felaket, başta Türkiye, Lübnan ve Ürdün olmak üzere birçok bölge ülkesini etkiledi. Bunun yanında Avrupa Birliği’ndeki siyasetin de gidişatını değiştirdi. Avrupa, eskiye göre çok daha kutuplaştı. Bundan daha da önemlisi, Suriye ve Kuzey Avrupa’dan gelen göç, Avrupa Birliği’ndeki uyumu da bozdu. Artık biz BM olarak, sorun büyümeden adım atmamız, sorunun derinine inmemiz gerektiğini biliyoruz. Sorun büyümeden çözmek için adım atarsak, sorun büyüdükten sonrasına nazaran daha ufak çaplı bir sorunla uğraşmak zorunda kalırız. Ancak maalesef Suriye’de çok geç kalındı.”

Türkiye hükümeti tarafından yapılan, Suriye’deki şiddetten kaçan mültecilerin yaşadığı dramın uluslararası toplumdan yeterince ilgi görmediğine dair söylemler hakkında Genel Sekreter Yardımcısı Eliasson şu yorumu yaptı. Daha dört gün önce Türkiye-Suriye sınırında bulunan konteyner ve çadır kamplarını gezdiğini ve buradaki aile fertlerini kaybetmiş, geleceğe artık umutla bakmayan insanlarla konuştuğunu söyleyen Eliasson konuşmasına şöyle devam etti: “Daha sonra Ankara ve İstanbul’da Başbakan ve Cumhurbaşkanı da olmak üzere hükümet yetkilileriyle bu konu hakkında görüştüm. Konuştuğum insanların yüzlerinde yaşadıkları felaketin izlerini görmek çok da zor değildi. Küçük yaştaki çocukların ve hatta büyüklerin artık hayattan bir şey beklemediklerini gördüm. Geleceğe dair herhangi bir beklentileri kalmamıştı ve bu çok hüzün vericiydi. Konuştuklarımın neredeyse hepsi, geldikleri şehirlere geri dönmek istediklerini belirtti. Ancak, 2 milyon 500 bin mülteciye ev sahipliği yapan Türkiye hükümeti çok cömertçe davranıyor. Bununla beraber orada kaldığım sürece toplumu ayrıştıran “”biz ve onlar” ifadeleriyle de karşılaşmadım. Kimse, Türkiye’de yaşanan sorunlardan mültecilerin sorumlu olduğunu söylemiyor. Maalesef Avrupa ve Amerika’ya baktığımızda durum, ne yazık ki böyle değil. Yani Türkiye çok cömertçe, ekonomik ve sosyal kaynaklarını bu programlara aktarıyor. Burada misafir edilen mültecilerin yanı sıra, sınırda bekleyen diğer mültecilerin de aynı hizmetten yararlanacaklarını umuyorum. Biz de BM olarak elimizden geldiğince yardım etmeye çalışıyoruz. Bu sorunları temelden, Suriye’de yaşanan düşmanlığı sonlandırarak çözebiliriz. Buna ulaşmak için ben de bizzat Münih’deki müzakerelere katıldım. Burada ulaştığımız anlaşmalar sayesinde daha önce hiç ulaşılamayan bölgelere yardım konvoyları göndererek 130 bin savaş mağduruna yardım ettik. 120 den fazla tır yolladık ve bu yardımları yapmaya da devam edeceğiz. Ancak maalesef düşmanlığı sona erdirebilmek için siyasi tansiyonun düşmesi gerekiyor. Bu gerilimi de azaltmak için Mart ayı içinde yapmayı planladığımız Cenevre görüşmelerine umutla bakıyorum. Umarım bu görüşmeleri yapabilir ve istediğimiz sonuçları alabiliriz. BM olarak peşinde olduğumuz hedef bu.”

Amerika’nın Sesi’nin yaptığı bu söyleşide diğer bir konu İran’dı. Birkaç gün önce seçime giden İran’da reformcuların ve ılımlıların galip gelmesi hakkında Eliasson, bunun sadece ülke için değil bütün bölge için iyi bir gelişme olabileceğinin altını çizdi. Eliasson’a, “İran seçimlerinden çıkan sonuçla, bölgede var olan güç dengesinde herhangi bir değişme yaşanır mı?” sorusunu ilettik. “P5+1 ülkelerinin İran’la vardığı nükleer anlaşma burada çok önem taşıyor. Bu anlaşma hem nükleer silah yayılmasının önünde atılmış çok büyük bir adım, hem de İran’ın bölgedeki sorunlar adına daha fazla sorumluluk alması için iyi bir teşvik. Suriye, Lübnan, Irak ve hatta Yemen’de yaşanan bölge sorunlarında çözüme ulaşmamız için İran’a ihtiyacımız var. İran, bölgede önemli oyunculardan bir tanesi. İran ve Suudi Arabistan arasında bir gerilim yaşanıyor. Ancak umarım her iki taraf da, birbirlerine meydan okumaktansa diyalog yolunu tercih eder.”

Peki son seçimlerden çıkan sonuç diyalog kapısını açacak mı? Eliasson’a göre, İran’da çok farklı güç gruplarının bulunuyor ve bu grupların uyumu halen çok önemli. Eğer bu gruplar ortak çalışır ve İran’ı dünyaya açarlarsa, uluslararası toplum da İran’ı kabul edebilir. Uzman “Bu işbirliğinden de daha fazla yarar sağlarız. İşbirliği için tabi ki belli başlı istek ve taleplerimiz olacak, ancak İran’ın bizimle ortak çalışmasından daha çok barış çıkacak ve insan haklarına saygı artacaktır,” diye konuştu.

XS
SM
MD
LG