Erişilebilirlik

Bass Hoşgörü Mesajı Verdi


John Bass Diplomasi Muhabirleri Derneği üyeleriyle

John Bass Diplomasi Muhabirleri Derneği üyeleriyle

ABD’nin Ankara Büyükelçisi John Bass, Türkiye ile aralarında basın ve ifade özgürlüğü boyutuyla hukuki farklılığa işaret ederek, ABD’de hakaret suçu düzenlemesi bulunmadığını ve aşağılayıcı ifadelere hoşgörü gösterildiğini söyledi.

Türkiye’nin terörle mücadelesini desteklerini sıkça tekrarlayan Bass, vatandaşlıktan çıkarma tartışmalarıyla ilgili de “Güçlü, kendine güvenli, müreffeh ve hoşgörülü bir Türkiye görmek istiyoruz” dedi.

ABD Başkanı Barack Obama ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Washington’daki Nükleer Güvenlik Zirvesi kapsamında görüşmeleri sonrasında basın ve ifada özgürlüğü eksenindeki görüş ayrılığı dikkat çekmişti.

Obama – Erdoğan görüşmesi çerçevesinde, iki ülke arasında Suriye’deki Kürt siyasi ve askeri hareketi PYD-YPG’ye bakış noktasında da “terör örgütü mü değil mi” gerilimine çözüm bulunamadığı gündeme gelmişti.

Bu gelişmeler ardından ABD’nin Ankara Büyükelçisi John Bass, Diplomasi Muhabirleri Derneği’nin (DMD) üyeleriyle buluştu.

Bass, Türkiye kamuoyunda PKK konusunda Washington’un çelişkili davrandığı yönündeki iddialardan rahatsızlık duyduklarını ve ülke içindeki demokrasi temelindeki tartışmalara ise Türk halkınca karar verileceğini vurguladı.

PKK’ya “şiddete son verme” çağrısı

Bass, Türkiye’nin parçası olduğu Avrupa, Avrasya ve Ortadoğu coğrafyasında teröre karşı mücadele, güvenlik, barış, ile huzuru artırma çabasının herkes için de zor olduğunu söyledi. Irak ve Suriye kaynaklı aşırı şiddete karşı birlikte çalışıldığında daha güçlü olunduğunu kaydeden Bass, “Bunun küresel ve bölgesel doğası gereği birlikte çalışmaktan başka çaremiz yok” ifadesini kullandı.

Siyasi hedefler için güç-şiddet kullanılmasını reddettiklerini söyleyen Bass, “Birçok defa yaptığımız ve yapacağımız gibi bir kez daha PKK’ya şiddet kampanyasına son vermesi çağrısında bulunuyoruz. Silahları bırakması çağrısında bulunuyoruz. (PKK) Mümkün oldukça meşru diyaloğa girmeli ve bu ülke vatandaşlarınca kabul edilebilir görüldüğü ölçüde (meşru diyalog) sonuçlanmalı. Şiddetin altında yatan sorunlar mümkün olduğunca konuşulabilmeli” açıklaması yaptı.

ABD’nin PKK terörüne karşı Türkiye’nin mücadelesine devlet sorumluluğu çerçevesinde baktığını kaydeden Bass, yalnız terörle mücadelede “sivil kayıplar” noktasına şu sözleriyle dikkat çekti:

“Her şeyden önce ABD, Türkiye'nin nüfusunu, vatandaşını tüm terör tehditlerine ve şiddete karşı koruma hakkı olduğuna inanıyor. Bu bir devletin temel sorumluluğudur. Ancak Güneydoğu’nun kırsal alanındaki ya da şehirlerde şiddet boyutundan da çok rahatsızım. Ama şunu anımsamak önemli ki bu şiddet neden oluyor? Çünkü PKK terör saldırıları yapmayı ve otonomi ilan etmeyi tercih etti. Bu tamamiyle kabul edilemez. Çok doğaldır ki merkezi hükümet, taşra veya şehir fark etmez, operasyon yapma hakkına sahiptir. Biz çok acı deneyimler sonucunda öğrendik ki terörle mücadele operasyonları sivil kayıpları en aza indirecek şekilde olması önemli. Bu yüzden biz DEAŞ’a karşı operasyonlarımızda çok dikkatli davranıyoruz. Bu yüzden de DEAŞ’ın kontrol ettiği bölgelerde görmek istediğimiz sonuçları çok çok yavaş alıyoruz çünkü sivil kayıplar olmaması için çok dikkatliyiz. Bu ülkedeki misafir diplomatlar olarak bu şiddetin ortaya çıkardığı acıyı hissedebiliyoruz. Bu yüzden PKK’nın terör saldırılarını durdurması çok önemli. Bu sorunları çözecek ve şiddeti ilk başlatan nedenleri belirlemek amacıyla en iyi yöntemi bulacak şekilde bir süreç yeniden başlatılmalı. Bu çerçevede, şiddetin çözümüne Türk vatandaşları karar vermeli. Eğer kalıcı bir çözüm olacaksa o çözüm halktan gelmeli.”

PYD, PKK gibi terör örgütü mü? ABD, PYD’yi nasıl destekliyor?

Bass, PYD’ye ABD tarafınca “sınırlı destek” verildiği görüşünü yineledi. Bass, “Türkiye içerisinde hangi grup olursa olsun şiddet içeren eylemlerini reddediyoruz ve bu şiddete katkıda bulunan tüm dış grupların eylemlerinden endişe duyuyoruz. Türk hükümeti tarafından sunulan her iddiayı dikkatle inceliyoruz. Hepiniz biliyorsunuz ki PKK, ABD’de bir terörist grup olarak tanımlanıyor. Bu konuda çok netiz. Suriye içerisinde birlikte çalıştığımız gruplarla sadece DEAŞ’a karşı yürüttüğümüz operasyonlar çerçevesinde limitli bir amaç çerçevesinde birlikte çalışıyoruz. Suriyeli Arap gruplara yaptığımız her yardımda aynı amaç çerçevesinde yapılıyor. Bu konuda spekülasyonlar devam ettiği için bir kez daha vurgulamak istiyorum, ABD, YPG’yi silahlandırmıyor. Biz YPG’ye silah ya da mühimmat sağlamıyoruz” dedi.

Geçtiğimiz aylarda Türk Hükümeti’nin, Güneydoğu’da tutukladığı bazı teröristlerde ele geçirdiği Amerikan silahlarıyla ilgili konuyu gündeme getirdiğini de söyleyen Bass, “Söz konusu silahların Irak güvenlik güçlerine verdiğimiz silahlar olduğunu doğruladığımızı söyleyebilirim. Bu bilgi Türkiye’nin, PKK ile savaşında çok yardımcı oldu. Biz, Türkiye’yi PKK’ya karşı meşru savaşında ve PKK’ya dış güçlerin materyal sağlayıp sağlamadığı konusunda emin olunması konusu da dahil desteklemeye devam ediyoruz” diye konuştu.

“Türkiye’nin, PYD endişesinde hassasiyet gösteriyoruz”

DEAŞ ile mücadelede askeri operasyon detaylarına giremeyeceğini ancak DEAŞ’ın temizlendiği bölgelerde yeni bir sorun ortaya çıkmasını istemediklerini anlatan Bass’ın, “Suriye’de DEAŞ ile mücadele adı altında hiçbir grubun demografik yapıyı değiştirmesini istemiyoruz” sözü dikkat çekti.

“PYD’nin, Türkiye-Suriye sınırındaki bölgedeki hakimiyetiyle ilgili Türkiye’nin güvenlik endişelerini anlıyoruz ve hassasiyet gösteriyoruz” diyen Bass, son birkaç ayda Türk Hükümeti’nin kaçakçı geçişlerinde sınır kontrollerini güçlendirmesiyle DEAŞ için hareket alanında daralma olduğuna da işaret etti.

Suriye’de Membiç bölgesindeki DEAŞ ile mücadele operasyonunda PYD’nin rolü ile ilgili soru üzerine Bass, Türk hükümetiyle aylardır DEAŞ’ın bölgeden çıkarılması sonrasında güvenlik ortamı ve belirli bir yönetim kurulması için yakından çalışıldığını söyledi.

Cenevre’deki siyasi görüşmeleri de anımsatan Bass, “Suriye’de siyasi geçiş dönemi için sanırım Türkiye ve ABD’nin aynı hedefleri paylaştığını hatırlamak önemli olacaktır. İnanıyoruz ki soruna askeri bir çözüm yok. Beşar Esad’ın Suriye’nin geleceğinin bir parçası olmadığına inanıyoruz. Suriye’de nasıl bir politik mutabakat çıkarsa çıksın bunun Suriyeliler tarafından verilmiş olması önemli diye düşünüyoruz. İnanıyoruz ki Suriye’nin geleceğindeki siyasi düzenlemeler Suriye halkının vereceği bir karar olmalı; DEAŞ’a karşı askeri operasyonların bir sonucunda olmamalı” yorumunda bulundu.

“ABD’de hakaret suçu yok” vurgusu

ABD’nin Ankara Büyükelçisi Bass, Erdoğan’ın Obama ile görüşmesinde kendisine doğrudan basın-ifada özgürlüğü eleştirisini yansıtmadığı yönündeki sitem açıklamalarıyla ilgili soru üzerine, iki ülkede özgürlükler ve “hakaret suçu” meselesinde farklılık bulunduğuna dikkat çekti.

Büyükelçi Bass, Obama’nın Türkiye’deki basın ve ifade özgürlüğüyle ilgili ifade ettiği endişeler noktasında şöyle konuştu:

“Başkan Obama’nın sözleri kendisini anlatmakta yeterince açık diye düşünüyorum. İki ülke hükümetleri arasında değişik ortamlarda, özelde veya kamuoyuna açık ortamlarda bir çok defa konuştuğumuz şeyi yansıttığını düşünüyorum. Başkan Yardımcısı’nın son ziyaretinde daha önce söylediği gibi, ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü ve Beyaz Saray Sözcüsü’nün söylediği gibi, bunlar çok tutarlıydı ve devamlılık göstermekteydi. Şunu söylemeliyim ki bu konunun (Obama’nın sözleri) burada ele alınış tarzına, ABD yetkilileri yaklaşımda iki yüzlülük olduğuna dair yorumlara çok şaşırdım. Bunun nereden kaynaklandığını anlamaya çalıştım. Sanırım bizim yasal sistemimizdeki ifade özgürlüğü kavramı ve uygulanmasıyla ilgili hukuki düzenleme farklılıklarından kaynaklanıyor. ABD’de yasal sistemimizde ‘hakaret suçu’ düzenlemesi yok. Eğer Obama’nın Instagram hesabına günlük olarak baktığınızda çok sayıda hakaret içeren yorumlar görürsünüz. Ben de bunları sevmiyorum, aşağılayıcı buluyorum. Benim ve elçiliğimize ait Instagram hesaplarımıza yapılan yorumları da hakaret edici buluyorum ve kesinlikle katılmıyorum. Ama bunları hoş görüyoruz. Çünkü ifade ve basın özgürlüğü demokrasinin iki temel unsurudur. Avrupa ve Türkiye’deki dostlarımız bu konuda, “hakaret suçu” kavramını tanımlarken daha farklı bir yaklaşımı ele aldılar. Ben burada bizim sistemimiz daha iyi demek istemiyorum. Bu o ülkelerdeki vatandaşlarca karar verilecek bir şey.”

Anayasal demokrasi, basın-ifade özgürlüğü

Türkiye’de “anayasal demokrasi” açısından gelişmeleri ABD’nin nasıl karşıladığıyla ilgili soru üzerine Bass’ın, teröre çözüm konusunda olduğu gibi “Türk halkınca karar verilmeli” vurgusu göze çarptı. NATO üyeliği kapsamında ABD dahil tüm müttefik ülkelerce “anayasal demokrasi” taahhüdü verilmiş olduğunu kaydeden Bass, “Helsinki Sözleşmesi’ne taraf olan tüm ülkelerce de taahhüd edilmiştir. Türkiye’nin demokrasisi hakkındaki sorular, Türk halkının karar vereceği sorulardır. Bizim özel önem gösterdiğimiz konuysa her anayasal demokraside evrensel değerler ve kurucu prensipler ne kadar korunuyor? (meselesi). Basın özgürlüğü, vatandaşların kendilerini etkileyen konularda geniş kapsamlı bir bakış açısı ve bilgiye sahip olmasını garanti ediyor oluşu nedeniyle de önemlidir. Böylece (vatandaşlar) seçenekler arasından karar verebilirler ve tartışmalara katılabilirler” diye konuştu.

Vatandaşlıktan çıkarma tartışması için ne düşünüyor?

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gündeme taşıdığı “terör yandaşı” gerekçesiyle vatandaşlıktan çıkarma uygulamasına geçilmesi ihtimaline dair görüşleri sorulduğunda ise, Bass, diplomat kimliğini vurguladı ancak “hukukun üstünlüğü” ön şartına da işaret etti.

John Bass, “Ben hukuk uzmanı değilim. Diplomatım. Her ülkede vatandaşlık haklarıyla ilgili yasal düzenlemeler karmaşıktır. Vatandaşlığı nasıl kazandığınız veya kaybettiğiniz süreciyle ilgili her ülkede farklı yaklaşımlar vardır. ABD ve Avrupa-Atlantik toplumlarına bakarsanız yaklaşım farklılıklarını görebilirsiniz. Bizim için önemli olan anayasal demokrasilerdeki bu süreçler, taraflarca katkıda bulunacak ve hukukun üstünlüğünü yansıtacak yasal süreçler gerektiriyor” dedi.

Türk – Amerikan ilişkileri tarihindeki yakın çalışma ve işbirliği örneklerini de anımsatan Bass, ABD olarak Avrupalı dostlarını şaşırtsa da Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) üyeliğinde en güçlü savunuculuğu yaptıklarını da dile getirdi. Türkiye’nin sahip olduğu potansiyeli gerçekleştirmesi için ABD’nin desteğini ifade etmeye devam ettiğini kaydeden Bass, “Güçlü, kendine güvenli, müreffeh ve hoşgörülü bir Türkiye görmek istiyoruz. Bu bizim çıkarımıza.. Bu hem demokrasi toplumuna hem bizim vatandaşlarımıza hem dünyadaki diğer vatandaşlara daha barışçıl ve mürreffeh bir dünyada yaşama fırsatı vermektir” diye konuştu.

NATO üyesi bir ülke olarak Türkiye’de “anayasal demokrasi” ilkesi uyarınca akademisyenler, gazeteciler gibi kesimlere yönelik dava süreçlerine ilişkin soru üzerine Bass, “Her bireysel dava veya hukuksuzluk iddiası; o ülke kanunlarına uygun olarak yürütülmeli ve ülke vatandaşlarına hukuk sistemine güven duymalarını sağlayacak şekilde tam olarak uygulandığını hissettirmeli” görüşünü aktardı.

Reza Sarraf sorusuna “güçler ayrılığı” yanıtı

ABD Elçisi Bass, Reza Sarraf’ın yargılanmasıyla ilgili Türkiye’den herhangi bir bilge-belge talep edilip edilmediği yönündeki soruya karşılık “Bu konuda konuşacak bir pozisyonda değilim. Güçler ayrılığı ilkesi nedeniyle ABD’de federal mahkemedeki bir dava süreci hakkında konuşamamam. İki ülke adalet bakanlıkları arasında işbirliğinden memnunuz” dedi.

Türkiye’nin Fethullan Gülen’in ABD’den iadesini talep etmesini de değerlendiren Bass, “Gülen ve örgüt eylemlerine gelecek olduğumuzda, her zaman gerçek veya olası suç içeren ABD’de içindeki faaliyetleriyle ilgili bilgi almakla hevesliyiz. Bunu her zaman ciddiye alıyoruz. Bunları her zaman ABD yasaları içerisinde değerlendiriyoruz. Yakın zamanda Gülen’in bağlı olduğu şirketlerce ABD seçim kampanyaları hukukunu ihlal ettiğine yönelik iddialar dikkatimize getirildi. Yasal başvuru yapıldı. ABD içerisinde yasa dışılıkla ilgili kanıt sunulduğu anda hukuki işlemleri başlatıyoruz” diye konuştu.

ABD neden aileleri Türkiye’den geri çağırdı?

Büyükelçi Bass, ABD’nin Türkiye’deki personel ailelerine yönelik “geri çağırma” kararı arkasında nasıl bir terör riski veya istihbaratı olduğu konusundaki soruyu da yanıtladı. Bass, “Biz Türk Hükümeti ile terörist saldırılar, tehditlere karşı çok yakın çalışıyoruz. Bu tehditleri yok etmek için çok yakın çalışıyoruz ve bu tehditler Türkiye’deki Amerikan vatandaşlarına da olsa Türk vatandaşlarına da olsa bu tehlikelere karşı elimizden geldiğince bütün desteği veriyoruz. İncirlik’te aldığımız tedbirlere gelince bunu DEAŞ’a karşı yürüttüğümüz operasyonlar bağlamında ele almak önemli. Askeri operasyonlarda yer alan üslerimizde ailelerin bulunması çok nadir bir şeydir. DEAŞ’ın, Türkiye içerisinde eylem yapma ısrarının artması bizim de bölgedeki personelin ailelerini geri çekmeyi öncelikli hale getirdi. Adana ve Mersin gibi bölgelerde konsolosluk faaliyetlerimiz devam ediyor” dedi.

Bass, ABD’nin başka bir üs bölgesi belirleyeceğiyle ilgili iddiaya ilişkin soruya karşılık ise, “İncirlik, DEAŞ’ın bitirilmesi için geniş bir operasyonun parçası olarak katkıda bulunmaya devam ediyor. Türkiye, bizim bu operasyonlarımızı memnuniyetle karşıladığı sürece de bu devam edecektir” yanıtını verdi.

Mülteci sorununda ABD’nin “küresel liderlik” rolü

Türkiye’de ABD’nin “küresel liderlik” rolüyle ilgili konuşulanları, yazılanları da gözlemlediğine işaret eden Bass, mülteci sorunu çerçevesinde Türk hükümeti ve Türk halkınca sergilenen misafirperverlik ve cömertliği selamladığını dile getirdi. Ancak bir noktayı düzeltmek istediğini belirten Bass, dünyadaki mülteci sorununa ve ABD’nin rolüne şu sözlerle açıklık getirdi:

“G-20’ye üye ülkelerin liderliği yani dünyada siyasi ve ekonomik açıdan önde gelen ülkelerin liderliği açısından üzücü olan gerçek şu ki Türkiye’deki 3 milyon sığınmacı olması çok daha büyük bir rakamın ve büyük bir problemin bir parçası. 55 milyon mülteci ve yerinden edinmiş kişi var dünya genelinde. Bir kısmı Türkiye’den daha küçük ülkelerde yaşıyor. Ekonomisi daha küçük ülkeler daha az sığınmacıyı kaldırabilir durumda. Örneğin, Kongo, Güney Sudan. Türkiye’nin buradaki cömertliği ve yaptığı yardımlar, ABD’nin ve diğer ülkelerin maddi kaynaklarını bu diğer ülkelerdeki mültecilere aktarmasına yardımcı oluyor. Bunlar Suriye’nin komşusu olan çok daha küçük ekonomiler de olabilir veya Afrika’da, Asya’da, Latin Amerika’da olabilir. Ben küresel bir perspektiften küresel liderlikten söz ediyorum. Küresel ortaklık ile dünya ülkelerine liderlik edilmesinden söz ediyorum.”

XS
SM
MD
LG