Erişilebilirlik

‘Barış Bildirisinin Anlamı Çarpıtıldı’


Barış için Akademisyenler Grubu’nun, "Bizler bu suça ortak olmayacağız" başlığıyla yayınladığı bildiriye Amerika’dan imza atan Türk akademisyenler, Türkiye’de bildiriyi imzalayanlara karşı başlatılan hukuki ve idari soruşturmanın fikir özgürlükleriyle bağdaşmadığını savundu.

Bildirinin anlamının çarpıtılıp kamuoyuna yansıtıldığını belirten akademisyenler, imzaladıkları bildiride talep edilenin bir önceki hükümet programında yer alan “Çözüm Sürecine” geri dönülmesi ve barış çağrısı olduğunu vurguladı.

“Barıştan her geçen gün uzaklaşılıyor”

Tartışma yaratan bildiriyi imzalayan akademisyenlerden Cornell Üniversitesi Öğretim Üyesi Esra Akcan, Amerika’nın Sesi’ne yaptığı açıklamada, bildirinin anlamının saptırıldığını söyledi. Akcan,"Bildirgeyi imzalayan akademisyenlerin üniversiteden uzaklaştırma ya da haklarında soruşturma açma yoluyla cezalandırılmaları hiç şüphesiz akademik ve fikir özgürlükleri ile bağdaşmıyor; oto sansür mekanizmasını işletmeye çalışılıyor. Ayrıca, bu bildirgenin sanki barış çağrısı değil şiddete davet bildirgesiymiş gibi topluma aktarılmasının, üstelik bunun bu kadar ağır, onur kırıcı sözlerle yapılmasının, bildirgenin anlamını çarpıttığını, tersine çevirmeye çalıştığını düşünüyorum. Bu ise, korkarım, toplumda zaten var olan uçurumların büyümesine, barıştan her geçen gün biraz daha uzaklaşılmasına neden oluyor," dedi.

“Devletin sorumsuz reisi”

Bildiriyi Amerika’dan imzalayan akademisyenlerden Wisconsin Üniversitesi Öğretim Görevlisi Taylan Acar da, imzaladığı bildirinin “çözüm süreci” adıyla anılan hükümet girişiminin yeniden işler hale getirilmesinden ibaret olduğunu belirtiyor.

Tartışma yaratan bildiriyle ilgili Amerika’nın Sesi’ne görüşlerini aktaran Acar, “Şu anda akademisyenlere yöneltilmiş olan tedhiş AKP rejiminin Gezi isyanı sonrasında belirginleşen bir özelliği. En ufak eleştiriye, itiraza elinde olan tüm aygıtlarla, tüm gücüyle şedit bir şekilde saldıran bir yürütme ortaya çıkmış durumda. Şu an yaşananlar devletin sorumsuz reisinin bir işaretiyle harekete geçen yargı kurumunun ve hareketin siyasi örgütlenmesinin uyguladığı sokak terörünün demokrasi, hukuk devleti ve ifade hürriyetini ve bu örnekte görüldüğü gibi akademik özerkliği ne kadar tehdit ettiği bir kez daha gözler önüne serilmiştir,” dedi.

“Bildirinin talebi çözüm sürecine dönmek”

Bildirinin terör örgütünün propagandasını yapmak veya övmek olmadığını savunan Acar, “Bakın, hukuk akademisyenleri Mehmet Cemil Ozansü ve Barkın Asal’ın Odatv’deki yazılarında belirttikleri gibi bildiri herhangi bir terör örgütü propagandası yapmak veya bir terör örgütünün yöntemlerini övmek şöyle dursun -- bildirinin talebi aslında bir önceki hükümetin programına dönülmesinden -- yani “çözüm süreci” adıyla anılan hükümet girişiminin yeniden işler hale getirilmesinden ibaret. Yani kamuoyunda Dolmabahçe mutabakatı olarak anılan anlaşma çerçevesinde, kalıcı bir barış hedefiyle müzakerelere devam edilmesi için Türkiye Cumhuriyeti hükümetine bir çağrı yapıyor ve bu olasılık durumunda sürece katkı verme taahüdünde bulunuyor. Bildirinin kamuya açıklanmasının ertesinde yaşananlar ancak ve ancak Cumhurbaşkanı’nın bu akademisyenleri hedef göstermesiyle açıklanabilir. Eğer Erdoğan Salı günü bu bildiriyi anmasaydı, iş buralara gelir miydi? Bunun cevabını vermek kolay değil, ancak zihnimizi kurcalaması gerekiyor,” dedi.

“Rıza yolu ile hükümet edemeyen zor kullanarak etmeye çalışır”

Türkiye'de özgürlüklerin giderek sınırlandığını belirten Acar, “Türkiye elbette hiçbir zaman bir özgürlükler diyarı olmadı. Ancak son dönemde yaşanan baskı öncekilerden biraz farklı. Bakın, 1 Kasım 2015’te parlamento seçimleri yenilendi. Bu seçim öncesinde hiçbir muhalefet partisi miting düzenleyemedi bomba patlayacak korkusuyla. İktidar yanlısı olmayan her toplaşmanın üzerinde açık bir saldırı tehdidi vardı. Beğensek de beğenmesek de seçim arifeleri bu ülkenin siyasi anlamda hürriyetlerin en az kısıtlandığı dönemlerdir, tabii Güneydoğu illerindeki olağanüstü durumları bir tarafa koyarak söylüyorum bunu. Ancak son seçimde bu göreli siyasi hürriyetler de tamamen sınırlandı. Bugün adliyenin hükümetin siyasi rakiplerini susturduğu ve yıldırdığı bir enstrümana dönüştüğünü söylemek abartılı olmaz. Son on yıla dönüp bakın, devletin yargı fonksiyonuna güvenin bu nedenli azalmasının başlıca nedeni, savcıların devamlı surette AKP’nin manevralarına göre devamlı değişen siyasi rakiplerine karşı giriştiği operasyonlar ve yargılamalardı. Bunu AKP’nin göreli olarak zayıflamasıyla da açıklayabiliriz. Siyaset sosyolojisinin en temel önermelerinden birisidir; rıza yolu ilehükümet edemeyen, zor kullanarak etmeye çalışır. Bugün ise Türkiye zorbalıkla idare ediliyor. Rejimin zayıfladıkça gericileşen ve hürriyetlere karşı saldırganlaşan tutumunu bununla açıklamak mümkün”

XS
SM
MD
LG