Erişilebilirlik

AB-Türkiye İlişkileri 2010’da Nasıl Gelişti?


AB-Türkiye İlişkileri 2010’da Nasıl Gelişti?

AB-Türkiye İlişkileri 2010’da Nasıl Gelişti?

Geride bıraktığımız aylara bakıldığında Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinde neredeyse yaprak kıpırdamadığı net şekilde görülüyor. 3 Ekim 2005’te başlayan üyelik müzakereleri bu yıl da ağır aksak ilerledi. Ne Türkiye kendisinden beklenen performansı tam anlamıyla sergileyebildi ne de Avrupa Birliği bazı üyelerinin siyasi manevralarına engel olabildi. Gelinen aşamada 2011’de Ankara-Brüksel hattındaki ilişkileri parlak bir performansın beklediğini söylemek de oldukça zor.

2010’da Avrupa Birliği’yle ilişkilerde yine imtiyazlı ortaklık mesajları, eksen kayması tartışmaları ve müzakere süreci öne çıktı. 2010’da imtiyazlı ortaklık vurgusunda Almanya’nın Fransa’yı geride bıraktığı görüldü. Paris bu konudaki girişimlerini kapalı kapılar ardında sürdürürken Berlin, Başbakan Angela Merkel aracılığıyla bu konuyu her fırsatta ısıttı. Merkel’in açıklamalarına Mart ayında en net tepkiyi Başmüzakereci Egemen Bağış verdi: “Kendi yaptığı koalisyon protokolünde, ‘Türkiye’yle müzakereler devam etmelidir’ cümlesinin altında Sayın Merkel’in imzası vardır. Kendi imzasına ve hükümetinin altına imza koyduğu AB Konseyi kararlarına bir kez daha bakmasını kendisine tavsiye ediyoruz."

Özellikle Ankara ile Tahran arasındaki ilişkilerdeki sıcaklık Brüksel’de oldukça soğuk karşılandı. Avrupa Birliği, Türkiye’nin İran konusunda Brüksel’le koordinasyon içinde hareket etmesi gerektiğini her fırsatta Ankara’ya iletti. İki ülke arasındaki yakınlaşma Türkiye’nin ekseninde kayma olduğu tartışmalarını da alevlendirdi. Türkiye’nin rotasının Batı’dan Doğu’ya kaydığı vurgusuna en sert tepki verenlerden biri yine Bağış oldu. Bağış Haziran ayında şunları söyledi: “Türkiye’nin ekseninin ve kimliğinin değiştiği veya kaydığı iddiaları tamamen yalandır. Türkiye’nin fanatizme, radikalizme kaydığı iddiaları uydurmadır.”

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Mayıs ayında Brüksel’de yaptığı bir konuşmada üyelik sürecinin tam bir kararlılıkla sonuca ulaştırılması gerektiğini söylemiş ve Avrupa Birliği’n’den iki talepte bulunmuştu: “AB’den beklediğimiz 1-Ahde vefa, 2- Müzakere süreciyle ilgili olmayan siyasi konularla ilgili engeller çıkarılmaması.”

Davutoğlu’nun bu iki beklentisinin karşılandığını söylemek zor. Türkiye, 2010’da sadece bir başlık açabildi. Bazı başlıkların Rum bandıralı gemilere Türk limanlarının açılmaması nedeniyle askıda olması, Güney Kıbrıs ve Fransa’nın da bazı başlıklara siyasi blokaj uygulamaları nedeniyle Ankara’nın elinde açılabilecek 3 başlık kaldı. Bu 3 başlıktan biri olan “rekabet politikası”nın açılmasının da Türkiye’nin gerekli teknik çalışmaları tamamlayamaması nedeniyle 2011’e sarkması akıllara Egemen Bağış’ın Mart’ta yaptığı açıklamaları getirdi: “Fasıl açmak gazoz açmaya benzemiyor. Onunla ilgili de çok ciddi bir altyapı çalışması lazım.”

İlgili bağlantılar

XS
SM
MD
LG