Erişilebilirlik

25 Mart Amerikan Basınından Özetler



Washington Post, Temsilciler Meclisi Silahlı Kuvvetler Komisyonu Başkanı Cumhuriyetçi Partili California Milletvekili Howard P. McKeon’un Libya’ya askeri müdahale konusundaki bir yazısına yer veriyor. McKeon şöyle diyor:

‘Libya’daki askeri müdahale ikinci haftasına girerken Başkan Obama’nın bazı açıklamalar yapmasının zamanı geldi. Öncelikle belirtmem gerekir ki ilk hava de deniz saldırıları ana amacına ulaşmıştır. Koalisyon gemi ve uçakları sivilleri Kaddafi’nin gazabından korumuş, Afrika kıtasında bir başka katliam daha yaşanmasını engellemiş, yeni bir Darfur ya da Ruanda yaşanmamıştır. Bundan ötürü gurur duymalılar. Ancak Beyaz Saray’ın planları beni kaygılandırıyor. Başkan Obama’nın birbirinden bağımsız iki stratejisi var. Birincisi Libya halkını terörist bir diktatörden korumak. Bu, koalisyon ordularının görevi. Ancak Başkan Obama Kaddafi’nin görevden uzaklaştırılması gerektiğini de söylemişti. Bu da siyasi bir görüştür ve bu iki amacın uyumsuzluğu çıkmaza girilmesine neden olur. Ordunun yürüttüğü, ucu açık, Amerikan kaynaklarının kullanıldığı bir insani yardım operasyonu beni şüphelendiriyor. Bingazi’deki Libya halkını korumayı başardık, peki şimdi ne olacak? Amerikan güçleri Kuzey Afrika’da daha ne kadar kalacak? Komuta değişimi ne zaman olacak? Önümüzdeki hafta Şafak Yolculuğu operasyonuna ilişkin Savunma Bakanlığı’yla yapılacak oturumda bu soruları soracağım. Tarih, köklü bir düşmanı yerinden etmede hava saldırılarının yeterli olamayabileceğini gösteriyor. Kaddafi hemen yenilmez, görevi bırakmazsa Amerika 1990‘larda Irak’ta olduğu gibi on yıllık bir misyona mı girişecek? Başkan’ın kendisi askeri müdahalenin hükümetin yasama organı tarafından onaylandığı zaman en büyük başarıya ulaşacağını söylemişti. Bu durumda Obama’nın Kongre’den önce Birleşmiş Milletler’e başvurmuş olmasını tuhaf karşılıyorum. Başkan’dan Libya’da Amerika’ya yönelik tehdit ve Amerika’nın çıkarlarının güç kullanarak nasıl korunacağına dair bir açıklama bekliyorum.’

New York Times ise herkesin şu anda Libya’daki duruma odaklanmış olduğunu ancak komşu Mısır’da devrimin hala devam ettiğini, bu gerçeği kimsenin unutmaması gerektiğini hatırlatıyor. Mısır’ın Arap dünyasındaki en önemli ülke olduğunu kaydeden gazete, altı hafta önce Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek’i deviren protestoların demokrasiye geçişte sadece bir başlangıç olduğunu yazıyor. Yazının devamı şöyle:

‘Mısır halkı demokrasiye geçiş sürecini doğru şekilde gerçekleştirmek için onyıllar boyunca bu amaca bağlı kalmalı. Amerika ve diğer demokratik ülkelerin yardıma hazır olması Mısır’da başarıya ulaşma şansını arttırır. Geçen Cumartesi Mısır’da ilk hür ve adil seçimler yapıldı. Milyonlar, anayasa değişiklikleri için sandık başına koştu ve dokuz değişikliği onayladı. Buna göre devlet başkanı ancak dörder yıllığına iki dönem görev yapabiliyor, devlet başkanının olağanüstü hal ilan etmesi zorlaştırılıyor. Ancak yine de bazı hatalar yapıldı. Anayasa değişiklikleri gizli saklı işleyen askeri konseyin atadığı bir panel tarafından hazırlandı. Oya bir an önce sunulması için acele edildi. Değişiklikler yeterli değil. Devrimi gerçekleştiren gençlerin demokrasi talebinin anayasa değişikliklerini en çok isteyen eski rejim yanlıları ve Müslüman Kardeşler örgütü tarafından ezilmesinden ötürü duygukları kaygıları paylaşıyoruz. Mısır’da askeri hükümet siyasi partilerin oluşumunu kolaylaştırarak sivil yönetime geçişte rahatlık sağladı. Ancak protesto gösterilerini yasakladı. Olağanüstü hal ve bunun getirdiği ifade ve toplanma özgürlüklerine yönelik kısıtlamalar derhal kaldırılmalıdır. Mısırlılar siyasi reformları acilen yapmalı. Amerika ve Avrupa’ysa ekonomik reformlar konusunda yardımcı olabilir. Amerika’nın kısa süre önce açıkladığı mali yardım iyi bir başlangıç. Batılı ülkeler Mısır’la olan ticareti geliştirmeli. Bu, İsrail’in de yardım elini uzatması için iyi bir fırsat.’

Christian Science Monitor ise daha güvenli nükleer santraller için 70’li yılların teknolojisinin artık geride bırakılması gerektiğini yazıyor. Dünyanın nükleer enerjiye ihtiyacı olduğunu kaydeden gazete, Fukuşima santralinde olanların nükleer enerji konusundaki küresel bakış açısını bulanıklaştırmaması gerektiğini belirtiyor ve şöyle diyor:

‘Jeotermal, güneş ve rüzgar gibi yenilenebilir enerji kaynakları elbette gelecekte daha büyük rol oynayacak. Ancak bu kaynaklar dünyanın enerji ihtiyacının çok küçük bir kısmını karşılamaya yetiyor. Ana elektrik kaynağı olarak dünyanın enerji ihtiyacını omuzlamaktan daha çok uzaklar. Nükleer enerji birçok kaygıyı da beraberinde getiriyor. Örneğin santrallerin teröristlerden nasıl korunacağı, bombaya dönüştürülebilecek nükleer malzemelerin yayılmasının nasıl önleneceği, nükleer atıkların nasıl saklanacağı büyük kaygı kaynağı. Ancak nükleer enerji şu anda Amerika’nın enerji ihtiyacının yüzde 20, tüm dünyanınsa yüzde 14‘ünü karşılıyor. Nükleer enerjinin yerini doldurmak çok zor olur. Peki Amerika nükleer enerjiyi nasıl daha güvenli hale getirir? Iş öncelikle ülkemizdeki 104 nükleer santralin güvenlik açısından değerlendirilmesiyle başlıyor. 1970‘lerde kurulan nükleer santraller artık ömrünü tamamlıyor. Yeni nesil güvenli santrallere ihtiyacımız var. Artık hayatımızında 1970’li yılların teknolojilerine hiç yer vermiyoruz. Hibrit motorlu araçlar kullanıyor, üç boyutlu filmler izliyor, tablet bilgisayarlar ve akıllı telefonlarla iletişim kuruyoruz. Peki neden hala 70‘lerin nükleer teknolojisine güvenelim?’

XS
SM
MD
LG