Erişilebilirlik

"2011'de Hükümet Kürt Meselesinde Geri Adım Attı"


"2011'de Hükümet Kürt Meselesinde Geri Adım Attı"

"2011'de Hükümet Kürt Meselesinde Geri Adım Attı"

Princeton Üniversitesi uzmanı Dr. Akın Ünver'e göre açılım sürecinde birçok kırılma noktası oldu,ancak bir numaralı kırılma noktası Kandil'den inişlerin bir özür değil zafer görünümü taşımasıydı

Türkiye 2011'de "Demokratik Açılım"da ne kadar yol aldı? Barış ve Demokrasi Partisi, PKK'yla ilişkilerini tanımlayabildi mi? Halkın "Kürt Açılımı"na desteğinin azalmasına bu tanımın açıklık kazanmaması mı neden oldu? Amerikan askerleri Irak'tan çekildikten sonra İran, Türkiye ve bölge için bir tehdit yaratabilir mi? Amerika'nın en saygın üniversitelerinden Princeton'da Ertegün Kürsüsü öğretim üyesi olan dış politika uzmanı Dr. Akın Ünver'e göre, Türk hükümeti, Kürt meselesine barışçı yollarla çözüm bulma hedefinde, PKK'nın artan saldırıları yüzünden geri adım atmak zorunda kaldı. BDP'nin PKK'yla ilişkilerini tam olarak tanımlayamaması ve arasına mesafe koyamaması da Türk halkının açılıma desteğini yıprattı.

"2011'de Hükümet Kürt Meselesinde Geri Adım Attı"

"2011'de Hükümet Kürt Meselesinde Geri Adım Attı"


Dr. Akın Ünver, Amerika askerlerini Irak'tan çektikten sonra bir karışıklık dönemi yaşanacağını düşünüyor ve bu boşluktan İran'ın yararlanmasının hem Türkiye'ye hem de bölge ülkelerine zarar vereceğini söylüyor.

Amerika'nın Sesi'nden Hülya Polat'ın sorularını yanıtlayan dış politika uzmanı Akın Ünver, Suriye'nin geleceğinin bölge ve Türkiye için son derece önemli olduğunu vurguluyor. Princeton Üniversitesi öğretim üyesi Dr.Akın Ünver'le söyleşimizi aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz.

HP- Demokratik Açılım ya da Kürt Açılımı açısından 2011 nasıl bir yıl oldu? Türkiye’de hükümet, bu konuda ilerleme sağladı mı?

"2011'de Hükümet Kürt Meselesinde Geri Adım Attı"

"2011'de Hükümet Kürt Meselesinde Geri Adım Attı"


AÜ-
Hükümet ilk siyaseti olan Kürt meselesinin tamamen barışçı yollarla çözülmesi konusunda 2011’de geri adım atmak zorunda kaldı. Bu noktada iki görüş var. Biri eleştirel görüş. Bu görüşe sahip kişiler diyor ki, zaten başından beri Kürt açılımı diye bir mesele olamazdı. Bu mesele birincil olarak askeri müdahaleyle halledilebilen bir sorun. Dolayısıyla hükümet bu noktada zaten bildiğimiz noktaya geri döndü fakat geri dönerken de beş yıl kaybettirdi gibi bir görüş var. İkinci görüş de hükümetin mümkün olan bütün ordu dışı opsiyonları kullandığını, denediğini ve ancak onlar başarılı olmadıktan sonra yavaş yavaş askeri müdahaleyi gündeme getirdiğine dair daha destekçi bir görüş var. İki görüşün de kendilerine göre doğru ve yanlışları var. Fakat şu noktada, hükümetin söylem olarak ve yapacaklarını iddia ettikleri hareketler bakımından geleneksel Kürt politikasına geri dönüşün sinyallerini verdiklerini düşünüyorum. Açılım sürecinde çok ciddi çalışmalar yapıldı. Bu konuda da eleştirenler yeterince derinlemesine inmediği, yeteri kadar samimi olunmadığı konusunda eleştiri yapıyorlar. Açılımı destekleyenler de bugüne kadar hiç yapılmadığı kadar kapsamlı bir çalışma yapıldığını ifade ediyorlar. Açılım sürecinde birçok kırılma noktası oldu fakat Türk halkı için zannediyorum ki bir numaralı kırılma noktası Kandil’den inişler ve Kandil’den inişler sırasında kullanılan sözler ve inişin bir özür niteliğinde değil bir zafer niteliğinde olduğu meselesinde Türk halkının demokratik açılım konusundaki bütün desteğini ortadan kaldırdı. Fakat öteyandan da PKK ve BDP açısından bakacak olursak, AK Parti bu meseleyi eğer çözerse PKK ve BDP’ye gerek olmayacak endişesiyle belli noktalarda süreci çok ciddi sürüyüp belli noktalarda da sabote ettiğini görüyoruz. Dolayısıyla şu anda hükümetin bir numaralı gündemi bir taraftan asker dışı müdahaleleri daha detaylı bir şekilde formüle ederken bir yandan da daha once defalarca sözünü ettikleri dört bin beş bin kişilik özel bir birlik yaratıp bununla PKK’yla savaşma noktasına gelmek. Dolayısıyla 2011, Türkiye’nin AK Parti öncesi geleneksel devlet politikasına geri döndüğü bir sene oldu.

"2011'de Hükümet Kürt Meselesinde Geri Adım Attı"

"2011'de Hükümet Kürt Meselesinde Geri Adım Attı"



Hükümetin muhalefet partilerine ve parti dışı muhalefete en çok kapalı olduğu dönemlerin birini yaşıyoruz. BDP’yi bir kenara bırakalım, Cumhuriyet Halk Partisi’nin bile muhalefet yapabilme kapasitesinin çok sınırlandığı bir dönem şu nokta ve bu noktayla ilgili zaten Avrupa Birliği ve Amerika’dan aslında eleştiri biz beklerken Arap Baharı’yla birlikte Türkiye’nin öne çıkan rolü bu eleştirileri biraz geri plana itiyor ve bu siyasi birimlerden Türkiye’ye eskisi kadar eleştiri gelmemesini sağlıyor. BDP’nin kesinlikle bir rolü olduğuna ben inanıyorum. Fakat öteki taraftan hükümet açısından baktığımızda halk hala BDP’yi hala PKK’yla arasına mesafe koyamamış bir parti olarak görüyor ve dolayısıyla BDP’li bazı milletvekillerinin “bizimle değil, PKK’yla görüşün, ya da bizimle değil Abdullah Öcalan’la görüşün” demeleri halk nezdinde ve hükümet nezdinde “eğer biz PKK’yla görüşeceksek o zaman BDP’nin görevi nedir” gibi bir bilinç ortaya çıkardı. Dolayısıyla anayasa meselesinde BDP’nin herhangi bir etki gösterebilmesi için öncelikle PKK’yla olan ilişkisini çok iyi tanımlaması gerekiyor. PKK’nın bir uzantısı olarak, bir siyasi uzantısı olarak eğer mecliste kendini tanımlıyorsa ve anayasa çalışmalarına PKK’nın bir uzantısı olarak katılıyor ve böyle bir tanım yapıyorsa bunu halk da dahil olmak üzere hükümet de Kabul etmeyecektir. Ancak BDP’nin anayasaya ne kadar katkı yapacağını önümüzdeki aylarda BDP’nin PKK’ya karşı nasıl bir tutum alacağıyla görebiliriz.

HP- PKK saldırıları 2011’de de devam etti. Türkiye de sınır ötesi operasyonlara başvurdu. Bağdat hükümeti ve Irak’taki bölgesel Kürt yönetiminin PKK’yla mücadele konusunda Türkiye’yle yeterli işbirliği yaptığını söylemek mümkün mü? Bu konu bir sorun yaratabilir mi 2012’de?

"2011'de Hükümet Kürt Meselesinde Geri Adım Attı"

"2011'de Hükümet Kürt Meselesinde Geri Adım Attı"


AÜ- 2011’i birçok açıdan PKK’nın geri dönüşü olarak kabul edebiliriz çünkü geçtiğimiz on yıl içinde hiç verilmediği kadar şehit verildi ve PKK saldırıları hiç olmadığı kadar yaygın ve hiç olmadığı kadar ölümcül bir hal aldı. Bu noktada Bağdat hükümetinin PKK’ya karşı söylem dışında pratik olarak birşey yapmasını beklemek çok mümkün değil çünkü kuzey Irak Kürt yönetimiyle Bağdat arasında çok büyük bir kopukluk var. Öyle ki kuzey Irak Kürt yönetimi hiçbir şekilde kendisini Bağdat’a bağlı veya Irak’ın bir parçası olarak kabul etmiyor. Yani orada tam manasıyla Bağdat’tan bağımsız bir bölge sözkonusu. Dolayısıyla Bağdat’ın o bölgeye etkisi, özellikle dağlık alandaki etkisi çok çok zayıf. Peki kuzey Irak yönetimi birşey yapabilir mi bu konuda? Geçenlerde Barzani bu konuda çalışmalarının olduğunu ve yardım edebileceklerini söyledi ancak şöyle bir gerçek var ki Barzani elindeki peşmergelerle bile PKK pozisyonlarına saldırabilecek ve onları o pozisyonlardan itecek bir güce sahip değil. Bu noktada yapılabilecek işbirliği, eğer olursa, Türkiye’nin sadece hava kuvvetleriyle ve sınırlı birliklerle değil daha geniş bir sınırötesi operasyon yaparak PKK’nın bütün dağ pozisyonlarını ele geçirmesi ve bütün bu pozisyonları peşmergelere devretmesi üzerinden olabilir. Bu konuda da kuzey Iraklı Kürt liderlerin hem diplomatic baskıyla fakat bir taraftan da çıkarlarına, işlerine gelecek şeyleri önlerine sunarak belli bir hareket yapılabilir. Bunun için öncelikli olarak Suriye ve İran meselesinin gündemde olmaması gerekiyor. Çünkü Türkiye olası bir kriz durumunda Suriye’ye veya İran’a karşı askeri en azından savunmaya geçebilecek kadar bir birliğini bulundurmak zorunda ve kuzey Irak’ta sınırötesi operasyon yapıldığı zaman Suriye ve İran’dan gelecek tehdide biraz daha açık kalıyor Türkiye. Dolayısıyla kuzey Iraklı Kürtlerle birlikte ortak bir operasyon, 1990’ların başında yapıldığı gibi yapılması için öncelikle kuzey Iraklı Kürtler’in ya da Türkiye’nin İran’dan veya İran’ın yapabileceği şeylerden çekiniyor olması lazım.

HP- Amerika askerlerini yıl sonunda Irak’tan çekiyor. Bölgede bir iktidar boşluğu oluşacağını düşünüyor musunuz?

AÜ- Ben kesinlikle düşünüyorum ve bu boşluğu da kısa vadede İran’ın dolduracağını ve Türkiye’nin özellikle kuzey Irak’ta Kürt siyasetinin tamamiyle değişeceğini tahmin ediyorum ve sanıyorum Türkiye’yle kuzey Iraklı Kürtler arasında ittifak olmasa bile çok iyi bir işbirliği olacaktır. Bunun da en önemli halkası İran. Türkiye kuzey Irak’taki Kürtler’I İran etkisine karşı kesinlikle destekleyecektir ve Şii etkisinin Irak’ın batısına, yani Bağdat’ın batısına geçmesini engellemek isteyecektir kesinlikle. Amerikan askerlerinin çekilmesi Türkiye için de, bölgedeki diğer bütün ülkeler için de, İrandışında belki, büyük bir sorun çünkü Irak hükümetinin ne kadar kendi güvenliğini sağlayabileceği çok büyük bir muamma. Şu noktada Bağdat hükümetine İran’la başa çıkabilsin diye çok ciddi silah transferleri yapılıyor. Amerika’nınIrak’tan çekilmesi çok ciddi bir Şii genişlemesi ortaya çıkarsa İran’ın etkisinin çok ciddi şekilde artmasına sebep olur.




XS
SM
MD
LG