Erişilebilirlik

15 Nisan Amerikan Basınından Özetler



Washington Post’ta yer alan bir yazı, ‘Arap Baharı İsrail’le barış anlaşması getirecek mi?’ sorusunu yöneltiyor. Arap dünyasındaki ayaklanmaların en ilginç yanlarından birinin İsrail-Filistin sorununun protestocuların gündeminde yer almaması olduğunu yazan gazete, uyanan Arap neslinin kafasını sadece ve sadece Filistin devleti konusuyla bozmadığını, kendi ülkelerindeki siyasi özgürlükler ve ekonomik fırsatları düşündüklerini belirtiyor ve şöyle devam ediyor:

‘Ancak yine de batılı diplomat ve siyasetçiler Batı Şeria ve Gazze’de bir Filistin Devleti oluşturma konusuna odaklanmış görünüyor. Bu konu önümüzdeki ay Washington gündeminin ilk sıralarında yer alacak. Dışişleri Bakanı Clinton, Obama Yönetimi’nin kapsamlı Arap-İsrail barışı sağlamaya ilişkin çabalarının yeniden canlanacağını, Amerika’nın devamlı ve aktif liderliğinin yerini hiçbir şeyin tutmayacağını söyledi. Başkan Obama daha başından beri İsrail-Filistin sorununa saplanıp kalmış gibi görünüyor. Avrupa hükümetleriyse Avrupa Birliği, Amerika, Birleşmiş Milletler ve Rusya’nın oluşturduğu Ortadoğu Dörtlüsü’nden Filistin devletinin kurulmasına ilişkin parametreleri oluşturacak yeni bir girişimde bulunması için baskı yapıyor. Amerika’nın takındığı tavır, Filistin devletinin ancak İsrail’le müzakereler yoluyla oluşabileceği yönünde. Ancak bir sorun var, o da Filistinli liderlerin mevcut İsrail hükümetiyle masaya oturma konusunda isteksiz olmadı. Filistin lideri Mahmut Abbas İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’yla son iki yılda sadece iki kez biraraya geldi. Obama Yönetimi’nin sergileyeceği yaklaşımlardan biri, Netanyahu ve Abbas’ı iki devletli çözüm konusunda temeli atmak için tek taraflı adımlar atmaları konusunda ikna etmek. Öte yandan Abbas da Filistinlilere İsrail’le barış yapmanın neden gerekli olduğunu, barışa ulaşmak için ne gibi tavizler vermeleri gerektiğini anlatmalı. Abbas bunu daha önce hiç yapmadı.’

New York Times, Libya’da Kaddafi güçlerinin iki haftadan fazla süredir NATO saldırılarına maruz kalsa da halkı katletmeye devam ettiğini ve durmaya da hiç niyeti olmadığını yazıyor. NATO ve koalisyon ortaklarının birbirini adeta parmakla gösterip bu sinir bozucu durumdan ötürü birbirlerini suçladıklarını yazan gazete, bunun yerine ortak bir emel ve yön belirlemeleri gerektiğini söylüyor ve şöyle diyor:

‘Katar’ın başkenti Doha’daki toplantıda Batılı, Arap ve Afrikalı üst düzey yetkililer biraz ilerleme kaydetti. İlk kez Kaddafi’nin görevi bırakmasına ilişkin ortak bir bildiri hazırladılar ve Libya’nın dondurulmuş malvarlığının paraya ihtiyacı olan isyancılara aktarılacağını açıkladılar. Ancak bundan bir gün sonra NATO dışişleri bakanları, düzenledikleri toplantıda, üç hafta önce başlayan savaşa ilişkin kilit ayrıntılar üzerinde anlaşmaya varamadı. Konu, Kaddafi’yi görevi bırakmaya nasıl ikna etmek gerektiğiydi. Özellikle İngiltere ve Fransa altı haftadır kuşatma altında olan Misrata’da NATO hava saldırılarının Kaddafi’yi pes ettirmeye yetmemesi nedeniyle hayal kırıklığı yaşıyor. Bu nedenle de sadece uçuş yasağı uygulamak yerine daha fazla ülkenin karadaki hedeflere saldırması konusunda ısrar ediyor. Başkan Obama, ilk saldırılarda kullanılan Amerikan uçaklarının NATO komutasında yeniden saldırı düzenlemesine izin vermelidir. NATO kara hedeflerini belirlemede isyancılarla daha iyi işbirliği yapmalıdır. NATO, Libya’da, Amerika’nın lider değil destekleyici rol oynadığı bir misyonu başarıyla tamamlayıp tamamlayamayacağının sınavını veriyor. Kolay ve çabuk alınacak bir sonuç başta İtalya olmak üzere tüm Avrupa’nın işine yarayacak. Diktatörün iktidarda kalmaya devam ettiği bir ortamda siyasi anlaşma işe yaramaz. Batılı ülkeler ve müttefikleri, Kaddafi iktidardan uzaklaşana kadar siyasi, ekonomik ve askeri baskıya devam etmelidir.’

Christian Science Monitor ise Fransa’nın getirdiği burka yasağını değerlendiriyor. Özellikle Avrupa’da din konusundaki hoşgörünün tehdit altında olduğunu yazan gazete, İslam korkusunun giderek büyümesinin İkinci Dünya Savaşı sonrasının Avrupası başta olmak üzere tüm dünyada özgürlük ve tolerans ortamını tehlikeye attığını belirtiyor ve şöyle diyor:

‘Müslümanların genel nüfusun yüzde 1‘ini oluşturduğu Amerika’da da İslam korkusu giderek artıyor. Hatta sağcı kesim 2012 seçimleri yaklaşırken İslam karşıtı hisleri kampanyalarda kullanacağının sinyallerini veriyor. 11 Eylül’ün acısının hala taze olduğu Amerika’da İslam düşmanlığı kartını oynamanın işlerine yarayacağını düşünüyor olabilirler. Batılıların kafasında Müslümanlar deyince terörist, intihar bombacısı, baskıcı koca, zorla yüzü kapatılan, ezilen kadın, namus cinayetleri geliyor. Bu önyargıların Atlas Okyanusu’nun her iki tarafında da Müslüman düşmanlığını körüklemesi sürpriz değil. Ekonomik darboğaz zamanlarının acısını bilindik günah keçilerinden çıkarmak çok sık rastlanan bir durum. Azınlıklar yüzyıllardır bu şekilde suçlanıp hor görülür. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa özgürlük ve hoşgörünün beşiği haline gelmiş olsa da ekonomik krizin uzun sürmesinin, işsizliğin artmasının ve Müslüman düşmanlığının yükselmesinin tehlikelerine karşı uyanık olmalıyız.’

XS
SM
MD
LG