Erişilebilirlik

Ankara Basın Özgürlüğü Konusunda Eleştirilere Hedef Oluyor


Avrupa Birliği, yıllık ilerleme raporunda Türkiye’deki basın özgürlüğü konusunda da sert bir şekilde eleştirdi. Raporda basın mensuplarına yönelik davaların Türkiye’nin üyeliğini tehlikeye atabileceği yönünde “artan kaygıya” dikkat çekildi.

Uluslararası Gazeteciler Federasyonu Türkiye’de halen yaklaşık 75 gazetecinin, yazdıkları konuların devlet tarafından tartışmalı bulunmasından dolayı cezaevinde olduğunu bildiriyor.

Avrupa Birliği’nin ilerleme raporunu abartılı bulan hükümet, cezaevindeki gazetecilerin ya devlet karşıtı komplolara giriştiğini, ya da PKK olayları gibi ulusal güvenlik konularında ayrıntılı yazılar yayınladığını savunuyor.

New York merkezli Gazetecileri Koruma Komitesi Türkiye’de basın özgürlüğü konusuyla ilgili raporunu bu ay yayınlamaya hazırlanıyor. Komite’nin uzmanlarından Nina Ogniaova, Türkiye’nin hukuki sorunları olduğunun altını çizerek, 2011 yılı sonuna kadar gazetecilere açılmış 3 ila 5 bin davanın mahkemelerde beklediğini belirtiyor. Gazetecilere yönelik “Türklüğü tahrif ve tezyif” ya da dava kararlarını etkilemeye çalışmak gibi suçlamalar bulunuyor.

Ognianova, Türkiye’de terörle mücadele amaçlı yasaların yoruma açık bir şekilde yazılmış olması yüzünden gazetecilerin rahatlıkla hapsedildiklerini ya da haklarında dava açılabildiğini söylüyor.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Ağustos ayı sonunda bir televizyon programına yaptığı açıklamada, PKK eylemlerinin haber yapılmaması çağrısında bulunmuş, yazılı ve görsel basının PKK propagandasına alet olduğunu öne sürmüştü. Gazetecileri Koruma Komitesi, Erdoğan’ın bu çağrısını 15 Eylül tarihli mektubunda eleştirdi.

Gazeteci Ahmet Şık ve Nedim Şener darbe planladıkları suçlamasıyla 13 ayını cezaevinde geçirdi. İki gazeteci uluslararası baskılar sonucu Nisan ayında serbest bırakıldı. Ancak davaları halen devam ediyor. Ahmet Şık, yazdıklarının hükümeti güç durumda bırakmasından dolayı hapsedildiğini söylüyor.

Amerika’nın Sesi’ne konuşan Ahmet Şık’a göre süresiz gözaltılar hükümetin gazetecileri kısıtlama çabalarının yalnızca bir tanesi. Bazı gazeteciler işlerinden kovulurken, bazılarının çalıştıkları kurumlardaki görevleri değiştiriliyor, bazılarıysa da seks kayıtları ya da telefon dinleme yoluyla kamuoyunun gözünde küçük düşürülüyor, çamur atma kampanyalarına hedef oluyor.

Şık polis teşkilatındaki bozulmayı kitabına konu etmesinden dolayı hapsedildiğini düşünüyor.

Nedim Şener de, 2009 yılında Hrant Dink suikastında devletin parmağı olduğunu yazdığı kitabının yayınlanmasının ardından telefonlarının dinlendiğini söyledi. Temmuz ayında Amerika’nın Sesi’ne konuşan Şener, bununla birlikte uydurma bir komploya karıştığı iddiasıyla tutuklandığını belirtti. Şener, “Yazdığım haberler devleti rahatsız etti” diye konuştu.

Yalnızca gazeteciler değil

Devlet baskısını yalnızca gazeteciler değil, medya kuruluşları üzerinde de hissettiriyor. Türkiye’de birçok yazılı ve görsel medya kuruluşunun sahibi Doğan Medya Grubu (DMG), hükümeti eleştiren haberler yayınladığı için Başbakan Erdoğan tarafından eleştirilmişti.

Erdoğan Şubat 2009’daki iki siyasi mitingde halka, yanlış haberler yayınladıkları gerekçesiyle DMG’ye ait gazeteleri boykot etme çağrısında bulundu.

Bunun ardından kısa bir süre sonra DMG’ye 3 milyar doların üzerinde vergi cezası uygulandı. Doğan Medya Grubu, iflas etmemek için, elinden bazı mal varlıklarını çıkarmak zorunda kaldı.

Doğan Medya Grubu’nun bir temsilcisi, Amerika’nın Sesi’ne gönderdiği elektronik posta mesajında, “vergi cezası meselesinin çözüldüğünü” söyledi, ancak “Bu konuda konuşmak istemiyoruz” diye ekledi.

Türk yetkililer, hükümetin basın üzerindeki baskısının arkasında duruyor.

Eylül ayında CNN televizyonuna konuşan Erdoğan, eleştirilere açık olduğunu, ama ailesine yönelik hakaretlere hoşgörülü davranmayacağını söyledi. Başbakan Erdoğan, kendisini eleştirenlerden bazılarına tazminat davası açtığını, daha sonra bu davaları geri çektiğini belirtti.

Amerika açmazda

Amerika ise müttefiki Türkiye’de yaşanan bu basın özgürlüğü sorunlarından dolayı ince bir ip üzerinde yürüyor. Amerika’nın Ankara Büyükelçisi Francis Ricciardone, Türkiye’de basın özgürlüğünün karışık bir görünüm sergilediğini belirtiyor. Ricciardone, Türkiye’de cezaevinde bulunan gazeteci sayısının, bu ülkedeki ifade özgürlüğü durumunun incelenmesi gerektiğine işaret eden bir “caydırıcı etki” yarattığını söyledi.

Öte yandan Türkiye’de basın özgürlüğünün genişletilmesini savunan kesimler, uluslararası baskıların hükümeti gazetecilere karşı daha fazla kısıtlamalardan caydırdığını savunuyor.

Ahmet Şık ve Nedim Şener, serbest bırakılmalarını aldıkları kamuoyu desteğine bağlıyor. Şık ayrıca “yakın görgü tanıklarının” söylediklerine dayanarak, Başbakan’ın kendilerinin salıverilmesi yönünde talimat verdiğini de belirtiyor.

Türk yetkililer bu konuda Amerika’nın Sesi’nin görüşme taleplerini yanıtlamadı.

Ahmet Şık ve Nedim Şener artık serbest olsa da, birçok meslektaşları hala hapiste. Üstelik Şık aleyhinde, ‘görevli memura tehdit ve hakaret’ iddiasıyla yeni bir dava açıldı. Devlet, Şık’ın Silivri Cezaevi’nden salıverildikten sonra yaptığı açıklamaların, yetkililerin namus ve haysiyetine zarar verdiğini savunuyor.

Gazetecileri Koruma Komitesine göre, Türkiye’de gazetecilerin hapsedilmesi sistemi bir “döner kapıya” benziyor. Geçen yıl komite, yalnızca sekiz gazetecinin yaptıkları işten dolayı cezaevinde olduğunu bildirmişti. Bir yıl sonra iki gazeteci hala cezaevinde.

Kürt yanlısı bir haber televizyonun genel müdürü Ahmet Birsin Nisan 2009’dan bu yana hapiste. Birsin’in evine bir gece polis baskın düzenledi, arşivlerine, kameralarına ve yayın ekipmanlarına el koydu. Ahmet Birsin, resmi suçunu bilmeden 14 ay boyunca hapis yattı.

Yine Kürt yanlısı Aram Yayınevi’nin sahibi Bedri Adanır da Ocak 2010’dan bu yana cezaevinde. PKK lideri Abdullah Öcalan’ın yazdığı bir kitabı yayınlayan Adanır, terör propagandası yaymakla suçlanıyor.
XS
SM
MD
LG