Erişilebilirlik

Politikacı Ailenin Son Temsilcisi: George W. Bush - 2004-09-03


Bir senatörün torunu ve bir başkanın oğlu olan George Walker Bush için ayrıcalıklı bir çocuk olmadığını söylemek, neredeyse imkansız.

George Bush, gençliğinde, geleceğine ilişkin ayırt edilebilir başarı gösteren biri değildi. Derslerinin iyi olmadığını kendisi de yalanlamadı. Ancak ülkenin en iyi iki üniversitesi, Harvard ve Yale’dan mezun olmayı başardı. Yale’de iken bir yandan da okulun beyzbol takımında oynadı.

Bush, Amerika’nın göreceli olarak daha eğitimli ve aydın kesimlerinin yaşadığı Kuzeydoğu eyaletlerinde yetişmesine rağmen, kalbi her zaman Teksas’ta kaldı. Vietnam Savaşı sırasında, Teksas eyaleti Ulusal Muhafız Ordusu’nda pilot olmasına rağmen, görev yaptığı birlik, muharebede görev almadı. Eğitimini ve askerliğini tamamladığında ise, petrol işine girdi ve zamanla Texas Rangers adlı beyzbol takımını satın aldı.

George Walker Bush zaman içinde politikaya merak saldı. Babası George Herbert Bush’un 1992 yılında başkanlığa ikinci kez aday olduğu seçimleri kaybetmesinden iki yıl sonra, şu andaki Başkan Bush, Teksas eyaletine vali seçildi.

Daha baştan itibaren, genç Bush’un babasının yolunda ilerleyeceği söyleniyordu. Nitekim bu söylentiler doğru çıktı. Kısa bir süre sonra 2000 yılında başkanlığa aday gösterildi. Önce o dönemin başkanı Bill Clinton’un yaşadığı seks skandalı yüzünden görevinin tehlikeye düşmesi, ardından Bush’un gençliğinde alkol sorunları yaşadığının öğrenilmesi, o yıl, oldukça tartışmalı bir seçimi kampanyası yaşanmasına neden oldu. Bir röportaj sırasında Bush, geçmişteki alkol sorunu hakkında şöyle diyordu:

Birileri içkiyi bıraktığımı öğrenmiş, da bana ‘neden içkiyi bıraktın?’ diye sordular. Ben de “çok içiyordum da onun için” dedim...

George Bush’un yaşamında temel değişikliklere yol açan iki unsur vardı. Biri, dine bağlanması, diğeriyse eşi Laura’yla evlenmesi... Evlendiği sırada öğretmen ve kütüphane görevlisi olarak çalışan Laura, hiçbir zaman politikayla ilgilenmedi.

Bush’un ilk başkan seçimi kampanyası sırasında, yardımcıları, iki temayı öne çıkardı. Biri, Bush’un “iyi yürekli muhafazakar,” diğeri de, “sonuç alan bir reformcu” olmasıydı. Bush 20 Ocak 2001 tarihinde başkan olarak göreve başladı. Göreve gelir gelmez iönce iç konulara odaklandı. Okul reformu konusundaki planlarını halka anlatmak üzere 11 Eylül 2001 günü Florida’da bir okulu ziyaret ettiği sırada, hayatını değiştiren bir gelişme oldu. O günkü terörist saldırılar sonucu Bush, bir anda bir savaş dönemi başkanı oluyor ve ilk duygularını şu sözlerle dile getiriyordu:

Sevgili yurttaşlarım. Yaşamımız, özgürlüğümüz terörist bir saldırıya uğramıştır.

11 Eylül olayları, Başkan Bush’un hayatında çok şey değiştirdi. Bush’un yardımcıları, New York ve başkent Washington’a düzenlenen saldırılardan sonra Başkan’ın tavırlarında, daha ciddileştiğini, kararlılık ve kendine güveninin arttığını ve sarsılmaz bir davaya inanmaya başladığını söylüyor.

American Enterprise adlı düşünce kuruluşunda siyaset bilimcisi olarak görevli John Fortier, Afganistan ve Irak’a karşı girişilen savaşla birlikte, dünyanın yeni bir George Bush’u tanımaya başladığını belirtti:

Bu savaşlar Bush’un üzerinde daha önce görmediğimiz bir etki yarattı. Bush siyaset çizgisini dış politika önceliklerine bağlayan bir başkan değildi. Özellikle de dış politika konularında deneyimli bir başkan olmadı. Teksas’tan gelen birinin, dış politika konusunda konuşacak çok az şeyi olur. Ancak, 11 Eylül saldırılarının ardından verdiği tepki, son derece ağırbaşlıydı.

Brookings Enstitüsü’nden Stephen Hess ise, Başkan’ın hayatında bir şeyler değişse de, genel anlamda karakterinde bir değişiklik olmadığını düşünüyor. Hess, Başkan’ın iş alanında ve siyaset dalında kazandığı yönetim becerilerine dikkat çekiyor.

2000 yılındaki seçimleri iç politikaya verdiği önemle kazanan Başkan Bush, bu yıl terörizme karşı yürüttüğü savaştaki rolünü öne çıkarıyor. Başkan, Amerika’yı güvenli bir ülke getirdiğini ileri sürüyor ve Amerikalıların kendisine dört yıl daha şans tanıması için uğraşıyor.

XS
SM
MD
LG