Erişilebilirlik

Tıp Dünyasından Haberler - 2004-04-30


Yeterince Antibiyotik Üretilmiyor

Dünyadaki ölümlerin ikinci büyük nedeni, bakterilerin yol açtığı hastalıklar. İlaç şirketleri ise insan sağlığını bu denli tehdit etmesine rağmen bakterilere karşı yeni ilaçlar geliştirme konusunda isteksiz davranıyor. Bu konuda bir araştırma yapan bilimadamları, son 20 yılda onay alan yeni antibiyotiklerin sayısında yüzde 60’lık bir düşüş olduğunu belirledi. Araştırmanın ortaya çıkardığı bir diğer çarpıcı sonuç da şu anda ilaç şirketleri tarafının üzerinde çalıştığı 500 kadar ilaçtan yalnızca 6’sının antibiyotik olması. Sağlık yetkilileri ise bu gelişmelerden son derece kaygılı. Çünkü yeni ilaçlar geliştirilmezken, bakteriler her geçen gün mevcut ilaçlara karşı dirençlerini artırıyor.

Araştırmayı yapan bilimadamı John Edwards, bu durumdan biraz da serbest piyasa ekonomisini sorumlu tutuyor. Edwards, gelişmiş ülkelerde kalp rahatsızlıkları, romatizma ve şeker hastalığının giderek yaygınlaştığını, ilaç şirketlerinin de alım gücünü düşünerek bu hastalıkları tedavi edecek ilaçları geliştirmeye yöneldiklerini belirtiyor.

İlaç şirketlerini bu konuda teşvik eden bir unsur daha var: Bu da ilaçların kullanım süresindeki farklılıklar. Antibiyotik alanlar, bu tür ilaçlara en fazla bir-iki hafta devam ediyor, oysa kronik hastalar kullandıkları ilaçlara neredeyse ömür boyu bağımlı durumdalar. İlaç şirketleri de daha karlı olacağı düşüncesiyle kronik hastalıkları tedavi edecek yeni ürünleri geliştirmeye yöneliyorlar. Araştırmayı yapan uzmanlar, bu soruna çözüm olarak duruma devletlerin müdahale etmesi ve ilaç şirketlerini antibiyotik üretmelerini sağlamak üzere teşvik etmesi gerektiğini söylüyor.

HIV Benzeri Yeni Virüs

Sağlık haberlerini yakından izleyenler çocuk felcine karşı ağızdan alınan bir aşının AIDS hastalığına yolaçtığı yolundaki iddiaları hatırlayacaktır. Bu iddia nedeniyle Nijerya’da, çocuk felci aşı kampanyasına bir süre için ara verilmişti. Bu görüşü savunanlar, araştırmacıların çocuk felci aşısını 1950’lerde geliştirdiklerinde Kongo Demokratik Cumhuriyeti’ndeki maymunların dokularından yararlandığını, bu dokularda da AIDS’e yol açan HIV virüsü bulunduğunu söylüyor. Bazı bilimadamlarının da HIV’nin şempanzelerde görülen SIV virüsüyle büyük benzerlikler taşıdığını söylemesi bu iddialarda doğruluk payı olabileceği kanısını güçlendirmişti. Ancak bu konuda yapılan yeni bir araştırma bu tartışmalara son noktayı koyacak gibi görünüyor. Bilimadamı Michael Worobe’nin yaptığı araştırma HIV ile SIV arasında bazı benzerlikler bulunduğunu doğruluyor.

Ancak araştırmacı Worobe’ye göre iki virüs birbiriyle, deyim yerindeyse, ancak çok uzaktan akraba. Bu nedenle benzerlikler önemsenmeyecek kadar az. Doktor Worobe, elde ettiği bulgunun aşı kampanyalarının bir an önce yeniden başlamasına yardımcı olmayı umuyor.

Kalp Hastalığından Ölümler Bütün Dünyada Artıyor

Kalp rahatsızlıkları artık yalnızca gelişmiş ülkelerde sıkça görülen bir hastalık olmaktan çıktı. Dünya çapında yapılan yeni bir araştırmanın sonuçlarına göre bu tür hastalıklar gelişmekte olan ülkelerde de artık sık görülen vakalar arasında. Columbia Üniversitesi Dünya Enstitüsü’nün bir raporuna göre her yıl kalp rahatsızlıkları nedeniyle ölen 17 milyon kişinin yüzde 80’i gelişmekte olan ülke vatandaşları. Oysa, bir zamanlar kalp rahatsızlığı zenginleşmiş ülkeleri tehdit eden bir unsur olarak görülürdü. Aslında bu rakam başlı başına korkutucu bir sayı. Çünkü kalp hastalıklarından ölenler, dünya sağlığı açısından hala büyük bir risk olarak görülen AIDS hastalığından ölenlerden tam altı kat daha fazla.

Araştırmayı yürüten Profesör Stephen Leeder’a göre bunun arkasında yatan başlıca nedenler şehirleşme ve artan refah. Araştırmacı, özellikle büyük şehirlerde yaşayanların çoğunlukla gereğinden daha fazla yediklerini, sigara içmeye daha fazla yatkın olduklarını söylüyor. Ayrıca günlük yoğun tempo içerisinde şehirlerde yaşayan insanların çoğu da egzersiz yapmaya zaman bulamıyor; kısa mesafeler için bile ya toplu taşım araçları kullanılıyor ya da özel otomobiller.

Profesör Leeder, araştırmayı beş ülkede yapmış. Bunlar Brezilya, Çin, Hindistan, Güney Afrika ve Rusya’ya bağlı Tataristan Özerk Cumhuriyeti. Güney Afrika’da 34 ila 65 yaşları arasında kalp rahatsızlığından ölen erkeklerin sayısı Amerika’daki aynı yaş grubuna göre yüzde 75 daha fazla. Hindistan’da ölüm oranı yüzde 44, Brezilya’da ise yüzde 27 daha yüksek. Rusya’da ise 34 ila 65 yaş arasındaki erkeklerde kalp rahatsızlığına bağlı ölümler, Amerika’dakine kıyasla tam yüzde 460 oranında fazla. Bu beş ülke arasında yalnızca Çin’deki ölüm oranları Amerika’ya göre düşük çıkmış.

Araştırmacı Leeder’a göre gelişmekte olan ülkelerde kalp rahatsızlıklarıyla ilgili kaygı verici bir diğer gelişme de bu tür hastalıkların 40 yaş altındaki kadınlarda giderek daha fazla görülmesi. Doktor Leeder, bu olgunun dikkatle takip edilmesi ve kadınların erkekler kadar kalp hastalıklarına yakalanma riskine sahip oldukları konusunda bilinçlendirilmesi gerektiğini söylüyor.

İki Dişiden Fare Üretildi

Tıp dünyasından bir haber de memelilerde üreme konusunda konusunda mevcut bilgileri sorgular nitelikte. Bu konudaki bir araştırmanın sonuçları ve ileride bu alanda kaydedilecek gelişmeler daha şimdiden bilim çevrelerinin gündemin birinci sırasına girmeye aday görünüyor.

Japon bilimadamları, erkek farelerin katkısı olmadan iki dişi farenin üremesini sağladı.

Aslında iki dişi kertenkelenin yavrulayabildiği daha önce biliniyordu. İnsanlar ve diğer memeliler ise üremek için mutlaka erkek genlerine ihtiyaç duyuyor. İşte Japon bilimadamları memelilerin üreme formülündeki bu dengeyi değiştirip-değiştiremeyeceklerini denemeye karar verdiler ve bunun için işe iki dişi farenin genetik yapısını değiştirerek başladılar.

Bu farelerin daha henüz gelişmemiş durumdaki yumurtalarında bulunan erkek DNA’sı çıkarıldı. İçinde sadece dişi DNA’sı kalan yumurtalar, iki yetişkin fareye döllendi. Yetişkin dişi farelere döllenen dişi DNA, tam 457 denemeden sonra, erkek DNA özelliklerini taşımaya başlar oldu. Bunun sonucunda da iki yetişkin fare yeni iki fare doğurdu. Japon bilimadamlarına göre bu deney sırasında doğan farelerden biri yine aynı yöntemle yeni fare doğurdu. Japon araştırmacı Tomoshiro Kono bu deneyle, dişi ve erkek genlerinin oynağı rollerin değiştirip-değiştiremeyeceklerini görmek istediklerini söylüyor. Ama elde ettikleri sonuçların insanlara uyarlanmasının şimdilik imkansız olduğunu vurguluyor.

Kono, “İki dişi farenin üremesini sağlamak için genetik yapılarını önemli ölçüde değiştirdik, aynı şeyi insanlar üzerinde yapmamız mümkün değil, çünkü bu çok daha karmaşık bir sistem ve elimizdeki teknoloji bu hedefi gerçekleştirmeye yetecek kadar gelişmiş değil,” diyor.

Ancak Stanford Üniversitesi Etik Profesörü David Magnus, iki dişi farenin laboratuar ortamında yeniden üremelerini sağlamanın oldukça büyük bir buluş olduğunu söylüyor ve Japon bilimadamının aksine birgün aynı teknolojinin insanlar üzerinde de uygulanabileceğine dikkat çekiyor. Bazı uzmanlar ise bu deney sayesinde Parkinson’s veya şeker gibi kronik hastalıkların tedavisinde yeni adımlar atılabileceğini düşünüyor.

Moral Durumu ve Hastalıklar

Bir hastanın iyileşeceğine dair güçlü ümitler beslemesinin tedaviyi hızlandırdığını söyleyenlere mutlaka rastlamışsınızdır. Ama bu bilimsel açıdan ne kadar doğru bir önerme diye de belki merak etmiş olabilirsiniz. Aynı konuda kafa yoran Amerikalı bir kanser uzmanı, sonunda bu konuda istatistiki bir araştırma yapmaya karar vermiş.

Dünyanın en saygın üniversiteleri arasında yer alan Harvard'ın profesörlerinden Jerome Groopman, bu çalışması sonucunda gerçekten de umutlu olmakla hızlı tedavi arasında doğrudan bir bağ olduğu yargısına varmış.

Groopman, umut beslemek vücut ve beynimizde olumlu reaksiyonlara yol açtığını söylüyor ve “Beynimizdeki bazı salgılar acıyı daha az hissetmemize neden olur, bazen acı veya acıya dayanmak hastaların tedavisindeki en büyük engellerden biridir. Ayrıca kasların işlevi de önemli burada. Eğer bir Parkinson’s hastası ümidini yitirmemişse, beyni kaslarının hareketini kolaylaştıracak kimyasal maddeleri salgılayabilir. Aynı şekilde kalp hastalıklarında iyileşeceğine dair daha çok umut besleyen hastalar diğerlerine oranla bu sorunu hızla geride bırakabiliyor” diyor.

XS
SM
MD
LG