Erişilebilirlik

16 Eylül 2003 - 2003-09-16


16 tarihli Amerikan gazetelerinden yaptığımız derlemeye Washington Post gazetesi köşe yazarlarından David Ignatius’un Türkiye’den yazdığı bir gözlemle başlıyoruz. Türk-Amerikan ilişkilerinin 1 Mart tezkere kriziyle sona erdiğini öne süren Ignatius, Ankara ve Washington arasında süren asker pazarlığını şu şekilde değerlendiriyor:

Türk-Amerikan stratejik ortaklığı, Irak savaşının gizli kayıplarından biri oldu. Halen Türk askerlerinin Irak’a gönderilmesini görüşen Türkiye ve Amerika, bu şekilde ikili ilişkilerini yeniden canlandırmaya çalışıyor. Ancak Irak’ta Türk kartını devreye sokmak, iki taraf için de tehlikeli olabilir. Türk uzmanlar, Irak’ta kısa vadeli sorunları çözelim derken, uzun vadeli başka sorunların ortaya çıkabileceğine dikkat çekiyorlar. Türk Parlamentosu’nun Mart ayındaki vetosu, Amerikan ordusunun Irak’ta bir kuzey cephesi açma planlarını suya düşürmüştü. İki ülke, Irak’a Türk askeri gönderme konusunda şu sıralarda yeniden masaya oturdu. Türkiye, Kuzey Irak’taki Kürt teröristlerle mücadele ederken serbestlik tanınmasında ısrar ediyor. Iraklı Kürtlerin Türk askerlerine yönelik endişeleriyse, Washington’u arada bırakıyor. Bazı uzmanlar, Amerika’nın Irak’ta çok uluslu bir güç kurma uğruna bazı hassasiyetleri göz ardı ettiği görüşünde. Örneğin Stratejik ve Uluslararası Araştırmalar Merkezi uzmanı Bülent Ali Rıza, sonuçları iyice hesaplanmadan, Irak’a Türk askeri gönderilmesinin bir hata olacağını savunuyor.

Washington Times gazetesi de bir başka Türk uzmanın görüşlerine yer veriyor. Washington Yakın Doğu Politikaları Enstitüsü Türkiye Programı Yöneticisi Soner Çağatay, gazeteye yazdığı bir makalede, Fransa’nın Irak’taki uluslararası güce katılımı konusundaki çekincelere işaret ediyor:

Fransa, Irak’a barış gücü birlikleri yollama konusuna destek verirken, bu ülkenin geleceğinde de kilit rol oynamak istiyor. Elbette bu ülkenin uluslararası bir güce yapacağı katkı, ülkedeki Amerikan birliklerinin işini bir hayli kolaylaştırabilir. Ancak Fransız barış gücü birliklerinin Irak’ta bir yarar sağlayabileceği beklentisi son derece şüpheli. Fransa’nın yakın dönemde izlediği politika ve Bosna Hersek’teki barış gücü misyonunda üstlendiği görevler, bu ülkenin Irak’ta asıl düşmanlarla savaşmak gibi, temel hedeflerden sapabileceğini gösteriyor. 1995 Temmuz’unda Bosnalı Sırplar Birleşmiş Milletler güvenli bölgesi olan Srebrenitza kentine girdiği sırada, bölgedeki Fransız birlikleri üzerlerine düşen görevi yerine getirmedi. Üstelik, Fransa Cumhurbaşkanı Jaques Chirac’ın Slobodan Miloseviç gibi bir Sırp savaş suçlusuyla işbirliği yaptığı yönünde bulgular var. Srebrenitza kenti, Fransa’nın bu tavrının bedelini 7 bin kişiyle ödedi. Aynı şekilde Chirac’ın diğer Sırp savaş suçlularından Radko Mladiç’e, esir tuttuğu iki Fransız pilotu serbest bırakması karşılığında, Lahey’deki Savaş Suçları Mahkemesi’ne çıkmaması sözü verdiği biliniyor. 1997 yılında Amerikan birliklerinin Bosnalı Sırp lider Radovan Karadziç’e bir baskın düzenleyeceği sırada Karadziç, bir Fransız subayın yardımıyla kaçmayı başarmıştı. Bosna’da yaşananlar Irak’a örnek olmalı. Fransa’nın Irak’a asker katkısı, oradaki yükün bir nebze hafiflemesine yardımcı olabilir. Ancak bu durumun ortaya çıkaracağı karmaşaya da hazırlıklı olmalıyız.

Christian Science Monitor gazetesi, İran’la ilgili bir yorumunda şöyle diyor:

Amerika Irak’taki üstlendiği görevi tamamlamak için kendisine müttefik bulmakta zorlanırken, İran konusunda bunun tam tersini yaşıyor. Geçen hafta Washington, İran’ın nükleer faaliyetlerini 31 Ekim tarihine kadar askıya alması konusunda Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’nu ikna etmeyi başardı. Terörizme destek veren Tahran yönetiminin nükleer güce sahip olması, Ortadoğu’daki dengelerin geleceği açısından Amerika kadar Avrupa ülkelerini de endişelendiriyor. Eğer İran’ın nükleer programı konusunda yalan söylediği ortaya çıkarsa, Tahran’daki dini rejim, Avrupa ülkeleri ve Amerika’nın tepkilerine hedef olabilir.

XS
SM
MD
LG