Erişilebilirlik

<li>2001 Amerika'yı şarbon hastalığıyla tanıştırdı</li> - 2001-12-31


Amerika’da biyolojik silah tehlikesi, 2001 yılında tehdit olmaktan çıktı gerçek oldu. Şarbonlu mektuplar 5 kişinin ölümüne 17 kişinin hastalanmasına yolaçtı. 11 Eylül’de Newyork ve Washington’a yapılan terörist saldırılarla başlayan tehdiş eylemleri şarbonlu mektuplarla yeni bir boyut kazandı. Şarbonlu mektup eylemi, teröristlerin Amerika’da biyolojik silahlarla eyleme girişme ihtimalinin sanıldığı kadar zayıf olmadığını kanıtladı. Zaten birçok uzman, özellikle 11 Eylül olaylarından sonra, bu konuda sık sık uyarıda buluyor, küçük bir tarım ilaçlama uçağı veya helikopterden havaya saçılacak mikropların onbinler hatta yüzbinlerce kişinin ölümüne yol açabileceği ileri sürüyordu. Fakat korkulanın aksine şarbon mikrobu havadan değil postadan geldi ve içinde millyonlarca mikrobun bulunduğu birkaç zarf, posta sisteminde geçtiği her yere şarbon saçarak beş kişinin ölümüne sebep oldu. Federal hükümet ve yerel yönetimler çeşitli önlemlerle halkı korumaya çalışırken, halk da, kendi imkanlarıyla can güvenliğini garanti altına almaya uğraşıyordu. Adalet bakanı John Ashcroft, şarbonlu mektup konusunda halka şu uyarıda bulunuyordu:

"Şüpheli bir mektup alırsanız açmayın. Sallamadan bir yere koyun, polisi ve sağlık yetkililerini hemen durumdan haberdar edin."

Şarbonlu mektuplar çok ünlü televizyon spikerleri ve Kongre liderlerine gönderilmişti ancak ölen ve hastalananlar onlar değil, postacılarla, ünlülerin kimsenin tanımadığı yardımcıları oldu. Şarbonlu mektupların fazla olmaması korkunun toplumsal paniğe dönüşmesini önledi. Yine de, şarbon haberlerine paralel olarak gaz maskesi satışlarında olağanüstü bir artış gözlendi. Gaz maskesi üreten şirketler reklâmlarında maskelerin sadece kimyasal değil biolojik silahlara karşı da etkin olduğunu ileri sürüyorlar.

Şarbonlu mektupların faturası Posta İdaresi’ne çıktı. Çünkü ölenlerden ikisi postacıydı. Posta İdaresi şarbonun posta yoluyla daha çok yayılmasını önlemek için milyonlarca Dolar harcamak zorunda kaldı. Dağıtım merkezlerine mikropları öldürecek yeni aygıtlar alındı, mektuplar gecikti, binlerce postacı uzun süre antibiotik almak zorunda kaldı. Posta İdaresi Genel Müdürü John Nolan, halka paniğe gerek olmadığını, her türlü önlemin alındığını söylerken şöyle diyordu:

"Mektupları güvenli bir şekilde dağıtabilmek için yapılabilecek herşeyi yapıyoruz. Sadece kendi personelimiz değil halkın can güvenliğini de düşünüyoruz."

Posta İdaresi’nin yanısıra özel sektör de kendine düşeni yapıyor. Bir şirket, şarbon ve benzeri mikroplarla temas ettiğinde kahverengiye dönecek bir kağıttan zarf yapmaya çalışıyor. Başka bir şirket ise bir bölümü şeffaf zarf imal etmeye başladı. Pencere sayesinde, zarfın içinde tehlikeli bir şey varsa açmadan görmek mümkün. Amerika’da yılda ortalama 200 MİLYAR zarf kullanıldığı dikkate alınırsa sorunun boyutu daha iyi anlaşılıyor.

Şarbon krizi doruğuna çıktığında, başka biyolojik silahlara karşı da önlemler alındı. Büyük kentlere yakın tarım alanlarında ilaçlama uçaklarının uçuşuna izin verilmedi, su depolarına gece gündüz nöbetçi konuldu.

Başkan Bush’un sivil savunma ve terörizmle mücadele dairesi başkanlığına atadığı Tom Ridge, şarbon hastalığıyla ilgili soruşturmadan hâlâ bir sonuç alınamadığına dikkati çekmiş “Ferdi bir eylem miydi yoksa arkasında bir örgüt mü vardı? Yerli miydi yabancı mı? Bu en temel sorulara bile cevap bulabilmiş değiliz.. “ demişti.

Şarbon tehlikesi Amerikalı sağlık görevlilerini gafil avladı. Son 25 yıldır ülkede tek bir şarbon vakası bile görülmediği için kimse ne yapılacağını bilemedi. Örneğin Kongre’ye ait Hart binasına bulaşan şarbon mikrobu hala temizlenemedi. Nedeni ise Amerika’nın bu konuda hiçbir deneyimi olmaması. Toplum Sağlığı konusunda çalışmalar yapan bir kurum ise, federal hükümeti eleştirdi, yerel yönetimlerle, istihbarat örgütleri, hastaneler ve sağlık personeli arasında birtürlü işbirilği kurulamadığnını ileri sürdü. Amerikan Halk Sağlığı Derneği Başkanı doktor Muhammed Aktar şöyle diyor:

"Çeşitli daireler ve bakanlıklar arasında uyum ve işbirliği olmadığından için komuta zinciri de yok. Kime ilaç verilecek? Hangi bina boşaltılacak? Hangi bina kapatılacak? Bunlara birinin karar vermesi gerekiyor ve şu anda bu kim bilmiyoruz."

Eski Sovyet biyolojik silah uzmanı Özbek asıllı bilimadamı Ken Alibeg, Amerika’yı hedef alabilecek yeni terörist saldırının şarbon mikrobundan daha da ölümcül olabileceği görüşünde. 20 yıl süreyle Sovyetler Birliği’nin biyolojik silah programında çalışan Ken Alibeg, Rusların, savaş için, tonlarca şarbon ve çiçek bakterisi ürettiğini söylüyor. 9 yıl önce Rusya’dan kaçarak Amerika’ya yerleşen Alibeg, son zamanlarda, biolojik silahlara karşı alınhacak önlemler konusunda Federal hükümete yardım ediyor. Alibeg “Teröristler ellerinde yeni bir silah bulunduğunun bilincindeler. Bu silahın tüm ülkeyi yıllarca felç edebileceğini de biliyorlar,“ diyor..

Bazı uzmanlar, şarbonlu mektuplarda yabancı teröristlerin rolü olduğuna inanıyor. Alibeg de, Sovyetler Birliği’nin biyolojik siyah programında bir zamanlar en az 7 bin bilimadamının çalıştığını hatırlatıyor, çoğu aylarca maaş alamayan bu kişilerin şimdi ne yaptıklarını, kimler hesabına çalıştıklarını merak ediyor. Bush yönetimi ise resmi bir açıklama yapmamakla birlikte şarbonlu mektuplardan yerli radikal grupları sorumlu olduğu görüşünde. Kongre yeni bir biolojik silah saldırısına karşı hazırlıksız yakalanmamak için 3 milyar Dolarlık ödenek ayırdı. Bu paranın önemli bir bölümü acil sağlık hizmetlerine ayrılacak, antibiyotik ve aşı stoku yapılacak. Senatör Edward Kennedy ödenekle ilgili konuşmasında şöyle dedi:

"Muhtemel bir enerji sıkıntısına karşı nasıl stratejik petrol rezervlerimiz varsa, aynı şekilde, muhtemel bir biyolojik saldırıya karşı da stratejik ilaç ve aşı stoklarımız bulunması gerekiyor."

Şarbonlu mektupları gönderen kişi veya kişilerin bulunması için açılan soruşturma ise tüm hızıyla devam ediyor.

XS
SM
MD
LG