Erişilebilirlik

Siyasi Gelişmelere Yorumlar


Türkiye’deki gelişmeler, Washington’dan da yakından izleniyor. Washington’daki uzmanlar, Türkiye’deki siyasi gelişmeleri nasıl değerlendiriyor? Lehigh Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Henri Barkey ve Washington Enstitüsü Türkiye Programı Direktörü Soner Çağaptay yorumladı.

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) Cumhurbaşkanı adayı Abdullah Gül, Anayasa Mahkemesi’nin seçimin birinci turunu iptal etmesi ve birinci turun tekrarında da 367 milletvekilinin oylmaya katılmaması üzerine, adaylığını geri çekti ve seçim süreci sona erdi. Türkiye, 22 Temmuz’da sandık başına gidiyor. Bu arada, Türkiye’nin pek çok kentinde Cumhuriyet mitingleri yapılıyor ve Türk Silahlı Kuvvetleri 27 Nisan gecesi laiklik vurgusu yapan bir bildiri yayınladı.

Washington Enstitüsü Türkiye Programı Direktörü Soner Çağaptay, Türkiye’de bir gerginlik döneminin başladığını ve dört-beş yıldır süren siyasi istikrarın sona erdiğini söylüyor. “AKP’nin Cumhurbaşkanı adayını belirlerken gerekli istişareleri yapmadığı; devletin başında, partiler üstü olması gereken Cumhurbaşkanı adayını belirlerken toplumun AKP haricindeki kesimlerinin düşüncelerini aday seçimine katmadığı için iplerin koptuğunu söyleyebiliriz.”

Çağaptay, Ankara ve İstanbul’da başlayan, sonra diğer kentlere de yayılan ‘Cumhuriyet Mitingleri’nin önemine işaret ediyor ve Genelkurmay Başkanlığı tarafından yayınlanan bildiriyle birlikte, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, toplumun bu mitinglerde dile getirilen hassasiyetini paylaştığını duyurmak istediğini düşünüyor.

Lehigh Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı ve şu sıralar Washington’daki Wilson Merkezinde araştırma yapan Henri Barkey ise, Genelkurmay bildirisinin Türkiye’de demokrasiye zarar verdiğini söylüyor: “Bence Türk demokrasisine çok büyük zarar verecek bir gelişme. Çünkü, Anayasa Mahkemesi büyük bir ihtimalle Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) istediği bir şekilde karar verecekti. Yani, Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı olmasını nasıl olsa önleyecekti. O zaman, muhtırayı vermenin ne manası vardı? Muhtıranın verilmesiyle Türkiye’nin demokrasisine büyük bir gölge düşmüş oldu.”

Genelkurmay bildirisinin yayınlanmasından bir gün sonra, Amerika’nın Avrupa ve Avrasya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Dan Fried, ısrarlı sorular karşısında, “Taraf tutmuyoruz... Umudumuz Türklerin laik ve demokratik sisteme uygun olarak ve anayasaya bağlı olarak bu siyasi meseleleri kendi yöntemleriyle çözmeleridir...” demişti. Avrupa Birliği yetkililerinin, silahlı kuvvetlerin siyasete karışmaması gerektiğini vurgulayan açıklamalar yapmalarından sonra, Amerika Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice’a Washington’un da benzer görüşte olup olmadığı sorulması üzerine, Rice, Türk demokrasisini ve anayasal sürecini desteklediklerini söyleyerek “evet, benzer görüşteyiz” dedi. Son olarak Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tom Casey, Amerika’nın Türk demokrasisini desteklediğini ve silahlı kuvvetler dahil kimsenin anayasal sürece müdahale etmesini istemediklerini söyledi.

Lehigh Üniversitesi öğretim üyesi Henri Barkey, Amerika’nın ilk etaptaki tutumunu eleştiriyor: “Çok kötü. Yani Amerika’nın ilk söylediği laflar; ‘biz taraf tutmuyoruz’ demesi bence Amerika’ya büyük zarar verdi. Çünkü, Amerika şimdiye kadar hep demokrasiden bahsetmişti. Unutmayın ki, Erbakan’a yapılan müdahaleyi bile o zaman ki Dışişleri Bakanı Madeleine Albright çok sert bir şekilde eleştirmişti ve askerlere uyarıda bulunmuştu.”

Barkey, Washington’un bu tutumunun, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin daha da tepkisini çekmek istememesinden kaynaklanmış olabileceğini düşünüyor.

Washington Enstitüsü uzmanı Soner Çağaptay ise Amerika’nın Türkiye’deki seçim sürecine müdahale ediyormuş gibi görünmek istemediğini söylüyor: “Amerika, bence, bu sürece müdahil görünmemek için açıkça taraf tutmaktan kaçınıyor. Dolayısıyla, ne AKP’yi açıkça eleştiriyor, ne de AKP karşıtı muhalefeti açıkça eleştiriyor.”

Çağaptay, Avrupa Birliği ve Amerika’nın yaklaşımı arasındaki farkı şöyle yorumluyor: “İlk yaklaşım arasında bir ayrım vardı. Avrupa Birliği demokrasiye çok vurgu yaptı; laiklikten hiç bahsetmedi; orduyu eleştirdi. Amerika’ysa hem demokrasiye hem laikliğe vurgu yaptı; orduyu eleştirmekten kaçındı. Daha sonra, Amerika ‘asker’ sözcüğünü telaffuz etti, ama açıkça eleştirmekten kaçındı. Avrupa Birliği ise, laikliğe vurgu yapmaya başladı. Avrupa Birliği geçmişteki söyleminden daha çok sıyrıldı diyebiliriz. Özellikle bu laiklik vurgusu çok önemli. Avrupa Birliği, Türkiye’de laikliğin ‘olmazsa olmaz’ bir koşul olduğunun ve laiklik olmadan demokrasinin yaşayamayacağının farkında olduğunu gösteriyor. Bu bence Amerika’nın da görüşü. Dolayısıyla Avrupa Birliği ve Amerika benzer şeyler söylemeye başladılar.”

Olası Seçim Sonuçları

Türkiye, 22 Temmuz’da sandık başına gidecek. Beklentiler hangi yönde?

Soner Çağaptay, AKP’nin yanı sıra, merkez sağ ve merkez soldaki birleşmelerden sonra bu kesimlerden birer partinin; Milliyetçi kanattan da bir partinin meclise girmesinin muhtemel olduğunu söylüyor. Çağaptay, Demokratik Toplum Partililerin de bağımsız olarak aday olmasıyla, Meclis’te farklı bir yapı olacağını söylüyor.

Çağaptay şöyle konuştu: “Oy ortalaması ne olursa olsun, AKP’nin ezici bir çoğunlukla hükümet kurması artık mümkün görünmüyor.”

Lehigh Üniversitesi öğretim üyesi Henri Barkey ise, seçimlerden sonra Meclis’e yine iki parti girmesi ihtimali üzerinde duruyor: ”Bence Meclis’te yine iki parti olacak. Türkiye’de şu anda bir kutuplaşma görüyoruz. Dolayısıyla halk iki değişik partiye oy verecek ve iki parti Meclis’e girebilecek... Eğer AKP Meclis'teki sandalye sayısının üçte ikisini tutturursa, Türkiye’de büyük bir kriz çıkacak. Çünkü, o zaman, Cumhurbaşkanı seçimine gidilince, kimse onları durduramayacak.”

Türkiye’deki siyasi gelişmeler Amerika’da yakından izleniyor. Başlıca gazetelerde hemen her gün bu konuda yorumlara rastlanıyor.

XS
SM
MD
LG