Erişilebilirlik

'İnsan Hakları İhlalleri Sürüyor'


İnsan Hakları Gözlem, Amerika’nın insan hakları alanında artık liderlik yapamayacağı ileri sürüldü. Merkezi New York'ta bulunan örgütün yeni raporunda, terör zanlılarına kötü muamele ettiği için Amerika’nın bu alandaki nüfuz ve itibarını kaybettiği belirtiliyor.

2007 raporunda, Avrupa Birliği’nden, çoğunlukla karar almak zorunda olmasına rağmen, liderlik rolünü üstlenmesi de isteniyor.

Raporda en çok eleştirilen ülkelerin başında Rusya ve Çin geliyor. Örgüt, iki ülkenin insan hakları konusunda geriye kaydığını ve nüfuzların artırmak için diktatörleri destelemekten kaçınmadığını ileri sürüyor.

75 ülkenin eleştirildiği raporda, Suriye ve Suudi Arabistan diktatörlük olarak niteleniyor, Türkiye ise insan haklarıyla ilgili kararları uygulamaya koymamakla suçlanıyor. Raporda, emniyet teşkilatı ve silahlı kuvvetlerin reform çabalarına direndiği, gösteri yapanlara karşı aşırı kuvvete başvurulduğu ve düşüncelerinden ötürü en az 50 kişi hakkında dava açıldığı vurgulanıyor.

Raporda, Türkiye’nin, geçen yıl, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde, işkence, ifade özgürlüğü ve diğer insan hakları ihlalleriyle ilgili 200 davayı kaybettiğine dikkat çekiliyor.

Türkiye Ülke Özeti

"Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın hükümeti, geçtiğimiz yıllarda insan hakları alanında gösterilen ilerlemeyi pekiştirecek reformları gerçekleştirmedi. Ordu da dahil olmak üzere değişime karşı çıkan devlet içinde bulunan kadrolar, reformlara direnmeye devam ediyor. Kürdistan İşçi Partisi (PKK)’nin Ekim ayında ateşkes ilan etmesinden sonra çatışmalar azaldı. Ancak, yasadışı silahlı grupların yanısıra, güvenlik güçleri içindeki başına buyruk unsurlar da reform sürecini tehdit eden şiddet eylemlerine devam ettiler. Printer Friendly Version Also Available in Related Material World Report 2007 Report, January 11, 2007 Free Email Newsletter Contribute to Human Rights Watch Ölümcül Kuvvetin Gerekçesiz Kullanımı Güvenlik güçlerinin, hem genel polislik görevlerinde hem de protestoculara müdahalesi sırasında ayrım gözetmeyen ve gerekçesiz ölümcül kuvvet kullanımında keskin bir artış gözlendi. Mart ayında PKK militanlarının cenazesine katılan gençler polisle çatışarak taş ve petrol bombaları attılar. Diyarbakır’da ve diğer şehirlerde bunun ardından devam eden sokak savaşları sırasında polis, taş atan ayaklanmacılara ateş açmak ve gaz bombası atmak suretiyle, olaylarla ilgisi olmayan vatandaşlar ve 10 yaşından küçük dört çocuk dahil olmak üzere toplam sekiz kişiyi öldürdü. 2006’daki başka olaylarda polis, yanlışlık sonucu ya da dur ihtarına uymadıkları için 13 kişiyi öldürdü. Hükümet, bu ölümlere yol açan ölümcül kuvvet kullanımları hakkında soruşturma açmak yerine, Haziran ayında Anti-Terör yasasını değiştirerek, güvenlik güçlerinin “doğrudan ve gecikmeden silah kullanımına” yetki verdi. Polis Karakollarında İşkence ve Kötü Muamele İşkence ve kötü muamele bildirimleri, 1990’ların ortasındakine kıyasla çok daha düşük seyretmeye devam etti. Ancak, Mart ayında Diyarbakır’da çıkan karışıklıklar sırasında, yaklaşık iki yüzü çocuk, yüzlerce kişi gözaltına alındı ve kötü muameleye tabi tutuldukları iddiasında bulundular. Bu dönemde göz altına alınanların tamamına yakınının dövüldüğü, elbiselerinin çıkarıldığı, soğuk suyla ıslatıldığı ve/veya aç bırakıldığı bildirildi. İfade Özgürlüğü Elliden fazla kişi, din, etnik köken ve ordunun rolü gibi tartışmalı konuları sorgulayan ifade ya da konuşmaları nedeniyle yargılandı. Hükümet ifade özgürlüğünü sınırlayan kanunları kaldırmadı. Nisan ayında Adana’da bir mahkeme, yayıncı Sabri Ejder Öziç’i, parlamentonun yabancı birliklerin Türk topraklarında faaliyet göstermesine izin veren bir kararı “terör” olarak nitelendirdiği için, Türk Ceza Yasasının 301. maddesine göre “meclise hakaret etmek”ten dolayı altı ay hapse mahkum etti. Öziç temyiz kararını beklediği şu sıralarda tutuksuz. Yargıtay Temmuz ayında, Agos (Saban İzi) gazetesi editörü Hrant Dink’e, 1915 yılında Anadolu Ermenilere karşı toplu öldürmelere dair bir yazısından dolayı, 301. maddeye göre “Türklüğe hakaret ettiği” gerekçesiyle verilen altı ay hapis cezasını durdurdu ama Dink hakkında başka yazıları nedeniyle yapılan suçlamalar devam ediyor. Eylül ayında İngiliz sanatçı Michael Dickinson, Başbakan Erdoğan’ı ABD Başkanı Bush’un finosu olarak gösteren bir kolaj yayınladığı için iki hafta tutuklu kaldı ve ardından sınır dışı edildi. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün ilk eşi Latife Uşaklıgil’in biyografisini yazan İpek Çalışlar, Atatürk’ü koruma kanununa göre mahkemeye verildi. Çalışlar’ın bir gazete röportajı sırasında, Mustafa Kemal’in 1923 yılında silahlı bir hasmından kurtulmak için eşinin çarşafını giydiğini aktardığı hikaye, savcıya göre utanç vericiydi. Azınlık Hakları Radyo Televizyon Üst Kurulu, günde bir saatle sınırlı da olsa, nihayet özel Kürtçe radyo ve televizyon yayınına izin veren önemli adımı attı. Azınlık dilleri ile ilgili diğer dillerin kamusal alanda kullanımı ile ilgili sınırlamalar devam ediyor. Örneğin bir mahkeme Nisan ayında, dernek içi işlerini Kürtçe yaparak Dernekler Kanununu ihlal ettiği gerekçesiyle Kürt Demokratik Kültür ve Dayanışma Derneği (Kürt-Der)’i, kapattı. İnsan Hakları Savunucuları İnsan Hakları Savunucuları sürekli olarak gözetim altın alınıyor, çoğu zaman halka açık toplantılar yapmalarına engel olunuyor ve sık sık konuşma ve toplanmayla ilgili suçlar nedeniyle haklarında soruşturma açılıyor. İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul şubesi başkanı Eren Keskin Mart ayında, askerlerin kadınları cinsel olarak taciz ettiğini açıkladığı için 10 ay hapis cezasına çarptırıldı ve bu ceza sonra para cezasına dönüştürüldü. Diyarbakır Ceza Mahkemesi Ekim ayında, İHD Bingöl şubesi eski başkanı Rıdvan Kızgın’ı, 2003 yılında Bingöl’ün Yumaklı köyünde beş köylünün iddiaya göre güvenlik güçleri tarafından öldürülmesiyle ilgili bir rapor hazırladığı için, “yasadışı bir örgüte yataklık yapmak” suçuyla üç yıl dokuz ay hapis cezasına çarptırdı. Sağcı gruplar, Temmuz ayında Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı’nın (TESEV) tarafından yerinden edilenler hakkında yapılan bir basın toplantısı da dahil olmak üzere, insan hakları örgütleri tarafından yapılan faaliyetlere müdahale etti. Yine Temmuz ayında, İnsan Hakları ve Mazlumlarla Dayanışma Derneği (Mazlum-Der) başkanı Ayhan Bilgen, 1998 yılında İHD başkanı Akın Birdal’a yapılan ve Birdal’ın neredeyse ölümüyle sonuçlanan saldırıdan önce yapılan tehditlere benzer şekilde, Türk İntikam Tugayı (TİT) tarafından ölümle tehdit edildiği gerekçesiyle polis koruması istedi. Yerinden Edilenler Türk hükümeti, 1980’li ve 1990’lı yıllarda PKK ile yapılan silahlı çatışmalar sırasında ordu tarafından köylerini terk etmeye zorlanan, yerinden edilmiş tahmini 378.335 köylünün geri dönüşünü sağlamakta yeterli gayret göstermedi. Hükümet, çatışmalar sırasında ordu tarafından tahrip edilen köylerin çoğunda, temel alt yapıyı rehabilitasyon çalışmalarını gerçekleştirmedi. Bir çok köyün hala elektriği, telefonu, yolu ve okulu yok. Dahası, bazı bölgelerdeki güvenlik koşulları hala kötü; hükümet tarafından PKK ile savaşmaları için silahlandırılan ve maaş verilen Kürtlerden oluşan 58.000 köy korucusu birlikleri, sık sık terkedilen arazileri işgal ediyor ya da kullanıyor ve son dört yılda, içlerinde geri dönmek isteyenlerin de bulunduğu 18 kişiyi öldürdüler. Yerinden edilenlerden köylerine geri dönenler, evlerini yeniden yapacak ya da yeniden tarıma başlamalarını sağlayacak maddi imkanlardan yoksunlar. 2004 yılında çıkarılan Tazminat Kanunu’nun amacı, yerinden edilenlerden köylerine geri dönenlere maddi imkan sağlamak idi, ancak bazı yerel zarar tespit komisyonları, yerinden edilenlere (3.000 $ gibi) alay edercesine düşük miktarlarda tazminat verdi ya da tazminat taleplerini tümden reddetti. Ordu ve Yasadışı Silahlı Gruplarının Bombalamaları 2005 Kasım’ında Hakkari ili Şemdinli’de bir kitapçı dükkanına atılan bir el bombası, bir kişiyi öldürdü, sekiz kişiyi de yaraladı. Yerel halk olay yerinde bulunan üç jandarmayı yakaladı. Olay yerine gelen bir jandarma zırhlısı, kalabalığa ateş açarak bir kişiyi daha öldürdü. Haziran ayında Van Ceza Mahkemesi bu jandarmalardan ikisini, adam öldürmek ve çete oluşturmak suçuyla 39 yıl hapis cezasına çarptırdı. Kürdistan Özgürlük Şahinleri (TAK) tarafından Türkiye’nin batısında nuhtelif yerlere yerleştirilen bombalar sekiz kişiyi öldürdü, çok sayıda kişiyi de yaraladı. Diyarbakır’da yedisi çocuk 11 kişinin ölümüyle sonuçlanan bombalamanın sorumluluğunu ise sağcı TİT üstlendi. Bu grupların kimlikleri ve statüleri belirsiz ama Türkiye’nin kırılgan reform süreci üzerinde ciddi bir tehdit oluşturuyorlar. Din Özgürlüğü Dini sebeplerle başörtüsü takan kadınların yüksek öğrenim, kamu hizmeti ya da siyasi hayata erişimi hala yasak. Ancak, 2006 yılında yasak devlet kurumlarının ötesinde çok daha yaygın şekilde uygulandı. Danıştay 2005 sonunda, öğretmen Aytaç Kılınç’ın, okul dışında da olsa başörtüsü taktığı için terfi edemeyeceğine hükmetti. Görevliler, okul törenleri ya da yüzme havuzuna giden çocuklarına eşlik eden annelerin başörtülerine de yasak getirdiler; avukatlar ve gazeteciler, başörtülerini çıkarmayı reddettikleri için mahkeme salonlarından ve üniversitelerdeki toplantılardan çıkarıldılar. Uluslararası Kilit Kurumlar Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) adaylığı, ülkede insan haklarına saygıyı geliştirmek için en etkili uluslararası faktör olmaya devam ediyor. AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, reformlardaki yetersizliği açıkça dile getirirken, Türkiye’nin Avrupa’yla bütünleştirilmesi konusunda Komisyon’un kararlılığını tekrar tekrar vurguladı. AB’nin Kasım ayında yayınlanan Türkiye İlerleme Raporu, ordunun “belirgin siyasi nüfuzu”na dikkat çekti ve ordu mensuplarının kamuoyu açıklamalarının askeri ve güvenlikle ilgili konularla sınırlı kalmasını önerdi. Rapor, ifade özgürlüğü ile ilgili süregiden ihlalleri eleştirdi ve Türkiye’nin azınlık haklarının sağlanması konusunda çok az ilerleme kaydetmesine dikkat çekti. Eylül ayında Avrupa Konseyi’nin İşkenceyi Önleme Komitesi (İÖK), Aralık 2005’te Türkiye’ye yaptığı ziyaretle ilgili raporunu açıkladı. Rapor, işkenceyle mücadele konusunda “umut verici” gelişmelere dikkat çekti ama bazı polis karakollarındaki dayak ve hayaların sıkılması vakaları da dahil olmak üzere, süregiden ihllaller konusunda endişelerini de dile getirdi. İÖK, psikiyatri kurumlarında anestetik ve kas gevşetici ilaçlar verilmeksizin yapılan elektrokonvulsif terapi uygulamalarının yaygınlığına dikkat çekti ve kapsamlı bir ruh sağlığı kanunu çıkarılmasını önerdi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 2006’da işkence, adil olmayan yargılama, ifade özgürlüğü ve yasadışı infaz ve başka ihlallerden dolayı Türkiye aleyhine yaklaşık 200 karar verdi. Örneğin Ocak ayında mahkeme, Türkiye’nin, 1996 yılında polis tarafından evlerinden alındıktan sonra “ortadan kaybolan” evli çift, Fahriye ve Mahmut Mordeniz’in yaşam hakkını ihlal ettiğini hükme bağladı. (Mordeniz-Türkiye davası). Türkiye 2006 yılında BM insan hakları izleyicileri tarafından üç kez ziyaret edildi. BM’nin terörle mücadele sırasında insan hakları ve temel özgürlüklerin korunması özel raportörü Martin Scheinin, Şubat ayında ülkeyi ziyaret etti. Scheinin, güneydoğudaki durumla ilgili yorumlarında, Türkiye’deki tecrübelerin, “terörle mücadele çerçevesinde devletin önlemlerinin bazılarının, insan haklarıyla uyumsuz sonuçlara yol açabileceğini” gösterdiğini ifade etti. Scheinin, Türkiye’nin terörle mücadele yasasındaki terör tanımının çok geniş kapsamlı tutulmasıyla ilgili endişelerini de dile getirdi. Kadınlara karşı şiddet kullanımı özel raportörü Yakın Ertürk, ülkenin bazı bölgelerinde sıkça yaşanan kadın ve genç kız intiharlarını özel olarak araştırmak üzere Mayıs ayında Türkiye’ye geldi. Ertürk, “ataerkil aile yapısı ve bundan kaynaklanan insan hakları ihlallerinin—örneğin genç yaşta aile zoruyla yapılan evliliklerin, hane içi şiddetin ve üreme haklarının esirgenmesi—el ele gittiğini ve Türkiye’nin doğu ve güneydoğusunda kadın ve kızlar arasında görülen intiharlarda en belirgin etkenlerın bunlar olduğunu tespit etti. BM’nin keyfi gözaltı çalışma grubu, Ekim ayında Türkiye’ye yaptığı ziyaretin sonuçlarını açıklarken, işkence ve keyfi gözaltılara karşı 2005 yılında yapılan yasal düzenlemelerin, terörle ilgili suç işlediğinden şüphelenilen bireyleri kapsamaması ve “uygulamada Türkiye’de iki ayrı cezai adalet sistemi” yaratacağı hakkındaki “ciddi endişelerini” dile getirdi."

XS
SM
MD
LG