Erişilebilirlik

1 Nisan 2005: Schiavo'nun Ölümü Ardından Tartışmalar Dikkat Çekiyor


Washington Post, Schiavo’nun ölümüyle hukuk tartışmasının sona erdiğini ancak olayın ahlaki boyutuna ilişkin tartışmaların süreceğini yazıyor. Tıptaki gelişmeler sayesinde ani ölüm sayılarının azaldığını ve giderek daha fazla insanın ölmeden önce yıllarca bakıma muhtaç hale geldiğini vurgulayan gazete, bu gelişmenin duygusal, ahlaki ve ekonomik boyutlarının da kapsamlı olarak tartışılması gerektiğini savunuyor. Ölüm kavramının tabu olmaktan çıkarılmasını isteyen gazete şunları yazıyor.

"Ölüm, filmlerde genellikle silahlı çatışmalar veya hastalıklara karşı verilen kahramanca mücadele olarak tasvir edilir. Ancak hayatın sonu, acı çekme, bunama ve ekonomik maliyet gibi sorunların yaşandığı bakımevlerinde ölümün eşiğinde yaşayanlardan pek bahsedilmez. Birçok dindar kişi, inançlarından dolayı yaşamı kutsal kabul eder. Diğerleri ise, insan doğasındaki yaşama içgüdüsüyle kendi yok oluşunu kabul etmekte zorlanır. Ancak özgür bir toplumda, farklı düşünenlere; hayatı uzatan tıbbi müdahalelere belirli bir sınır koymak ya da tıbbi destekle intihar etme tercihini kullananlara da saygı duyulmalıdır."

USA Today gazetesi de Schiavo olayının, devletin insan yaşamının sona erdirilmesi konusundaki rolüne ilişkin bir tartışma başlattığına dikkat çekiyor. Kongrede alelacele kabul edilen bir yasayla konunun federal düzeye de taşındığını hatırlatan gazete, yaşama hakkı ile ölme hakkı arasındaki tartışmanın toplumsal düzeyde de bölünmelere yol açtığını ifade ediyor:

"Aynı sorun dünyadaki diğer ülkelerde de yaşanıyor ve her ülke kendi kültürüne ve sağlık sistemine uygun bir çözüm geliştiriyor. Örneğin Hollanda’da ötenazi ve doktor destekli intihar kabul görürken, Rusya’da bu tür uygulamalar doğru bulunmuyor. Aslında bu gözle bakıldığında, Schiavo, modern tıp çağında kültürel açıdan Amerika’nın kendisini en rahat hissettiği bir alanda tartışma başlatarak ülkesine büyük bir iyilik yapmış oldu."

Christian Science Monitor’de ise, İsrail’in Gazze Şeridi’nden çekilme planıyla ilgili bir yazı dikkat çekiyor. Temmuz ayında uygulamaya konacak olan planın önündeki son yasal engelin de kalktığını belirten gazete, İsrail başbakanı Ariel Şaron’un bu uğurda büyük siyasi bedeller ödediğini vurguluyor. Ancak gazete, Şaron’un Gazze’den çekilirken Batı Şeria’daki Yahudi yerleşimlerini genişletme planına Amerika’nın ciddi bir tepki göstermemesini eleştiriyor:

"Yerleşim birimleri konusunda gerçekten baskı uygulayabilecek tek güç olan Amerika’nın bu konudaki yumuşak tavrı rahatsızlık verici boyutta. Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, yeni yerleşim birimleri kurulmasını onaylamadığını söyledi, ama aynı zamanda nihai statüye ilişkin bir anlaşmada, büyük ölçekli Yahudi yerleşim birimlerinin ve fiili durumdaki değişikliklerin hesaba katılması gerektiği yönünde bir açıklama yaptı. Şaron’un 11 Nisan’da Bush’la yapacağı görüşmede Gazze konusunu gündeme getirmesi bekleniyor. Bush, Filistin devleti düşüncesini de göz ardı etmemeli ve yerleşim birimleri konusunda Şaron’a hesap sormalıdır."

Washington Times editörlerinden Arnaud de Borcgrave ise, zengin petrol yataklarına sahip Kerkük’ün statüsü konusunu ele alıyor. Yazar, İngilizlerin Irak’taki demokrasi çabalarının önünde asıl engel olarak isyancıları değil Kerkük sorununu gördüklerini aktarıyor. Kerkük sorununun Türkiye, Suriye ve İran’ı da içine çekebilecek bir iç savaşa yol açabileceğini belirten yazar, son dönemde Kerkük’te Kürtlerle diğer gruplar arasındaki çatışmaların arttığına dikkat çekiyor:

"Amerika’nın amacı üniter, demokratik bir Irak’tır. Eğer Kürtler kendi bildiklerini yaparsa, güneydeki Şiiler de Irak petrolünün yüzde 60’ına sahip çıkarak, İran’la daha yakın ilişkiler geliştirir. Bu durumda, ülkenin orta kesimlerinde yaşayan Sünnilerin isyanı daha üst noktalara taşınır. Görüşmelerin başarısızlıkla sonuçlanması bir felakete yol açabilir."

XS
SM
MD
LG